Kafkasya

Millet-i Sadıka’dan Ermenistan'ın İşgal Ettiği Dağlık Karabağ'a

09 Ekim 2020 04:02

Dağlık Karabağ bölgesini işgal altında tutan Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışmaların tarihi Osmanlı dönemindeki Ermeni olaylarına kadar dayanıyor. Ermenistan tarafından savaş hukukuna uyulmayan bu sürecin tarihçesini inceledik.

Furkan Bülbül | Müslim Port Haber Merkezi

Ermenistan’ın işgal ettiği Dağlık Karabağ’daki askeri varlığını çekmemesi ve verdiği sözleri yıllardır yerine getirmemesi Azerbaycan’ın öz topraklarına yönelik operasyonun önünü açtı.

Ermenistan’ın 1915 yılında Osmanlı Devleti döneminde yaşanan Ermeni olaylarından Türkiye’yi suçlaması ve işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarını terk etmemesi iki ülkenin diplomatik ilişkiler kurmasını engelledi.

Yaklaşık 105 senedir iki millet arasındaki gerilim zaman zaman zirve noktasına çıktı.

İlişkilerin Tarihçesi

1918 yılında imzalanan Brest Litovsk Barış Antlaşması Ermenilerin Kafkaslar'da Demokratik Ermeni Cumhuriyeti adı altında başkenti Erivan olan bağımsız bir devlet kurmalarını sağladı. Kurulan bu devlette Ermeni Krallığında bulunan ve Ermeni nüfusu yüksek olan Van, Bitlis ve Erzurum gibi şehirleri içermediğinden Türkiye’ye karşı bir başka tepki uyandırmıştır. Bu arada Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda kaybeden tarafta yer almış ve Anadolu'yu işgal eden dış güçlere karşı Kurtuluş Savaşı başlamıştı. Kurtuluş Savaşı'nın Doğu Cephesi kumandanı Kazım Karabekir'in Ermeni kuvvetlerini yenilgiye uğratması sonucu 2 Aralık 1920 tarihinde Demokratik Ermeni Cumhuriyeti ile TBMM arasında Gümrü Antlaşması imzalandı ve böylece Türkiye ile Ermenistan arasındaki savaş sona erdi. Aynı tarihlerde Sovyetler Birliği Ermenistan'ın egemenliğini ele geçirdi. Ermenistan SSC kuruldu. Sovyetler Birliği'nin parçalanması üzerine 21 Eylül 1991 tarihinde de Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.

Türkiye, 16 Aralık 1991'de Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biri oldu. Ancak Ermenistan'ın Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı'nı işgal etmesi yüzünden Ermenistan'la Azerbaycan arasında patlak veren savaş Türkiye'yle Ermenistan arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden oldu. 1993 yılında Türkiye Ermenistan'la olan sınır kapılarını insan ve mal trafiğine kapattı. Azerbaycan'la Ermenistan arasındaki savaş Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının % 20'sini işgal etmesinden sonra 1994 yılında yapılan ateşkes anlaşmasıyla sona erdi.

1915 Ermeni Olayları

Dünya Kamuoyunda her 24 Nisan’da gündeme gelen “Tehcir”, yıllardır Ermenilerin Osmanlı Devletine aleyhine giriştikleri isyan ve eylemlere karşı devletin aldığı tedbirler, hükümetin meşru savunma ve egemenlik hakkını kullanmadır.

“Ülke içinde bir yerden başka bir yere nakil anlamını taşıyan bir çeşit zorunlu göçtür”. Savaş zamanları gibi olağanüstü durumlarında, ülke içinde, bir yerden başka bir yere zorunlu insan naklini her ülkenin yapabileceği bir işlemdir. 24 Nisan 1915’de, henüz “Tehcir”in yani “Sevkiyat Kanunu” çıkmadan önce Ermenileri silahlandıran gizli Ermeni komitelerine, Türk polisi tarafından bir iç güvenlik operasyonu yapılmış, merkezleri dağıtılmış, evraklarına el konulmuş ve 2345 terör örgütlerinin elebaşları tutuklanmış, ancak bir tek Ermeni ölmemiştir. Ermeni çevrelerin “Sözde Ermeni Soykırımı”nın yıl dönümü olarak kutladıkları 24 Nisan, işte komitecilerin tutuklandığı tarihtir. Bu tarih, 105 yıldır tekrarlanarak beyinlere kazınmakta ve Ermeni Diasporası (lobisi) tarafından, “Sözde Ermeni Soykırımı” olarak pazarlanmaktadır. Her yıl 24 Nisan’da, ya ABD Kongresi’nde başkan tarafından yapılan konuşmada, ya Avrupa Parlamenter Meclisinde ya da Avrupa Devletlerinin Parlamentosunda, “Sözde Ermeni Soykırımı” anısına bir kısım açıklamalar yapılmaktadır.

Millet-i Sadıka!..

Ermeniler Osmanlı toplumunda tarih boyunca, millet-i sadıka olarak anılacak kadar uyum içinde yaşamıştır.

Ermenilerle Türklerin Anadolu’daki kaynaşması onlara Hristiyan Türkler dedirtecek kadar ileri düzeydedir.

Türkler ile kaynaşmaları ve geliştirdikleri bu dostluk sayesinde Ermeniler Osmanlı Devleti’nde önemli görevler üstlenmişlerdir.

Osmanlı arşiv belgeleri Ermenilerin tercüman, vergi toplayıcısı, mimar, zanaatkar, hazinedar ve hatta bakan olarak her türlü göreve ön yargısız olarak tayin edildiklerini göstermektedir.

Ermenilerin Türk komşuları ve yönetimi ile ilişkilerinin gerginleşmesi, 1789 sonrası yayılan milliyetçilik hareketleri sonrasıdır.

Özellikle misyonerlerin faaliyetleri neticesinde bu hareketler dış destek alarak örgütlenmeye başlamışlardır.

Avusturya, İtalya ve Fransa’nın Katolik Ermenileri; Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Ortodoks Ermenileri ve İngiltere ve Amerika’nın Protestan Ermenilerini himaye altına almaları, Osmanlı millet sisteminin hassas dengelerini bozmuştur.

Bin yıllık Türk-Ermeni dostluğunun bozulmasında en önemli aktör, şüphesiz Rusya’dır. Rusya, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Osmanlı’ya ihanet eden Ermenilerin bir kısmını ordusuna alarak Doğu Anadolu’da doğal müttefikini bulmuştur.

1816 yılında Moskova’da kurulan Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü kimlikleri büyük ölçüde erozyona uğrayan Ermenilere eski ulusal bilinçlerini aşılama faaliyetlerini yoğunlaştırarak, Rusya’nın emellerine hizmet etmiştir.

Protestan misyoner faaliyetleri de başka bir koldan ve fakat farklı bir amaçla çalışarak Rusya’nın işini kolaylaştırdı. Çünkü bütün bu faaliyetler karşısında Türk halkı ile Ermeni halkı arasında gelişen işbirliği ve dostluk köprüleri incelmeye başladı.

Rusya ve kiliselerin amaçları doğrultusunda çalışan Kara Haç Cemiyeti (1878), Pashtpan Haireniats (Anavatan Savunucuları) (1881), İhtilalci Amerikan Partisi (1885), İhtilalci Hınçak Partisi (1887), Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun) (1890) gibi dernekler ve örgütler incelen köprüyü nihayet dinamitledi. Çünkü bu derneklerin ortak amacı devrimci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, isyana teşvik etmek ve son hedef olan bağımsızlık önündeki engelleri aşamalı olarak kaldırmaktı.

Ermenilerin daha I. Dünya Savaşı başlamadan Rusya tarafına geçmesi ve 30 Ağustos 1914 tarihinde Zeytun’dan başlattıkları isyanları Maraş, Kayseri, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum ile sürdürmeleri radikal önlemler alınmasını gerektirdi.

Hiçbir ülke cephede savaşa girerken arkasında düşmanın müttefikini bırakamaz.

Bu isyanlar sırasında Ermeni çeteler savunmasız Müslüman köyleri basıyor, çocuk ihtiyar kadın demeden topluca insanları katlediyordu.

Ermeni destekli Rus kuvvetlerinin ve Ermeni çetelerinin katlettiği Müslüman sayısı 120 bini bulmuştu.

İşte bunun içindir ki millet-i sadıka olan Ermeniler doğu illerinde kötülüğün sembolü haline gelmişlerdir. Doğu illerinde birine küfretmek için Ermeni soyu, Ermeni kızı, gibi sözler yeterli olmuştur. Ermeni kelimesi Müslüman düşmanı ile eş anlamlı hale gelmiştir.

Bu kıyımlar sırasında ülkenin batısına göçen Müslümanların Ermeniler hakkındaki bu yargıları hala devam etmektedir. Bu tarihi bilmeyenler bu yargıyı da anlayamamaktadırlar.

Ermeni vatandaşlarımız bu yargıyı silmeye çalışırken, maalesef diaspora bu yargıyı silmek yerine körüklemektedirler.

Ruslar 20 Nisan 1915 tarihinde kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan adeta sürüyorlardı.

Bu nedenle, hem misilleme yapmak hem de isyancıları dağıtmak için Enver Paşa Ermenileri ve ailelerini ya Rus topraklarına sürmek ya da Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gerektiği fikriyle Talat Paşa’ya emir veriyor kendisinin Rusya’ya sürme yanlısı olduğunu ama nihai kararı Talat Paşa’ya bıraktığını ifade ediyor.

Talat Paşa da vakit geçirmeden Erzurum ve Van Valilerine bölgedeki Ermenilerin güneye tehciri emrini veriyor.

Diplomatik dokunulmazlığı olan Ermeniler, asker, subay ve sıhhiye subayları ve aileleri, Ermeni mebus ve aileleri, bazı meslek sahipleri ile tüccarlar ve zanaatkarlar tehcir kapsamına alınmamışlardır. Yine devlet adına üretim yapan Ermeni işçiler, reji idaresi çalışanları, Duyun-u Umumiye memurları, öğretmen ve aileleri, hastalar ve görme özürlüler, kadın (aceze-i nisvan), çocuk ve yetimler; ayrıca Trakya, Batı Anadolu, İzmit, Konya, Bursa ve Kayseri gibi pek çok yerde herhangi bir komite üyesi olduğu tespit edilmeyen Gregoryen Ermeniler de zorunlu göç ettirilecekler arasında yer almamıştır.

10 Haziran 1915’te bir Emvali Metruke Komisyonu kurulmuş ve zorunlu göç ettirilen Ermenilerin geride kalan mallarını kayıt etmek veya satılanların bedellerini döndüklerinde Ermenilere verilmek üzere mal sandıklarına teslim etmekle görevlendirilmiştir.

Savaş şartlarında toplu halde güneye tehciri sırasında Ermenilerden binlercesinin salgın hastalıklar ve çetelerin baskınları gibi kasıt dışı kimi sebeplerle öldüğü ve acı çektiği tarihi bir gerçektir.

Hatta tehcir sırasında görevini kötüye kullandığı tespit edilen 1397 kişi mahkeme önüne çıkarılmıştır.

Osmanlı belgeleri tehcir edilenleri 438.758, yerlerine ulaşanları da 382.148 olarak vermektedir. Yani kayıpların sayısı resmi kayıtlara göre 56.600 civarındadır.

Ayrıca kayıt altına alınmadan kendiliğinden göç edenlerden de yolda hayatını kaybedenler vardır.

22 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan bir kararname ile Ermenilerin geri dönüşüne izin verilmiştir. Dönüşlerini kolaylaştırmak için devlet tahsisat ayırmış ve Şubat 1919 tarihinde harcanan para 120 milyon liraya (takriben bir milyar dolar) yükselmiştir.

Dağlık Karabağ Sorunu

Asırlardır Müslüman Azeriler ve Hristiyan Ermeniler'in yaşadığı bir bölge olan Dağlık Karabağ'daki çatışmanın kökenleri oldukça eskiye dayanıyor. 19. yüzyılda Rus imparatorluğunun bir parçası haline gelen bölgede Ermeniler ve Azeriler göreceli bir barış içinde yaşasa da 1900'lü yılların başında iki grup arasında kanlı olaylar yaşanmıştı.

1. Dünya Savaşı ve Rusya'da yaşanan Bolşevik Devrimi'nin ardından ise bölgenin siyasi yapısı değişti. 1920'li yılların başında Sovyetler Birliği yönetimi, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde Ermeni kökenlilerin çoğunlukta olduğu Dağlık Karabağ Özerk Yönetimi'ni kurdu. Moskova'nın bölgedeki yönetimini kolaylaştırmak adına, 'böl ve yönet' anlayışıyla oluşturulan siyasi yapı, uzun süre bölgede barışı sağlamayı başardı.

Ancak 1980'lerin son bölümünde Sovyet kontrolünün zayıflamaya başlamasıyla birlikte, bölgede içten içe yaşanan Azeri-Ermeni uyuşmazlığı patlama noktasına geldi. Dağlık Karabağ Özerk Yönetimi'nin önce Ermenistan'a bağlanmak için karar alması daha sonra 1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından bağımsızlık ilan etmesi bölgedeki çatışmaların geniş çaplı bir savaşa dönüşmesine neden oldu.

1994 yılında Rusya'nın arabuluculuk ettiği bir ateşkesin imzalanmasıyla bölgedeki sıcak çatışmalar durdurulsa da, taraflar arasında asla bir barış anlaşması imazalanamadı.

Ateşkesle birlikte Karabağ bölgesinde, Ermenistan destekli fiili bir yönetim oluşurken, ayrıca Karabağ'ı çevreleyen Azerbaycan toprakları da işgal altında kaldı. Dağlık Karabağ'da Ermenistan destekli fiili yönetim halen devam etse bile 30 yıl boyunca hiçbir ülke veya uluslararası kurum bu yönetimi tanımadı.

Bölgedeki yönetimi finansal ve askeri olarak destekleyen Ermenistan'ın kendisi de Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını tanımak için herhangi bir adım atmadı.

Hocalı Katliamı

İnsanlık dramı olarak görülen Hocalı katiamının gerçekleşmesinin üzerinden 26 yıl geçti. Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azeri sivillerin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. Ermeni güçlerinin 1991’in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahipti. 2 bin 605 ailenin, 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasaba olan Hocalı’da Aralık 1991’de Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermeniler daha sonra Hocalı’yı hedef aldı.

“Memorial” İnsan Hakları Savunma Merkezi, İnsan Hakları İzleme Örgütü, The New York Times gazetesi ve Time dergisine göre katliam, Ermenistan'ın ve 366. Motorize Piyade Alayı'nın desteğindeki Ermeni güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Karabağ Savaşında Ermeni kuvvetlere komutanlık yapmış bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı SerjSarkisyan ve MarkarMelkonyan'ın aktardığına göre kardeşi Monte Melkonyan, katliamın Ermeni güçler tarafından yapılan bir intikam olduğunu açıklamıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamı'nı Dağlık Karabağ'ın işgalinden bu yana gerçekleşen en kapsamlı sivil katliamı olarak nitelendirmiştir.

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin resmî açıklamasına göre saldırıda 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir.

Güncel Olaylar

Bölgede şiddet olaylarının artmasının nedenleri hem uzun hem de kısa vadeli faktörlere bağlanabilir.

Oskanian, Azerbaycan tarafında, "İlham Aliyev 2000'li yılların ortalarından itibaren cumhurbaşkanı olduğundan bu yana toprakları Azerbaycan kontrolüne iade etme sözü verdi" diyor.

Aliyev'in ülkeyi bu doğrultuda güncel askeri teknolojiyle silahlandırdığını söyleyen Oskanian, Erivan yönetiminin statükoyu korumaya çalıştığına dikkat çekiyor: "Ermeni tarafı, Dağlık Karabağ'ın kontrolünden taviz vermeye hazır görünmüyor. Ermenistan'ın statükodan memnun olduğunu unutmamalıyız. Yapmak istediği, bölge üzerindeki kontrolünü normalleştirmek".

Stronski, Covid-19 salgınını krize katkıda bulunan bir faktör olarak görüyor çünkü "her iki ülkedeki başarısız sosyal güvenlik ağlarını ve yönetişim sorunlarını ortaya çıkardı."

Stronski'ye göre, koronavirüs krizi ve diğer olaylar müdahale edebilecek dış aktörlerin dikkatini bölgeden uzaklaştırdı.

Stronski "dünyanın dikkati dağıldı" diyor: "Avrupa 'ikinci bir Covid-19 dalgası' yaşıyor, bu nedenle müdahale etme kapasitesi daha az. Rusya'nın da kendi Covid sorunları var, Belarus ile sorunları, artan hoşnutsuzlukları var ve Trump yönetimindeki ABD'de bölgede yok".

Çatışmaların ölçeği ve kapsamı, son yıllardaki küçük çaplı çatışmalardan çok daha büyük. Bu sefer tanklar, ağır toplar, füzeler ve insansız hava araçları da kullanılıyor.

İki taraftan siviller ve Ermeni ordusundan ölenlerin sayısı 100'ü aştı.

Azerbaycan ölen askerlerinin sayısını açıklamıyor.

Azerbaycan operasyonun tek amacının; Ermenistan işgalindeki topraklarını geri alma girişimi olduğunu ve Ermenistan güçlerinin geri çekilmesiyle tamamlanacağını duyurdu.

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki önceki çatışmalar genelde birkaç gün sürerdi. Şu anki çatışmanın yoğunluğu ise bunu birkaç günde durdurmanın mümkün olmayabileceğini gösteriyor.

Dağlık Karabağ'daki yerleşim yerleri bu çatışmada, 1990'lardan sonra ilk defa bombardımana maruz kaldı.

İki taraf da daha uzun bir çatışmaya hazırlanıyor gibi gözüküyor. Azerbaycan Ermenistan'la yeni bir müzakereye başlamak istemiyor.

Önceki çatışmalara kıyasla Türkiye'nin desteği daha fazla.

Esas tehlike bunun dış güçlerin de dahil olacağı ve daha geniş bölgesel bir savaşa yol açma ihtimali bulunan uzun bir çatışmaya dönülmesi.

Türkiye geleneksel olarak kilit jeo-stratejik partneri Azerbaycan'a moral ve diplomatik destek sunuyor.

İki ülkenin savunma yetkilileri Temmuz'daki çatışmaların ardından arttı, ortak askeri tatbikatlar yapıldı.

Eylül ayının sonunda çatışmalar başladıktan sonra Türkiye Azerbaycan'a koşulsuz destek sundu. Azerbaycan'a bazı askeri imkânlar sağlıyor gibi gözüküyor. Türkiye'nin geliştirdiği insansız hava aracı teknolojisinin kullanıldığı da bölgeden teyit ediliyor. Zira iki devlet operasyon öncesi geniş çaplı askeri tatbikatta düzenlemişti.

Furkan Bülbül | Müslim Port Haber Merkezi

Ermenistan’ın işgal ettiği Dağlık Karabağ’daki askeri varlığını çekmemesi ve verdiği sözleri yıllardır yerine getirmemesi Azerbaycan’ın öz topraklarına yönelik operasyonun önünü açtı.

Ermenistan’ın 1915 yılında Osmanlı Devleti döneminde yaşanan Ermeni olaylarından Türkiye’yi suçlaması ve işgal altında tuttuğu Azerbaycan topraklarını terk etmemesi iki ülkenin diplomatik ilişkiler kurmasını engelledi.

Yaklaşık 105 senedir iki millet arasındaki gerilim zaman zaman zirve noktasına çıktı.

İlişkilerin Tarihçesi

1918 yılında imzalanan Brest Litovsk Barış Antlaşması Ermenilerin Kafkaslar'da Demokratik Ermeni Cumhuriyeti adı altında başkenti Erivan olan bağımsız bir devlet kurmalarını sağladı. Kurulan bu devlette Ermeni Krallığında bulunan ve Ermeni nüfusu yüksek olan Van, Bitlis ve Erzurum gibi şehirleri içermediğinden Türkiye’ye karşı bir başka tepki uyandırmıştır. Bu arada Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda kaybeden tarafta yer almış ve Anadolu'yu işgal eden dış güçlere karşı Kurtuluş Savaşı başlamıştı. Kurtuluş Savaşı'nın Doğu Cephesi kumandanı Kazım Karabekir'in Ermeni kuvvetlerini yenilgiye uğratması sonucu 2 Aralık 1920 tarihinde Demokratik Ermeni Cumhuriyeti ile TBMM arasında Gümrü Antlaşması imzalandı ve böylece Türkiye ile Ermenistan arasındaki savaş sona erdi. Aynı tarihlerde Sovyetler Birliği Ermenistan'ın egemenliğini ele geçirdi. Ermenistan SSC kuruldu. Sovyetler Birliği'nin parçalanması üzerine 21 Eylül 1991 tarihinde de Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.

Türkiye, 16 Aralık 1991'de Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biri oldu. Ancak Ermenistan'ın Azerbaycan'a bağlı Dağlık Karabağ Özerk Oblastı'nı işgal etmesi yüzünden Ermenistan'la Azerbaycan arasında patlak veren savaş Türkiye'yle Ermenistan arasındaki ilişkilerin bozulmasına neden oldu. 1993 yılında Türkiye Ermenistan'la olan sınır kapılarını insan ve mal trafiğine kapattı. Azerbaycan'la Ermenistan arasındaki savaş Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarının % 20'sini işgal etmesinden sonra 1994 yılında yapılan ateşkes anlaşmasıyla sona erdi.

1915 Ermeni Olayları

Dünya Kamuoyunda her 24 Nisan’da gündeme gelen “Tehcir”, yıllardır Ermenilerin Osmanlı Devletine aleyhine giriştikleri isyan ve eylemlere karşı devletin aldığı tedbirler, hükümetin meşru savunma ve egemenlik hakkını kullanmadır.

“Ülke içinde bir yerden başka bir yere nakil anlamını taşıyan bir çeşit zorunlu göçtür”. Savaş zamanları gibi olağanüstü durumlarında, ülke içinde, bir yerden başka bir yere zorunlu insan naklini her ülkenin yapabileceği bir işlemdir. 24 Nisan 1915’de, henüz “Tehcir”in yani “Sevkiyat Kanunu” çıkmadan önce Ermenileri silahlandıran gizli Ermeni komitelerine, Türk polisi tarafından bir iç güvenlik operasyonu yapılmış, merkezleri dağıtılmış, evraklarına el konulmuş ve 2345 terör örgütlerinin elebaşları tutuklanmış, ancak bir tek Ermeni ölmemiştir. Ermeni çevrelerin “Sözde Ermeni Soykırımı”nın yıl dönümü olarak kutladıkları 24 Nisan, işte komitecilerin tutuklandığı tarihtir. Bu tarih, 105 yıldır tekrarlanarak beyinlere kazınmakta ve Ermeni Diasporası (lobisi) tarafından, “Sözde Ermeni Soykırımı” olarak pazarlanmaktadır. Her yıl 24 Nisan’da, ya ABD Kongresi’nde başkan tarafından yapılan konuşmada, ya Avrupa Parlamenter Meclisinde ya da Avrupa Devletlerinin Parlamentosunda, “Sözde Ermeni Soykırımı” anısına bir kısım açıklamalar yapılmaktadır.

Millet-i Sadıka!..

Ermeniler Osmanlı toplumunda tarih boyunca, millet-i sadıka olarak anılacak kadar uyum içinde yaşamıştır.

Ermenilerle Türklerin Anadolu’daki kaynaşması onlara Hristiyan Türkler dedirtecek kadar ileri düzeydedir.

Türkler ile kaynaşmaları ve geliştirdikleri bu dostluk sayesinde Ermeniler Osmanlı Devleti’nde önemli görevler üstlenmişlerdir.

Osmanlı arşiv belgeleri Ermenilerin tercüman, vergi toplayıcısı, mimar, zanaatkar, hazinedar ve hatta bakan olarak her türlü göreve ön yargısız olarak tayin edildiklerini göstermektedir.

Ermenilerin Türk komşuları ve yönetimi ile ilişkilerinin gerginleşmesi, 1789 sonrası yayılan milliyetçilik hareketleri sonrasıdır.

Özellikle misyonerlerin faaliyetleri neticesinde bu hareketler dış destek alarak örgütlenmeye başlamışlardır.

Avusturya, İtalya ve Fransa’nın Katolik Ermenileri; Rusya’nın 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren Ortodoks Ermenileri ve İngiltere ve Amerika’nın Protestan Ermenilerini himaye altına almaları, Osmanlı millet sisteminin hassas dengelerini bozmuştur.

Bin yıllık Türk-Ermeni dostluğunun bozulmasında en önemli aktör, şüphesiz Rusya’dır. Rusya, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Osmanlı’ya ihanet eden Ermenilerin bir kısmını ordusuna alarak Doğu Anadolu’da doğal müttefikini bulmuştur.

1816 yılında Moskova’da kurulan Ermeni Şark Dilleri Enstitüsü kimlikleri büyük ölçüde erozyona uğrayan Ermenilere eski ulusal bilinçlerini aşılama faaliyetlerini yoğunlaştırarak, Rusya’nın emellerine hizmet etmiştir.

Protestan misyoner faaliyetleri de başka bir koldan ve fakat farklı bir amaçla çalışarak Rusya’nın işini kolaylaştırdı. Çünkü bütün bu faaliyetler karşısında Türk halkı ile Ermeni halkı arasında gelişen işbirliği ve dostluk köprüleri incelmeye başladı.

Rusya ve kiliselerin amaçları doğrultusunda çalışan Kara Haç Cemiyeti (1878), Pashtpan Haireniats (Anavatan Savunucuları) (1881), İhtilalci Amerikan Partisi (1885), İhtilalci Hınçak Partisi (1887), Ermeni İhtilal Federasyonu (Taşnaksutyun) (1890) gibi dernekler ve örgütler incelen köprüyü nihayet dinamitledi. Çünkü bu derneklerin ortak amacı devrimci çeteler kurmak, halkı silahlandırmak, isyana teşvik etmek ve son hedef olan bağımsızlık önündeki engelleri aşamalı olarak kaldırmaktı.

Ermenilerin daha I. Dünya Savaşı başlamadan Rusya tarafına geçmesi ve 30 Ağustos 1914 tarihinde Zeytun’dan başlattıkları isyanları Maraş, Kayseri, Van, Bitlis, Muş ve Erzurum ile sürdürmeleri radikal önlemler alınmasını gerektirdi.

Hiçbir ülke cephede savaşa girerken arkasında düşmanın müttefikini bırakamaz.

Bu isyanlar sırasında Ermeni çeteler savunmasız Müslüman köyleri basıyor, çocuk ihtiyar kadın demeden topluca insanları katlediyordu.

Ermeni destekli Rus kuvvetlerinin ve Ermeni çetelerinin katlettiği Müslüman sayısı 120 bini bulmuştu.

İşte bunun içindir ki millet-i sadıka olan Ermeniler doğu illerinde kötülüğün sembolü haline gelmişlerdir. Doğu illerinde birine küfretmek için Ermeni soyu, Ermeni kızı, gibi sözler yeterli olmuştur. Ermeni kelimesi Müslüman düşmanı ile eş anlamlı hale gelmiştir.

Bu kıyımlar sırasında ülkenin batısına göçen Müslümanların Ermeniler hakkındaki bu yargıları hala devam etmektedir. Bu tarihi bilmeyenler bu yargıyı da anlayamamaktadırlar.

Ermeni vatandaşlarımız bu yargıyı silmeye çalışırken, maalesef diaspora bu yargıyı silmek yerine körüklemektedirler.

Ruslar 20 Nisan 1915 tarihinde kendi sınırları içindeki Müslümanları sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan adeta sürüyorlardı.

Bu nedenle, hem misilleme yapmak hem de isyancıları dağıtmak için Enver Paşa Ermenileri ve ailelerini ya Rus topraklarına sürmek ya da Anadolu içinde çeşitli yerlere dağıtmak gerektiği fikriyle Talat Paşa’ya emir veriyor kendisinin Rusya’ya sürme yanlısı olduğunu ama nihai kararı Talat Paşa’ya bıraktığını ifade ediyor.

Talat Paşa da vakit geçirmeden Erzurum ve Van Valilerine bölgedeki Ermenilerin güneye tehciri emrini veriyor.

Diplomatik dokunulmazlığı olan Ermeniler, asker, subay ve sıhhiye subayları ve aileleri, Ermeni mebus ve aileleri, bazı meslek sahipleri ile tüccarlar ve zanaatkarlar tehcir kapsamına alınmamışlardır. Yine devlet adına üretim yapan Ermeni işçiler, reji idaresi çalışanları, Duyun-u Umumiye memurları, öğretmen ve aileleri, hastalar ve görme özürlüler, kadın (aceze-i nisvan), çocuk ve yetimler; ayrıca Trakya, Batı Anadolu, İzmit, Konya, Bursa ve Kayseri gibi pek çok yerde herhangi bir komite üyesi olduğu tespit edilmeyen Gregoryen Ermeniler de zorunlu göç ettirilecekler arasında yer almamıştır.

10 Haziran 1915’te bir Emvali Metruke Komisyonu kurulmuş ve zorunlu göç ettirilen Ermenilerin geride kalan mallarını kayıt etmek veya satılanların bedellerini döndüklerinde Ermenilere verilmek üzere mal sandıklarına teslim etmekle görevlendirilmiştir.

Savaş şartlarında toplu halde güneye tehciri sırasında Ermenilerden binlercesinin salgın hastalıklar ve çetelerin baskınları gibi kasıt dışı kimi sebeplerle öldüğü ve acı çektiği tarihi bir gerçektir.

Hatta tehcir sırasında görevini kötüye kullandığı tespit edilen 1397 kişi mahkeme önüne çıkarılmıştır.

Osmanlı belgeleri tehcir edilenleri 438.758, yerlerine ulaşanları da 382.148 olarak vermektedir. Yani kayıpların sayısı resmi kayıtlara göre 56.600 civarındadır.

Ayrıca kayıt altına alınmadan kendiliğinden göç edenlerden de yolda hayatını kaybedenler vardır.

22 Aralık 1918 tarihinde çıkarılan bir kararname ile Ermenilerin geri dönüşüne izin verilmiştir. Dönüşlerini kolaylaştırmak için devlet tahsisat ayırmış ve Şubat 1919 tarihinde harcanan para 120 milyon liraya (takriben bir milyar dolar) yükselmiştir.

Dağlık Karabağ Sorunu

Asırlardır Müslüman Azeriler ve Hristiyan Ermeniler'in yaşadığı bir bölge olan Dağlık Karabağ'daki çatışmanın kökenleri oldukça eskiye dayanıyor. 19. yüzyılda Rus imparatorluğunun bir parçası haline gelen bölgede Ermeniler ve Azeriler göreceli bir barış içinde yaşasa da 1900'lü yılların başında iki grup arasında kanlı olaylar yaşanmıştı.

1. Dünya Savaşı ve Rusya'da yaşanan Bolşevik Devrimi'nin ardından ise bölgenin siyasi yapısı değişti. 1920'li yılların başında Sovyetler Birliği yönetimi, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde Ermeni kökenlilerin çoğunlukta olduğu Dağlık Karabağ Özerk Yönetimi'ni kurdu. Moskova'nın bölgedeki yönetimini kolaylaştırmak adına, 'böl ve yönet' anlayışıyla oluşturulan siyasi yapı, uzun süre bölgede barışı sağlamayı başardı.

Ancak 1980'lerin son bölümünde Sovyet kontrolünün zayıflamaya başlamasıyla birlikte, bölgede içten içe yaşanan Azeri-Ermeni uyuşmazlığı patlama noktasına geldi. Dağlık Karabağ Özerk Yönetimi'nin önce Ermenistan'a bağlanmak için karar alması daha sonra 1991'de Sovyetler Birliği'nin yıkılmasının ardından bağımsızlık ilan etmesi bölgedeki çatışmaların geniş çaplı bir savaşa dönüşmesine neden oldu.

1994 yılında Rusya'nın arabuluculuk ettiği bir ateşkesin imzalanmasıyla bölgedeki sıcak çatışmalar durdurulsa da, taraflar arasında asla bir barış anlaşması imazalanamadı.

Ateşkesle birlikte Karabağ bölgesinde, Ermenistan destekli fiili bir yönetim oluşurken, ayrıca Karabağ'ı çevreleyen Azerbaycan toprakları da işgal altında kaldı. Dağlık Karabağ'da Ermenistan destekli fiili yönetim halen devam etse bile 30 yıl boyunca hiçbir ülke veya uluslararası kurum bu yönetimi tanımadı.

Bölgedeki yönetimi finansal ve askeri olarak destekleyen Ermenistan'ın kendisi de Dağlık Karabağ'ın bağımsızlığını tanımak için herhangi bir adım atmadı.

Hocalı Katliamı

İnsanlık dramı olarak görülen Hocalı katiamının gerçekleşmesinin üzerinden 26 yıl geçti. Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azeri sivillerin Ermenistan’a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. Ermeni güçlerinin 1991’in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahipti. 2 bin 605 ailenin, 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasaba olan Hocalı’da Aralık 1991’de Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermeniler daha sonra Hocalı’yı hedef aldı.

“Memorial” İnsan Hakları Savunma Merkezi, İnsan Hakları İzleme Örgütü, The New York Times gazetesi ve Time dergisine göre katliam, Ermenistan'ın ve 366. Motorize Piyade Alayı'nın desteğindeki Ermeni güçleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, Karabağ Savaşında Ermeni kuvvetlere komutanlık yapmış bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı SerjSarkisyan ve MarkarMelkonyan'ın aktardığına göre kardeşi Monte Melkonyan, katliamın Ermeni güçler tarafından yapılan bir intikam olduğunu açıklamıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Hocalı Katliamı'nı Dağlık Karabağ'ın işgalinden bu yana gerçekleşen en kapsamlı sivil katliamı olarak nitelendirmiştir.

Azerbaycan Cumhuriyeti'nin resmî açıklamasına göre saldırıda 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir.

Güncel Olaylar

Bölgede şiddet olaylarının artmasının nedenleri hem uzun hem de kısa vadeli faktörlere bağlanabilir.

Oskanian, Azerbaycan tarafında, "İlham Aliyev 2000'li yılların ortalarından itibaren cumhurbaşkanı olduğundan bu yana toprakları Azerbaycan kontrolüne iade etme sözü verdi" diyor.

Aliyev'in ülkeyi bu doğrultuda güncel askeri teknolojiyle silahlandırdığını söyleyen Oskanian, Erivan yönetiminin statükoyu korumaya çalıştığına dikkat çekiyor: "Ermeni tarafı, Dağlık Karabağ'ın kontrolünden taviz vermeye hazır görünmüyor. Ermenistan'ın statükodan memnun olduğunu unutmamalıyız. Yapmak istediği, bölge üzerindeki kontrolünü normalleştirmek".

Stronski, Covid-19 salgınını krize katkıda bulunan bir faktör olarak görüyor çünkü "her iki ülkedeki başarısız sosyal güvenlik ağlarını ve yönetişim sorunlarını ortaya çıkardı."

Stronski'ye göre, koronavirüs krizi ve diğer olaylar müdahale edebilecek dış aktörlerin dikkatini bölgeden uzaklaştırdı.

Stronski "dünyanın dikkati dağıldı" diyor: "Avrupa 'ikinci bir Covid-19 dalgası' yaşıyor, bu nedenle müdahale etme kapasitesi daha az. Rusya'nın da kendi Covid sorunları var, Belarus ile sorunları, artan hoşnutsuzlukları var ve Trump yönetimindeki ABD'de bölgede yok".

Çatışmaların ölçeği ve kapsamı, son yıllardaki küçük çaplı çatışmalardan çok daha büyük. Bu sefer tanklar, ağır toplar, füzeler ve insansız hava araçları da kullanılıyor.

İki taraftan siviller ve Ermeni ordusundan ölenlerin sayısı 100'ü aştı.

Azerbaycan ölen askerlerinin sayısını açıklamıyor.

Azerbaycan operasyonun tek amacının; Ermenistan işgalindeki topraklarını geri alma girişimi olduğunu ve Ermenistan güçlerinin geri çekilmesiyle tamamlanacağını duyurdu.

Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki önceki çatışmalar genelde birkaç gün sürerdi. Şu anki çatışmanın yoğunluğu ise bunu birkaç günde durdurmanın mümkün olmayabileceğini gösteriyor.

Dağlık Karabağ'daki yerleşim yerleri bu çatışmada, 1990'lardan sonra ilk defa bombardımana maruz kaldı.

İki taraf da daha uzun bir çatışmaya hazırlanıyor gibi gözüküyor. Azerbaycan Ermenistan'la yeni bir müzakereye başlamak istemiyor.

Önceki çatışmalara kıyasla Türkiye'nin desteği daha fazla.

Esas tehlike bunun dış güçlerin de dahil olacağı ve daha geniş bölgesel bir savaşa yol açma ihtimali bulunan uzun bir çatışmaya dönülmesi.

Türkiye geleneksel olarak kilit jeo-stratejik partneri Azerbaycan'a moral ve diplomatik destek sunuyor.

İki ülkenin savunma yetkilileri Temmuz'daki çatışmaların ardından arttı, ortak askeri tatbikatlar yapıldı.

Eylül ayının sonunda çatışmalar başladıktan sonra Türkiye Azerbaycan'a koşulsuz destek sundu. Azerbaycan'a bazı askeri imkânlar sağlıyor gibi gözüküyor. Türkiye'nin geliştirdiği insansız hava aracı teknolojisinin kullanıldığı da bölgeden teyit ediliyor. Zira iki devlet operasyon öncesi geniş çaplı askeri tatbikatta düzenlemişti.