Kafkasya

Azerbaycan Fransa İlişkilerindeki Gerginlik ve Karabağ Sorunu

13 Ocak 2021 18:25

Dünyanın birçok bölgesinde önemli (y)etkileri olan Fransa’nın Güney Kafkasya’da söz sahibi olma yolunda gayreti açık bir şekilde görülmektedir.

Dünyanın nükleer güçlerinden sayılan Fransa devletinin oldukça kapsamlı bir emperyalizm deneyimi vardır ki, bunu dünyanın birçok yerinde, özellikle de Afrika’da görmek mümkündür. Sadece Afrika kıtasında değil aynı zamanda dünyanın birçok bölgesinde önemli (y)etkileri olan Fransa’nın Güney Kafkasya’da söz sahibi olma yolunda gayreti açık bir şekilde görülmektedir. Bu bağlamda bölgedeki ana ortağı elbette Ermenistan’dır ki, bunun da başlıca nedeni elbette Fransa’daki Ermeni diasporasıyla ilgilidir. Fransa ile Ermeniler arasındaki ilişkiler haçlı seferlerine dayanıyor. Küçük Asya’daki Ermenilerin küçük feodal devletleri, Selçuklulara karşı zaman zaman Fransızlar da dahil olmak üzere Avrupalılarla ittifak kurdular. Türklere karşı savaşmış olan Ermenistan Çarı VI Levon, Fransada Saint-Denis Manastırı’na gömüldü. Bütün bunlardan Fransız dış politikasının ana hatlarına açıklık getirmek için bir giriş olarak bahsetmiştim. Çünkü Fransızlar zaman zaman ne kadar kültürel davranmaya çalışırlarsa çalışsınlar Azerbaycan onlar için bir Türk ve İslam devletidir. Ancak Azerbaycanın Fransa’nın Güney Kafkasya’daki ana ekonomik ticaret ortağı olması ilginçtir.

Paris, 31 Aralık 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdı. Türkiye’den sonra böyle bir karar alan ikinci ülke olan Fransa, 21 Şubat 1992’de Azerbaycan ile diplomatik ilişkiler kurdu ve 19 Mart’ta Bakü’de büyükelçiliğini açtı. 23 Mart 1995’te Budapeşte’de yapılan AGİT zirvesinde, Fransa, Rusya ve ABD ile birlikte Minsk Grubu’nun eş başkanlığını yaptı ve çatışmaya barışçıl bir çözüm bulmakla görevlendirildi. Ancak Fransa, bir eşbaşkan gibi bu alanda ciddi bir adım atmadı.

AGİT Minsk Grubu eşbaşkanı olarak Fransa’nın Güney Kafkasya’da daha dengeli bir politika izlemesi gerekiyordu. Ancak Fransız devletinin Güney Kafkasya’da Ermenistan’a karşı özel bir tutumu vardı. Fransız siyasi liderliği her konuda Ermenistan’ı destekledi. Fransa’nın bunu Güney Kafkasya’da büyüyen Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine karşı yapması mümkün. Gürcüler ise daha çok Amerikan etkisindeydiler. Dolayısıyla Fransızlar, tarihi müttefikleri Ermenistan ile ilişkilerinin yoğunluğunu gizlemediler.

Azerbaycan, Fransa’daki durumun farkında olmasına rağmen Fransa ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır hep. Bu bağlamda Fransa’nın Güney Kafkasya’daki ana ticaret ortağı olan Azerbaycan’ın geçen yıl Fransa’nın Güney Kafkasya’daki üç ülke ile toplam ticaretinin yüzde 62,4’ünü oluşturması tesadüf değildir. Bu yılın ilk beş ayında iki ülke arasındaki ticaret cirosu geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53’ün üzerinde arttı. Geçen yıl ticaret cirosu 624,7 milyon $ olarak gerçekleşmiştir. İkili ilişkiler bununla da kifayetlenmemiştir. Şöyle ki, Haydar Aliyev Vakfı’nın yürüttüğü çok yönlü restore faaliyet programları çerçevesinde Fransa’daki dünya kültür mirasının en güzel örneklerini görmek de mümkündür.

Bunlar arasında Paris’teki Versailles Sarayı parkındaki evrensel anıtların restorasyonu, Strasbourg’daki 15. yüzyıl katedralinin beş vitrini ve Louvre’da İslam Sanatları Bölümü’nün kurulması yer almaktadır. Ancak görünen o ki, tüm bunlar dünyadaki laik devletin mimarları olan Fransızlar için o kadar önemli değildir ki, Fransız siyasetçiler Ermeni diasporasından daha fazla destek alma dolayısıyla Azerbaycan ile olan ilişkilerini ikinci plana atmak zorundaydılar. Özellikle Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yoğun gelişimi ve bölgede güçlü bir Türkiye’den endişe duyan Fransa hükumeti bölgedeki ortağı olan Ermenistana gerekli desteği sağlamaktadır

Azerbaycan-Fransa ilişkilerinin geleceğine ilişkin görüşlerimizi şu şekilde özetleyebiliriz:

• Azerbaycan’ın ihracat potansiyelindeki artış Fransa’nın dikkatinden kaçamaz. Azerbaycan, Avrupa enerji güvenliği sistemindeki ağırlığını artırıyor. Fransa aynı zamanda Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biridir. Azerbaycan aynı zamanda Fransa ile ilişkilerinde Fransa’nın Avrupa pazarındaki yerini de dikkate alıyor. Bu nedenle Fransa ile ilişkilerde ekonomik etkiyi artırmak Azerbaycan’ın çıkarına. Çünkü uluslararası ilişkilerde ekonominin önemi artıyor. Bir devleti yalnızca tarihsel nedenlerle desteklemek artık pratik değil. Azerbaycan bu konuda Fransa’ya daha önemli önerilerde bulunabilir. Ermenistan’ın aksine. Fransa bunu dikkate almalıdır.

• Azerbaycan ile Fransa arasında ki ilişkilerin geleceğine gelince, birçok faktöre bağlı. Öncelikle Fransız liderliği Macron’un dış politika yaklaşımını sürdürürse, bu ilişkilerin gelişmesine olumsuz etki edebilir. Son konuşmalarından birinde Macron, 44 günlük savaş sırasında Ermenistan ile birlikte olduğunu belirtti. Aynı zamanda, Paris Belediye Başkanlığı, Dağlık Karabağ’ı bağımsız olarak tanıdı. Benzer bir adım daha sonra Fransız Senatosu tarafından atıldı. Bütün bunlar Azerbaycan başta olmak üzere Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in sert tepkisiyle karşılandı. Daha sonra Fransızlar sözlerini düzeltmeye çalıştı. Macron, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu söyledi. Bu büyük olasılıkla Fransız iş çevrelerinin etkisinden kaynaklanıyordu. Türk-Fransız ilişkilerinin yanı sıra Fransız-İslam ilişkileri de Azerbaycan ile ilişkileri etkileyecek.

• Böylece bundan böyle Azerbaycan’ın dış politikası kesinlikle Türkiye ile koordine edilecektir. Türkiye, Azerbaycan için kardeş ve müttefik bir devlettir. Güney Kafkasya’daki varlığı her geçen gün artıyor. Ancak Azerbaycan siyasi çevrelerinde Avrupa entegrasyonunun destekçileri var. Çoğunlukla Avrupa finans çevreleriyle çalışıyorlar. Ancak Fransa’nın Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olması Azerbaycan için de önemli. Bu nedenle ileride Fransa ile ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmalar yapılacaktır. Ama tüm bunlar kesinlikle Türkiye ile bağlantılı olarak yapılacaktır.

• Fransız siyasi otoritelerinin gelecekteki kararlarının yönü de ilişkileri etkileyecektir. Azerbaycan’ın gelecekteki entegrasyon eğilimlerindeki değişiklikler de ilişkileri etkileyebilir. Böylelikle Türkiye’nin katılımıyla Azerbaycan’ın Avrupa merkezli değil Türk-İslam eğilimli olması ihtimali giderek artıyor. Elbette bu, ülke içinde ciddi sistem reformları gerektiriyor.

Azer HUSEYNOV - Uluslararası Gözlem ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (UGSAM)

Dünyanın nükleer güçlerinden sayılan Fransa devletinin oldukça kapsamlı bir emperyalizm deneyimi vardır ki, bunu dünyanın birçok yerinde, özellikle de Afrika’da görmek mümkündür. Sadece Afrika kıtasında değil aynı zamanda dünyanın birçok bölgesinde önemli (y)etkileri olan Fransa’nın Güney Kafkasya’da söz sahibi olma yolunda gayreti açık bir şekilde görülmektedir. Bu bağlamda bölgedeki ana ortağı elbette Ermenistan’dır ki, bunun da başlıca nedeni elbette Fransa’daki Ermeni diasporasıyla ilgilidir. Fransa ile Ermeniler arasındaki ilişkiler haçlı seferlerine dayanıyor. Küçük Asya’daki Ermenilerin küçük feodal devletleri, Selçuklulara karşı zaman zaman Fransızlar da dahil olmak üzere Avrupalılarla ittifak kurdular. Türklere karşı savaşmış olan Ermenistan Çarı VI Levon, Fransada Saint-Denis Manastırı’na gömüldü. Bütün bunlardan Fransız dış politikasının ana hatlarına açıklık getirmek için bir giriş olarak bahsetmiştim. Çünkü Fransızlar zaman zaman ne kadar kültürel davranmaya çalışırlarsa çalışsınlar Azerbaycan onlar için bir Türk ve İslam devletidir. Ancak Azerbaycanın Fransa’nın Güney Kafkasya’daki ana ekonomik ticaret ortağı olması ilginçtir.

Paris, 31 Aralık 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdı. Türkiye’den sonra böyle bir karar alan ikinci ülke olan Fransa, 21 Şubat 1992’de Azerbaycan ile diplomatik ilişkiler kurdu ve 19 Mart’ta Bakü’de büyükelçiliğini açtı. 23 Mart 1995’te Budapeşte’de yapılan AGİT zirvesinde, Fransa, Rusya ve ABD ile birlikte Minsk Grubu’nun eş başkanlığını yaptı ve çatışmaya barışçıl bir çözüm bulmakla görevlendirildi. Ancak Fransa, bir eşbaşkan gibi bu alanda ciddi bir adım atmadı.

AGİT Minsk Grubu eşbaşkanı olarak Fransa’nın Güney Kafkasya’da daha dengeli bir politika izlemesi gerekiyordu. Ancak Fransız devletinin Güney Kafkasya’da Ermenistan’a karşı özel bir tutumu vardı. Fransız siyasi liderliği her konuda Ermenistan’ı destekledi. Fransa’nın bunu Güney Kafkasya’da büyüyen Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine karşı yapması mümkün. Gürcüler ise daha çok Amerikan etkisindeydiler. Dolayısıyla Fransızlar, tarihi müttefikleri Ermenistan ile ilişkilerinin yoğunluğunu gizlemediler.

Azerbaycan, Fransa’daki durumun farkında olmasına rağmen Fransa ile ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır hep. Bu bağlamda Fransa’nın Güney Kafkasya’daki ana ticaret ortağı olan Azerbaycan’ın geçen yıl Fransa’nın Güney Kafkasya’daki üç ülke ile toplam ticaretinin yüzde 62,4’ünü oluşturması tesadüf değildir. Bu yılın ilk beş ayında iki ülke arasındaki ticaret cirosu geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53’ün üzerinde arttı. Geçen yıl ticaret cirosu 624,7 milyon $ olarak gerçekleşmiştir. İkili ilişkiler bununla da kifayetlenmemiştir. Şöyle ki, Haydar Aliyev Vakfı’nın yürüttüğü çok yönlü restore faaliyet programları çerçevesinde Fransa’daki dünya kültür mirasının en güzel örneklerini görmek de mümkündür.

Bunlar arasında Paris’teki Versailles Sarayı parkındaki evrensel anıtların restorasyonu, Strasbourg’daki 15. yüzyıl katedralinin beş vitrini ve Louvre’da İslam Sanatları Bölümü’nün kurulması yer almaktadır. Ancak görünen o ki, tüm bunlar dünyadaki laik devletin mimarları olan Fransızlar için o kadar önemli değildir ki, Fransız siyasetçiler Ermeni diasporasından daha fazla destek alma dolayısıyla Azerbaycan ile olan ilişkilerini ikinci plana atmak zorundaydılar. Özellikle Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin yoğun gelişimi ve bölgede güçlü bir Türkiye’den endişe duyan Fransa hükumeti bölgedeki ortağı olan Ermenistana gerekli desteği sağlamaktadır

Azerbaycan-Fransa ilişkilerinin geleceğine ilişkin görüşlerimizi şu şekilde özetleyebiliriz:

• Azerbaycan’ın ihracat potansiyelindeki artış Fransa’nın dikkatinden kaçamaz. Azerbaycan, Avrupa enerji güvenliği sistemindeki ağırlığını artırıyor. Fransa aynı zamanda Avrupa’nın en önemli ülkelerinden biridir. Azerbaycan aynı zamanda Fransa ile ilişkilerinde Fransa’nın Avrupa pazarındaki yerini de dikkate alıyor. Bu nedenle Fransa ile ilişkilerde ekonomik etkiyi artırmak Azerbaycan’ın çıkarına. Çünkü uluslararası ilişkilerde ekonominin önemi artıyor. Bir devleti yalnızca tarihsel nedenlerle desteklemek artık pratik değil. Azerbaycan bu konuda Fransa’ya daha önemli önerilerde bulunabilir. Ermenistan’ın aksine. Fransa bunu dikkate almalıdır.

• Azerbaycan ile Fransa arasında ki ilişkilerin geleceğine gelince, birçok faktöre bağlı. Öncelikle Fransız liderliği Macron’un dış politika yaklaşımını sürdürürse, bu ilişkilerin gelişmesine olumsuz etki edebilir. Son konuşmalarından birinde Macron, 44 günlük savaş sırasında Ermenistan ile birlikte olduğunu belirtti. Aynı zamanda, Paris Belediye Başkanlığı, Dağlık Karabağ’ı bağımsız olarak tanıdı. Benzer bir adım daha sonra Fransız Senatosu tarafından atıldı. Bütün bunlar Azerbaycan başta olmak üzere Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in sert tepkisiyle karşılandı. Daha sonra Fransızlar sözlerini düzeltmeye çalıştı. Macron, Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğunu söyledi. Bu büyük olasılıkla Fransız iş çevrelerinin etkisinden kaynaklanıyordu. Türk-Fransız ilişkilerinin yanı sıra Fransız-İslam ilişkileri de Azerbaycan ile ilişkileri etkileyecek.

• Böylece bundan böyle Azerbaycan’ın dış politikası kesinlikle Türkiye ile koordine edilecektir. Türkiye, Azerbaycan için kardeş ve müttefik bir devlettir. Güney Kafkasya’daki varlığı her geçen gün artıyor. Ancak Azerbaycan siyasi çevrelerinde Avrupa entegrasyonunun destekçileri var. Çoğunlukla Avrupa finans çevreleriyle çalışıyorlar. Ancak Fransa’nın Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olması Azerbaycan için de önemli. Bu nedenle ileride Fransa ile ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmalar yapılacaktır. Ama tüm bunlar kesinlikle Türkiye ile bağlantılı olarak yapılacaktır.

• Fransız siyasi otoritelerinin gelecekteki kararlarının yönü de ilişkileri etkileyecektir. Azerbaycan’ın gelecekteki entegrasyon eğilimlerindeki değişiklikler de ilişkileri etkileyebilir. Böylelikle Türkiye’nin katılımıyla Azerbaycan’ın Avrupa merkezli değil Türk-İslam eğilimli olması ihtimali giderek artıyor. Elbette bu, ülke içinde ciddi sistem reformları gerektiriyor.

Azer HUSEYNOV - Uluslararası Gözlem ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (UGSAM)