MP Dosya Roportaj

Röportaj - Körfez Krizinin Bitmesiyle Ortadoğu'da Yeni Denklem Nasıl Olacak?

06 Ocak 2021 17:27

Sürecin kaybedeni kim? Gelişmelerin ABD ile ilgili boyutu ne? Yaşananlar genel anlamda bir politika değişikliğinin ön işareti mi? Körfez'deki anlaşma sonrası Ortadoğu'daki denklemi Araştırmacı Dr. Selim Sezer ile konuştuk.

Muslim Port Haber Merkezi | Bekir Sıtkı Şirin

Sürecin kaybedeni kim? Gelişmelerin ABD ile ilgili boyutu ne? Yaşananlar genel anlamda bir politika değişikliğinin ön işareti mi? Ortadoğu'daki genel denklem nasıl etkilenir? Suudi Arabistan öncülüğündeki aktörler Türkiye'ye karşı da yumuşar mı?

DÜNYAYI SARSAN KRİZ BİTTİ! KÖRFEZ’DE NELER OLUYOR?

Ortadoğu’nun son yıllarına damga vuran ‘Körfez Krizi’ nihayete erdi. Bu bağlamda yaşanan son gelişmelerin büyük bir öneme sahip olduğu görülüyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkelerinin Katar'la diplomatik ilşkileri yeniden tesis etme ve Katar'a yönelik ambargoyu kaldırma kararı almasının ardından Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Selim Sezer ile konuştuk. Konuya ilişkin sorularımızı cevaplandıran Dr. Sezer, yaşanan sürecin nasıl okunması gerektiğinin nasıl okunması gerektiği noktasında önemli değerlendirmelerde bulundu. Sezer, ‘Körfez Krizi’nin çözülmesinin ardından önümüzdeki süreçte yaşanabilecek muhtemel gelişmelere dair de dikkat çeken ifadeler kullandı.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın, 5 Haziran 2017'de Katar'la olan tüm diplomatik ilişkilerini kesmesi ve mali alanda ambargo kararı alması 'Körfez Krizi' olarak adlandırılan sürecin doğmasına sebep olmuştu. Bu bağlamda söz konusu ülkeler tarafından Katar'a "terör gruplarını destekleme" suçlamasında bulunulmuştu. Katar ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmişti.

‘KÖRFEZ KRİZİ’ NİHAYETE ERDİ

2017 yılından bu yana süren 'Körfez Krizi', Ortadoğu tarihinin yakın zamandaki en önemli olayları arasında yer aldı. Yaşanan süreç Ortadoğu'yu derinden etkilerken sorunun çözümü adına geçtiğimiz günlerde kritik adımlar atıldı. Bu bağlamda Suudi Arabistan ile Katar arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi görüşmelerinde arabulucu rolünde olan Kuveyt'ten yapılan açıklama ile Suudi Arabistan'ın Katar ile hava, kara ve deniz sınırlarını yeniden açacağı duyuruldu. Kuveyt'ten yapılan duyuruyu Suudi ve Katarlı yetkililerin açıklamaları izlerken Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, Katar ile dört Arap ülkesi arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edildiğini ilan etti. Öte yandan Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani de yapmış olduğu açıklamada 'Körfez Krizi'nin nihayete erdiğini belirterek, "Sorumluluk ruhuyla Körfez halklarının iyiliği için dayanışma ve iş birliğinin anlamını güçlendirecek yeni bir sayfa açmak ve bölgenin maruz kaldığı sorunlara karşı koymak amacıyla bugün anlaşmazlık sayfası kapandı." ifadelerini kullandı.

KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ ZİRVESİ'NDE YAKIN TEMAS

Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkelerinin Katar'la diplomatik ilşkileri yeniden tesis etme ve Katar'a yönelik ambargoyu kaldırma kararı almasının ardından 41. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi'nde tarihi gelişmeler yaşandı. Suudi Arabistan'ın El-Ula kentinde düzenlenen zirvede Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani bir araya geldi. Öte yandan Muhammed bin Selman'ın ülkeye gelen Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani'yi sarılarak karşılaması da dikkat çekti. Öte yandan zirveye, Bahreyn heyeti adına Veliaht Prens Selman bin Hamed bin İsa Al Halife, Umman adına Başbakan Yardımcısı Fahd bin Mahmud Al Said, Kuveyt'ten Emir Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) ise Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid katıldı.

'KÖRFEZ KRİZİ'NİN ÇÖZÜLMESİNİ NASIL OKUMALIYIZ?

Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Selim Sezer, 'Körfez Krizi'nin nihayete ermesi anlamına gelen kritik gelişmelerin ardından Muslim Port'a açıklamalarda bulundu. Konuya ilişkin olarak sorularımızı cevaplandıran ve önemli değerlendirmeler yapan Sezer, yaşanan sürecin nasıl okunması gerektiği ve bundan sonra olabilecek muhtemel gelişmelere dair dikkat çeken sözler sarf etti.

“KRİZİN KAYBEDENİ SUUDİ ARABİSTAN”

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın Katar'la diplomatik ilişkilerini kesmesi ve mali alanda ambargo kararı alması ile oluşan 'Körfez Krizi'nin sonlanmasının ardından "Sürecin kazananı ve kaybedeni var mı sizce?" sorusunu yönelttiğimiz Sezer, kaybedenin Suudi Arabistan olduğunu kaydetti. Sezer, "Kuşkusuz bu krizin bir kaybedeni varsa Suudi Arabistan’dır. Zira 2017 yılında Katar’a dayatılan ambargonun amacı Katar’ı bir yandan İran’la, diğer yandan Müslüman Kardeşler örgütüyle olan ilişkilerinden ötürü cezalandırmak, aynı zamanda da Doha yönetimini hareket edemez hale getirmek ve çizgisinde bir değişime zorlamaktı. Ancak Katar bu süreçte kayda değer bir politika değişikliğine gitmediği gibi özellikle İran’la ilişkilerini daha da geliştirdi. Daha önemlisi, yönetim ve ülke, ambargonun başlangıçtaki sarsıcılığına rağmen, nihai olarak bu krizden önemli bir zarar görmeden çıktı. Dün itibariyle ablukanın kaldırılması Suudi Arabistan’ın ve onunla birlikte hareket eden diğer Körfez ülkelerinin amaçlarına ulaşamadan, üç yıldan uzun süredir devam ettirdikleri bu politikadan vazgeçmek zorunda kalması anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.

“YAŞANAN GELİŞME, ABD İLE YAKINDAN İLGİLİ”

Körfez Krizi, Donald Trump'ın ABD Başkanlığı sürecinde Ortadoğu'da yaşanan en önemli olaylardan biri olmuştu. 'Körfez Krizi'nin nihayete ermesinin ABD'deki başkanlık seçiminin ardından gelmesi dikkat çekerken Dr. Sezer, "Trump'ın ABD Başkanlık seçimi kaybetmesiyle Körfez Krizi'nin nihayete ermesi yönünde atılan büyük adımı birbiriyle ilişkili görmeli miyiz?" sorumuza cevap verdi. Sürecin ABD ile ve bu ülkedeki seçim sonuçlarıyla bir bağlantısının olduğuna şüphe olmadığını dile getiren Sezer, "Ancak sürpriz denebilecek bu gelişmenin arka planı yeterince açık olmadığından bu bağı şu aşamada net olarak tanımlamak kolay değil." dedi. Selim Sezer, yaşanan gelişmeyi iki farklı şekilde okumanın mümkün olduğunu dile getirirken "Daha kuvvetli ihtimal, Körfez’deki aktörlerin Biden dönemine hazırlık yapıyor olması. Suudi Arabistan’ın 2017 krizini Trump’ın tam desteğiyle başlattığını ve yeni başkanın göreve geldikten sonra ABD’nin Ortadoğu politikasında bazı revizyonlara gideceğini düşündüğümüzde, Riyad’ın yeni başkanla daha uyumlu şekilde çalışabilmek için böyle bir geri adım atmış olması oldukça muhtemel. Ki, seçim sonuçları kesinleştiğinden beri bir Katar-Suudi Arabistan barışı ihtimali çeşitli değerlendirmelerde gündeme getiriliyordu. Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir başka husus da Donald Trump ve ekibinin de uzun zamandır bu krizin bitmesini istiyor olduğudur. Nitekim “İran ve müttefiklerine azami basınç” politikası izleyen Trump yönetimi son dönemlerde Körfez ülkelerinin kendi aralarındaki sorunları çözerek İran’ı tecrit etmeye odaklanmasını talep ediyordu. Yönetimin Yemen’deki Husilerin terör listesine alınmasını gündeme getirmesi örneğinde olduğu gibi, aynı politika doğrultusunda “giderayak” önemli adımlar atmaya devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu adımı da benzer bir bağlama yerleştirmek mümkün olabilir.” diye konuştu.

“ESAS SORU KATAR'IN DENKLEMİN İÇİNDE NEREYE YERLEŞECEĞİ”

Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Selim Sezer, Körfez Krizi bağlamında yaşanan son gelişmelerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in önümüzdeki dönemde genel anlamda olası bir politika değişikliğinin ön işareti olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine dair de önemli açıklamalar yaptı. Bahsi geçen üç ülkenin de İran ve Türkiye karşıtı politikalar izlemeye devam edeceği tahmininde bulunan Sezer, "Bölgedeki ağırlığını giderek arttırmaya çalışan Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu anlaşmaya en çekinceli yaklaşan ülke olduğu ifade ediliyor. Bunun en önemli sebebi de, belirttiğim üzere, Katar’ın geride kalan üç buçuk yılda politikasını değiştirmemiş olması. Öte yandan isimlerini zikrettiğiniz Körfez ülkelerinin bölge politikalarında kayda değer bir değişiklik beklemek için de somut bir sebebimiz yok. Her üç devlet de şu ya da bu düzeyde ABD ve İsrail yanlısı, İran ve Türkiye karşıtı politikalar izlemeye devam edecektir. Şu an esas soru Katar’ın bu denklemin içinde tam olarak nereye yerleşeceğidir. Bunu da zaman içinde göreceğiz." dedi.

“GENEL BİR KÖRFEZ-İSRAİL NORMALLEŞMESİNE TANIK OLMAMIZ MUHTEMEL”

'Körfez Krizi'nin sona erdirilmesi yönünde atılan adımın Filistin-İsrail meselesi bağlamında bir yansıması olup olmayacağı da merak edilen noktalardan biri olarak duruyor. Bu bağlamdaki sorumuzu yanıtlayan Sezer, 'Filistin-İsrail meselesi' ile 'Körfez Krizi'nin nihayete erdirilmesi" arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu düşünmediğini ifade etse de yakın gelecekte ülkeleri aşan genel bir Körfez-İsrail normalleşmesine tanık olunmasının muhtemel olduğunu söyledi. Dr. Selim Sezer, bu bağlamda, "Krizin sonlandırılmasında aracı rolü oynayan Kuveyt hariç olmak üzere tüm Körfez devletlerinin İsrail’le normalleşme yolunda olduğunu ve bunlardan iki tanesinin – Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn – bunu halihazırda yapmış olduğunu düşündüğümüzde, yakın gelecekte teker teker ülkeleri aşan genel bir Körfez-İsrail normalleşmesine tanık olmamız oldukça muhtemel. Dolayısıyla Arap monarşileri, Katar’ı da aynı sürece katılmaya ikna etmeye çalışacaktır." ifadelerini kullandı.

'KÖRFEZ KRİZİ'NİN ÇÖZÜMÜ ORTADOĞU'DAKİ DENKLEMİ NASIL ETKİLEYEBİLİR?

Dr. Selim Sezer, "Körfez Krizi'nin ardından Katar ile İran ilişkilerinde bir yakınlaşma görmüştük. Öte yandan Suudi Arabistan'ın İran karşıtı bir cephe oluşturma gayretini biliyoruz. Yaşanan son gelişme Ortadoğu'daki genel denklemi nasıl etkiler?" sorumuzu da yanıtladı. Söz konusu soruya cevaben Doha yönetiminin büyük bir ihtimal ile, Ortadoğu’nun üç güç merkezi olan Suudi Arabistan-BAE, İran ve Türkiye’yle dengeli politikalar izlemeye çalışacağını belirten Sezer, "Katar’ın önümüzdeki dönemde özellikle Suudi Arabistan’la daha yakın ilişkiler geliştireceği kesindir, fakat bu İran’la arasının bozulacağının da kesin olduğu anlamına gelmez." dedi. Dr. Sezer, konuya ilişkin olarak, "Katar’ın 2017’de yaşananları ve bu krizin sonuçlarını bir kalemde unutup affedeceğini sanmıyorum. Ablukanın en zor döneminde kendisinin yanında yer alan İran’a bir günde sırtını döneceğini de sanmıyorum. Büyük bir ihtimalle Doha yönetimi, Ortadoğu’nun üç güç merkezi olan Suudi Arabistan-BAE, İran ve Türkiye’yle dengeli politikalar izlemeye çalışacaktır. Elbette bu biraz da, aktörlerin birbirleriyle ve ABD gibi bölge dışı ülkelerle bundan sonra kuracakları ilişkilerin karmaşık denklemi tarafından belirlenecektir. Hepimizin bildiği üzere Ortadoğu’daki ilişki ağları sadelikten oldukça uzaktır. Bölge devletlerini kalın çizgilerle sınıflandırmak ve farklı sınıflara giren devletlerin her konuda aynı yönde hareket etmesini beklemek mümkün değildir. Bir devletin ya da siyasi hareketin aynı anda iki hasım devlet ya da siyasi hareketle birden güçlü ilişkiler sürdürebilmesinin pek çok örneği önümüzdedir." diye konuştu.

SUUDİ ARABİSTAN ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ CEPHENİN TÜRKİYE KARŞITI SİYASETİ DE DEĞİŞİKLİĞE UĞRAYABİLİR Mİ?

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın Katar'a olan tavrında değişikliğe gitmesi ve bu doğrultuda 'Körfez Krizi'nin nihayete erdirilmesi son derece büyük bir öneme sahip. Belki Katar'a karşı uygulanan dozda olmasa da Suudi Arabistan öncülüğündeki ülkelerin Türkiye'ye de karşı bir cephe aldığı biliniyor. Bu bağlamda 'Körfez Krizi'nin sonlandırılmasının ardından "Suudi Arabistan öncülüğündeki cephenin Türkiye karşıtı siyasetinde de bir değişiklik olabilir mi?" sorusu da gündeme geldi. Söz konusu soruya cevap veren Selim Sezer, şu aşamada önemli bir değişiklik beklemediğini kaydetse de Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki bir normalleşmenin ihtimal dışı olmadığını aktardı. Sezer, konuya ilişkin olarak, "Şu aşamada önemli bir değişiklik beklemiyorum. Ancak tüm diğer aktörlerle birlikte Türkiye de Biden dönemine hazırlık yapıyor. Yeni dönemde ABD yönetiminin tercih ve yönelimlerine bağlı olarak çeşitli türden normalleşmelerin gündeme gelebileceği bir süredir konuşuluyor. Bu kapsamda bir Türkiye-Suudi Arabistan “normalleşmesi” de ihtimal dışı değildir. Ancak bu noktada esas adım atması gereken taraf Türkiye olmayacaktır, zira Körfez’le olan ilişkilerin şimdiki noktaya gelmesinin sorumlusu Türkiye değildir." ifadelerini kullandı.

Muslim Port Haber Merkezi | Bekir Sıtkı Şirin

Sürecin kaybedeni kim? Gelişmelerin ABD ile ilgili boyutu ne? Yaşananlar genel anlamda bir politika değişikliğinin ön işareti mi? Ortadoğu'daki genel denklem nasıl etkilenir? Suudi Arabistan öncülüğündeki aktörler Türkiye'ye karşı da yumuşar mı?

DÜNYAYI SARSAN KRİZ BİTTİ! KÖRFEZ’DE NELER OLUYOR?

Ortadoğu’nun son yıllarına damga vuran ‘Körfez Krizi’ nihayete erdi. Bu bağlamda yaşanan son gelişmelerin büyük bir öneme sahip olduğu görülüyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkelerinin Katar'la diplomatik ilşkileri yeniden tesis etme ve Katar'a yönelik ambargoyu kaldırma kararı almasının ardından Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Selim Sezer ile konuştuk. Konuya ilişkin sorularımızı cevaplandıran Dr. Sezer, yaşanan sürecin nasıl okunması gerektiğinin nasıl okunması gerektiği noktasında önemli değerlendirmelerde bulundu. Sezer, ‘Körfez Krizi’nin çözülmesinin ardından önümüzdeki süreçte yaşanabilecek muhtemel gelişmelere dair de dikkat çeken ifadeler kullandı.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın, 5 Haziran 2017'de Katar'la olan tüm diplomatik ilişkilerini kesmesi ve mali alanda ambargo kararı alması 'Körfez Krizi' olarak adlandırılan sürecin doğmasına sebep olmuştu. Bu bağlamda söz konusu ülkeler tarafından Katar'a "terör gruplarını destekleme" suçlamasında bulunulmuştu. Katar ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmişti.

‘KÖRFEZ KRİZİ’ NİHAYETE ERDİ

2017 yılından bu yana süren 'Körfez Krizi', Ortadoğu tarihinin yakın zamandaki en önemli olayları arasında yer aldı. Yaşanan süreç Ortadoğu'yu derinden etkilerken sorunun çözümü adına geçtiğimiz günlerde kritik adımlar atıldı. Bu bağlamda Suudi Arabistan ile Katar arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi görüşmelerinde arabulucu rolünde olan Kuveyt'ten yapılan açıklama ile Suudi Arabistan'ın Katar ile hava, kara ve deniz sınırlarını yeniden açacağı duyuruldu. Kuveyt'ten yapılan duyuruyu Suudi ve Katarlı yetkililerin açıklamaları izlerken Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud, Katar ile dört Arap ülkesi arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edildiğini ilan etti. Öte yandan Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani de yapmış olduğu açıklamada 'Körfez Krizi'nin nihayete erdiğini belirterek, "Sorumluluk ruhuyla Körfez halklarının iyiliği için dayanışma ve iş birliğinin anlamını güçlendirecek yeni bir sayfa açmak ve bölgenin maruz kaldığı sorunlara karşı koymak amacıyla bugün anlaşmazlık sayfası kapandı." ifadelerini kullandı.

KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ ZİRVESİ'NDE YAKIN TEMAS

Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap ülkelerinin Katar'la diplomatik ilşkileri yeniden tesis etme ve Katar'a yönelik ambargoyu kaldırma kararı almasının ardından 41. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Zirvesi'nde tarihi gelişmeler yaşandı. Suudi Arabistan'ın El-Ula kentinde düzenlenen zirvede Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani bir araya geldi. Öte yandan Muhammed bin Selman'ın ülkeye gelen Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani'yi sarılarak karşılaması da dikkat çekti. Öte yandan zirveye, Bahreyn heyeti adına Veliaht Prens Selman bin Hamed bin İsa Al Halife, Umman adına Başbakan Yardımcısı Fahd bin Mahmud Al Said, Kuveyt'ten Emir Şeyh Nevvaf el-Ahmed el-Cabir es-Sabah, Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) ise Dubai Emiri Şeyh Muhammed bin Raşid katıldı.

'KÖRFEZ KRİZİ'NİN ÇÖZÜLMESİNİ NASIL OKUMALIYIZ?

Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Selim Sezer, 'Körfez Krizi'nin nihayete ermesi anlamına gelen kritik gelişmelerin ardından Muslim Port'a açıklamalarda bulundu. Konuya ilişkin olarak sorularımızı cevaplandıran ve önemli değerlendirmeler yapan Sezer, yaşanan sürecin nasıl okunması gerektiği ve bundan sonra olabilecek muhtemel gelişmelere dair dikkat çeken sözler sarf etti.

“KRİZİN KAYBEDENİ SUUDİ ARABİSTAN”

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın Katar'la diplomatik ilişkilerini kesmesi ve mali alanda ambargo kararı alması ile oluşan 'Körfez Krizi'nin sonlanmasının ardından "Sürecin kazananı ve kaybedeni var mı sizce?" sorusunu yönelttiğimiz Sezer, kaybedenin Suudi Arabistan olduğunu kaydetti. Sezer, "Kuşkusuz bu krizin bir kaybedeni varsa Suudi Arabistan’dır. Zira 2017 yılında Katar’a dayatılan ambargonun amacı Katar’ı bir yandan İran’la, diğer yandan Müslüman Kardeşler örgütüyle olan ilişkilerinden ötürü cezalandırmak, aynı zamanda da Doha yönetimini hareket edemez hale getirmek ve çizgisinde bir değişime zorlamaktı. Ancak Katar bu süreçte kayda değer bir politika değişikliğine gitmediği gibi özellikle İran’la ilişkilerini daha da geliştirdi. Daha önemlisi, yönetim ve ülke, ambargonun başlangıçtaki sarsıcılığına rağmen, nihai olarak bu krizden önemli bir zarar görmeden çıktı. Dün itibariyle ablukanın kaldırılması Suudi Arabistan’ın ve onunla birlikte hareket eden diğer Körfez ülkelerinin amaçlarına ulaşamadan, üç yıldan uzun süredir devam ettirdikleri bu politikadan vazgeçmek zorunda kalması anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.

“YAŞANAN GELİŞME, ABD İLE YAKINDAN İLGİLİ”

Körfez Krizi, Donald Trump'ın ABD Başkanlığı sürecinde Ortadoğu'da yaşanan en önemli olaylardan biri olmuştu. 'Körfez Krizi'nin nihayete ermesinin ABD'deki başkanlık seçiminin ardından gelmesi dikkat çekerken Dr. Sezer, "Trump'ın ABD Başkanlık seçimi kaybetmesiyle Körfez Krizi'nin nihayete ermesi yönünde atılan büyük adımı birbiriyle ilişkili görmeli miyiz?" sorumuza cevap verdi. Sürecin ABD ile ve bu ülkedeki seçim sonuçlarıyla bir bağlantısının olduğuna şüphe olmadığını dile getiren Sezer, "Ancak sürpriz denebilecek bu gelişmenin arka planı yeterince açık olmadığından bu bağı şu aşamada net olarak tanımlamak kolay değil." dedi. Selim Sezer, yaşanan gelişmeyi iki farklı şekilde okumanın mümkün olduğunu dile getirirken "Daha kuvvetli ihtimal, Körfez’deki aktörlerin Biden dönemine hazırlık yapıyor olması. Suudi Arabistan’ın 2017 krizini Trump’ın tam desteğiyle başlattığını ve yeni başkanın göreve geldikten sonra ABD’nin Ortadoğu politikasında bazı revizyonlara gideceğini düşündüğümüzde, Riyad’ın yeni başkanla daha uyumlu şekilde çalışabilmek için böyle bir geri adım atmış olması oldukça muhtemel. Ki, seçim sonuçları kesinleştiğinden beri bir Katar-Suudi Arabistan barışı ihtimali çeşitli değerlendirmelerde gündeme getiriliyordu. Ancak gözden kaçırılmaması gereken bir başka husus da Donald Trump ve ekibinin de uzun zamandır bu krizin bitmesini istiyor olduğudur. Nitekim “İran ve müttefiklerine azami basınç” politikası izleyen Trump yönetimi son dönemlerde Körfez ülkelerinin kendi aralarındaki sorunları çözerek İran’ı tecrit etmeye odaklanmasını talep ediyordu. Yönetimin Yemen’deki Husilerin terör listesine alınmasını gündeme getirmesi örneğinde olduğu gibi, aynı politika doğrultusunda “giderayak” önemli adımlar atmaya devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu adımı da benzer bir bağlama yerleştirmek mümkün olabilir.” diye konuştu.

“ESAS SORU KATAR'IN DENKLEMİN İÇİNDE NEREYE YERLEŞECEĞİ”

Ortadoğu Araştırmacısı Dr. Selim Sezer, Körfez Krizi bağlamında yaşanan son gelişmelerin Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn'in önümüzdeki dönemde genel anlamda olası bir politika değişikliğinin ön işareti olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine dair de önemli açıklamalar yaptı. Bahsi geçen üç ülkenin de İran ve Türkiye karşıtı politikalar izlemeye devam edeceği tahmininde bulunan Sezer, "Bölgedeki ağırlığını giderek arttırmaya çalışan Birleşik Arap Emirlikleri’nin bu anlaşmaya en çekinceli yaklaşan ülke olduğu ifade ediliyor. Bunun en önemli sebebi de, belirttiğim üzere, Katar’ın geride kalan üç buçuk yılda politikasını değiştirmemiş olması. Öte yandan isimlerini zikrettiğiniz Körfez ülkelerinin bölge politikalarında kayda değer bir değişiklik beklemek için de somut bir sebebimiz yok. Her üç devlet de şu ya da bu düzeyde ABD ve İsrail yanlısı, İran ve Türkiye karşıtı politikalar izlemeye devam edecektir. Şu an esas soru Katar’ın bu denklemin içinde tam olarak nereye yerleşeceğidir. Bunu da zaman içinde göreceğiz." dedi.

“GENEL BİR KÖRFEZ-İSRAİL NORMALLEŞMESİNE TANIK OLMAMIZ MUHTEMEL”

'Körfez Krizi'nin sona erdirilmesi yönünde atılan adımın Filistin-İsrail meselesi bağlamında bir yansıması olup olmayacağı da merak edilen noktalardan biri olarak duruyor. Bu bağlamdaki sorumuzu yanıtlayan Sezer, 'Filistin-İsrail meselesi' ile 'Körfez Krizi'nin nihayete erdirilmesi" arasında doğrudan bir bağ bulunduğunu düşünmediğini ifade etse de yakın gelecekte ülkeleri aşan genel bir Körfez-İsrail normalleşmesine tanık olunmasının muhtemel olduğunu söyledi. Dr. Selim Sezer, bu bağlamda, "Krizin sonlandırılmasında aracı rolü oynayan Kuveyt hariç olmak üzere tüm Körfez devletlerinin İsrail’le normalleşme yolunda olduğunu ve bunlardan iki tanesinin – Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn – bunu halihazırda yapmış olduğunu düşündüğümüzde, yakın gelecekte teker teker ülkeleri aşan genel bir Körfez-İsrail normalleşmesine tanık olmamız oldukça muhtemel. Dolayısıyla Arap monarşileri, Katar’ı da aynı sürece katılmaya ikna etmeye çalışacaktır." ifadelerini kullandı.

'KÖRFEZ KRİZİ'NİN ÇÖZÜMÜ ORTADOĞU'DAKİ DENKLEMİ NASIL ETKİLEYEBİLİR?

Dr. Selim Sezer, "Körfez Krizi'nin ardından Katar ile İran ilişkilerinde bir yakınlaşma görmüştük. Öte yandan Suudi Arabistan'ın İran karşıtı bir cephe oluşturma gayretini biliyoruz. Yaşanan son gelişme Ortadoğu'daki genel denklemi nasıl etkiler?" sorumuzu da yanıtladı. Söz konusu soruya cevaben Doha yönetiminin büyük bir ihtimal ile, Ortadoğu’nun üç güç merkezi olan Suudi Arabistan-BAE, İran ve Türkiye’yle dengeli politikalar izlemeye çalışacağını belirten Sezer, "Katar’ın önümüzdeki dönemde özellikle Suudi Arabistan’la daha yakın ilişkiler geliştireceği kesindir, fakat bu İran’la arasının bozulacağının da kesin olduğu anlamına gelmez." dedi. Dr. Sezer, konuya ilişkin olarak, "Katar’ın 2017’de yaşananları ve bu krizin sonuçlarını bir kalemde unutup affedeceğini sanmıyorum. Ablukanın en zor döneminde kendisinin yanında yer alan İran’a bir günde sırtını döneceğini de sanmıyorum. Büyük bir ihtimalle Doha yönetimi, Ortadoğu’nun üç güç merkezi olan Suudi Arabistan-BAE, İran ve Türkiye’yle dengeli politikalar izlemeye çalışacaktır. Elbette bu biraz da, aktörlerin birbirleriyle ve ABD gibi bölge dışı ülkelerle bundan sonra kuracakları ilişkilerin karmaşık denklemi tarafından belirlenecektir. Hepimizin bildiği üzere Ortadoğu’daki ilişki ağları sadelikten oldukça uzaktır. Bölge devletlerini kalın çizgilerle sınıflandırmak ve farklı sınıflara giren devletlerin her konuda aynı yönde hareket etmesini beklemek mümkün değildir. Bir devletin ya da siyasi hareketin aynı anda iki hasım devlet ya da siyasi hareketle birden güçlü ilişkiler sürdürebilmesinin pek çok örneği önümüzdedir." diye konuştu.

SUUDİ ARABİSTAN ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ CEPHENİN TÜRKİYE KARŞITI SİYASETİ DE DEĞİŞİKLİĞE UĞRAYABİLİR Mİ?

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır'ın Katar'a olan tavrında değişikliğe gitmesi ve bu doğrultuda 'Körfez Krizi'nin nihayete erdirilmesi son derece büyük bir öneme sahip. Belki Katar'a karşı uygulanan dozda olmasa da Suudi Arabistan öncülüğündeki ülkelerin Türkiye'ye de karşı bir cephe aldığı biliniyor. Bu bağlamda 'Körfez Krizi'nin sonlandırılmasının ardından "Suudi Arabistan öncülüğündeki cephenin Türkiye karşıtı siyasetinde de bir değişiklik olabilir mi?" sorusu da gündeme geldi. Söz konusu soruya cevap veren Selim Sezer, şu aşamada önemli bir değişiklik beklemediğini kaydetse de Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki bir normalleşmenin ihtimal dışı olmadığını aktardı. Sezer, konuya ilişkin olarak, "Şu aşamada önemli bir değişiklik beklemiyorum. Ancak tüm diğer aktörlerle birlikte Türkiye de Biden dönemine hazırlık yapıyor. Yeni dönemde ABD yönetiminin tercih ve yönelimlerine bağlı olarak çeşitli türden normalleşmelerin gündeme gelebileceği bir süredir konuşuluyor. Bu kapsamda bir Türkiye-Suudi Arabistan “normalleşmesi” de ihtimal dışı değildir. Ancak bu noktada esas adım atması gereken taraf Türkiye olmayacaktır, zira Körfez’le olan ilişkilerin şimdiki noktaya gelmesinin sorumlusu Türkiye değildir." ifadelerini kullandı.