Mustafa Kaya


Amerikan Siyaseti ve Tıkanmışlık Sendromu

16 Temmuz 2020 10:48

Amerika belki de tarihinin en büyük krizlerinden birisini yaşıyor. Zaten Covid-19’dan dolayı ortaya çıkan ekonomik sorunlar başlı başına toplumsal dengeleri tehdit ediyordu. Bir de bunun üstüne George Floyd’un öldürülmesi ile birlikte ortaya çıkan gelişmeler krizin boyutlarını daha da büyüttü. Yaklaşan başkanlık seçimlerinde ortaya çıkacak sonuçlar bu gidişatı hangi yöne doğru hareket ettirir, şimdiden bir şey söylemek zor. Ancak kurumlar ve kurallar ülkesi olarak bilinen Amerika’da artık sistem tartışılıyor. Dün, eyaletlerin kanunları arasındaki farklar, yerinden yönetim vurgusu ve her eyaletin sahip olduğu özgünlükler olarak açıklanırken, bugün farklılıklar çekişme ve çatışma sebebi sayılabiliyor. Anayasalarına kutsal metin gibi bakan Amerikan toplumu bugün anayasasını tartışmaya açmış durumda.

Peki, Amerika nereye gidiyor? Bu durum sonun başlangıcı mı yoksa her ülkenin başına gelebilecek, mücadele edilebilir bir süreç mi? Bütün bunları zaman içinde göreceğiz ama genel anlamda bu krizin Amerika için sıradan bir kriz olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Amerika’da yaşayan bazı dostlarımız “Tek bir Amerika yok. Sizler sadece Amerikan devletinin emperyalist yaklaşımları üzerinden toptancılık yapıyorsunuz. Oysa Amerika 350 milyona yaklaşan nüfus ile içinde çok farklı bakış açılarını barındırıyor” diyorlar. Bu itirazın haklı yanları tabi ki vardır. Ancak şurası da bir gerçek ki, Amerika’da devlet aklı şiddeti, vesayet savaşlarını, diğer ülkelerin içişlerine müdahaleyi, darbeler planlamayı hep kendisi için olağan bir hak olarak gördü. Ötekini hiçbir zaman dikkate almadı. İnsan hakları denildiğinde, insan ve haktan ne anladığını ancak kendisinin bildiği bir portre çizdi. Bugün karşı karşıya kaldığı olumsuzluklar aslında ötekine bakışının doğal sonuçlarıdır. Çünkü ateşe verdiği, iç savaşlara soktuğu bütün coğrafyaların izdüşümleri kendi topraklarına bir bir yansımaya başladı.

Bu gerçeği teyit edercesine, Cumhuriyetçi Senatör Cotton “protestolara Irak ve Afganistan işgalinde kullanılan birliklerin müdahale etmesini istemesi” istedi. Bu talep Amerika’nın öteki olarak kodladığı kesimlere bakışı ile ilgili zihinsel dünyalarının ipuçlarını ortaya çıkarması açısından önemlidir (https://tr.sputniknews.com/abd/202006011042166702-abdli-senator-cotton-gosterilere-irak-ve-afganistan-isgalinde-gorev-yapan-birlikler-mudahale-etsin/). Acımasızlıkları ile bilinen, yaptıkları katliamlara bazen kendi içlerindeki kimi askerlerin psikolojilerinin bile dayanmadığı bu birliklere Irak’ta ve Afganistan’da yüklenen misyon da bu teklifle beraber daha iyi anlaşılmış oldu.

Diğer taraftan Trump’ın iş başına gelmesiyle birlikte iki temel bakış açısı ileri sürülmüştü. Birincisi, Amerikan sisteminin Trump ile birlikte çöküşe geçmeye başladığı iddiasıydı. Diğeri ise Trump’ın yozlaşan sistemin doğal sonucu olarak işbaşına geldiğiydi. Bu görüşlerden ikincisi sosyolojik gerçekliklerle daha çok örtüşüyor. Yani öteden beri, Demokrat’ıyla, Cumhuriyetçi’siyle “al takke, ver külah” mantığıyla başkanlık dönemlerini paylaşarak bugünlere gelen Amerikan siyaseti, aynı zamanda alternatifsizliğin girdabına düştüğü için Trump gibi bir figür iş başına gelebildi.

Peki, Trump gitse, Biden gelse ne değişir? Amerikalıların hayatlarındaki olumsuzlukların ortadan kaldırılması mümkün olur mu? Aslında her iki isim de beklenenlere karşılık verecek durumda değil. Bir tarafta yol, yordam, usul demeden hareket eden, züccaciye dükkânına girmiş bir fil gibi hareket eden Trump var. Diğer tarafta ise diplomatik dili daha iyi kullanan, devlet tecrübesi olan, sinsiliğini tebessümünün arkasına gizleyebilen bir Biden var. Hangisi gelirse gelsin, mağdur Amerikan halkına ve mazlum dünya halklarına bakışları değişmeyecek. Bunun yanında şu da ortaya çıktı ki,  bu zamana kadar iki partili sistemi dünyanın en iyi ideal modeli olarak dayatan ABD, şimdi kendi sisteminin getirdiği kısırlıklarla boğuşuyor.

Sonuç olarak şunu ifade edebiliriz. Amerikan halkında umut tükenmek üzere, beklentiler boşlukta, geleceğe dair ümitler bu zamana kadar hiç olmadığı kadar olumsuz. Amerika böyle bir havada 3 Kasım 2020 seçimlerine gidiyor. Görünen o ki Amerikan siyaseti bu tıkanmışlığı aşmakta çok zorlanacak. Çünkü Amerika sosyal yapısını düzenlerken, kurumsallaşmasının sağladığı avantajlarla, bu zamana kadar iki çarpı ikinin hep dört ettiğini öngörüp, test ederek bugünlere geldi. Ancak ABD şimdi hem Covid-19 salgını, hem de bardağı taşıran George Floyd’un öldürülmesi ile başlayan krizlerde iki çarpı ikinin bazen üç, bazen de beş edebileceği gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldı. Amerikan siyasetindeki tıkanmışlığın, sıkıntıların, şaşkınlığın ve umutsuzluğun sebebi de işte bu yüzleşmedir.