Taha Kılınç


Sessiz Veda

26 Ağustos 2020 11:57

Geçtiğimiz hafta perşembe günü (20 Ağustos), Mısır’ın başkenti Kahire’den gelen bir vefat haberi, İslâm dünyasının çok önemli bir ilim adamını ebediyet âlemine uğurladığına işaret ediyordu. Prof. Dr. Hüseyin Hâmid Hasân, dünyanın farklı ülkelerinde öğrenmekle, öğretmekle ve hizmetle geçen 88 yıllık dopdolu bir ömrü tamamlamıştı. Bugünkü yazımı, -Türkiye’de yeterince tanınmasa da-, uluslararası İslâm iktisadı sahasında “Fakîhu’l-Asr” (Asrın Fakîhi) unvanıyla şöhret bulan bu büyük allâmeye ayırdım.

Hüseyin Hâmid Hasân, 25 Temmuz 1932’de, Mısır’ın Benî Suveyf bölgesindeki fakir bir köyde dünyaya geldi. Henüz altı yaşındayken babasını kaybedince, annesi tarafından büyütüldü. Köyünde okul olmadığı için, ailesinden aldığı dinî terbiye dışında, temel eğitim görmedi. Küçüklüğünden itibaren deve çobanlığı yaparak aile bütçesine katkı sağlamak için gayret gösteren Hasân’ın hayatı, 12 yaşındayken birden bire değişti: Köye cuma namazı kıldırmaya gelen Ezherli bir şeyh, camideki gençler arasında gördüğü Hasân’la da sohbet etmiş, onun zekâsına ve kavrayışındaki derinliğe hayran kalmıştı. “Eğer hâfızlık yaparsan” dedi genç Hüseyin’e, “Kahire’ye gidip Ezher’de okuyabilirsin. Ben sana yardımcı olurum.” Bu sözü büyük bir sevinçle vazife belleyen Hüseyin, sonraki 4 ay içinde Kur’ân’ı hıfz etmeyi başardı. 2 ayda da hıfzını sağlamlaştırdıktan sonra, annesinin elini öpüp duasını alarak, doğruca Kahire’ye gitti. Hüseyin Hâmid Hasân’ın, son nefesine kadar devam edecek ilim yolculuğu işte böyle başlamıştı…

1959’da Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiren Hasân, eş zamanlı olarak okuduğu Ezher Üniversitesi Şeriat Fakültesi’nden de 1960’da mezun oldu. Böylece İslâm hukukuyla beşerî hukuk sahalarını karşılaştırmalı biçimde tahsil etmişti. Hukuk öğrenimini ABD’de devam ettiren Hasân, 1963’te New York Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. 1966’da Ezher Üniversitesi’nde “İslâm fıkhı ve fıkıh usûlü doktoru” oldu. 1969’da, ilmî kariyerinin idarecilik safhası başladı; Kahire Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde bölüm başkanlığına getirildi.

Prof. Dr. Hasân için, 1970’lerde İslâm dünyasının çeşitli ülkelerinde öğretim üyeliği, danışmanlık, eğitim müesseselerinde kuruculuk gibi vazifelere sıra geldi. Bu çerçevede Hasân’ın yolu Libya, Pakistan, Kazakistan, Kırgızistan, Cezayir, Sudan, Suudi Arabistan gibi ülkelere düştü. Cumhurbaşkanı Ziyâul Hak döneminde (1978-1988) Pakistan’da Şeriat yönetimine geçilmesinin hukukî altyapısını bizzat Prof. Dr. Hasân ve ekibi oluşturdu. İslâm iktisadına yoğunlaşan Hasân, Körfez ülkelerinde İslâmî bankacılık, faizsiz finans ve borsa yapılanmalarına öncülük etti. ABD’de “İslâm Fakihleri Konseyi”nin başkanlığını yaptı. Avrupa Fetva Konseyi’nde aktif şekilde üyeydi. Tüm bu yoğunluk arasında eser vermeyi de sürdüren Prof. Dr. Hasân, İslâm fıkhı, fıkıh usûlü, İslâm iktisadı, modern hukuk ve daha birçok konuda 400’ü aşkın kitap, makale ve tebliğ kaleme aldı. Kendisiyle yapılan yüzlerce röportajda hem hayatını hem de çalışma yöntemlerini ayrıntılarıyla anlattı, yeni nesillere örnek oldu. Geçtiğimiz yıl verdiği bir mülakatta, şunları söylüyordu mesela: “Her gün, sabah namazını kıldıktan sonra çalışmaya başlarım, gece 22.00’ye kadar çalışırım.” Bu sözleri sarf ederken, 87 yaşında olduğunu unutmamalı.

Prof. Dr. Hüseyin Hâmid Hasân, hayatının son döneminde, hizmetlerini ülkesi Mısır’da sürdürüyordu. 2012’de Cumhurbaşkanı Muhammed Mursî tarafından oluşturulan “yeni anayasayı hazırlama heyeti”nde onun da yer alması, sürpriz değildi. Kaleme alınacak yeni metnin hem Mısır’ın kültürüne, hem uluslararası normlara, hem de İslâm hukukuna uygunluk arz etmesi noktasında, Prof. Dr. Hasân’dan daha mahir bir uzman bulmak zaten imkânsızdı. Hasân da, metnin yazımı sırasında bütün maharetini ortaya koydu. Hasân’ın Mısır’daki eğitim kurumlarıyla ve dünya akademik çevreleriyle ilişkileri öylesine derin ve sağlamdı ki, 2013’teki askerî darbeden sonra, Abdulfettah Sisi yönetimi onu İhvân’la ilişkilendirmeyi göze alamadı. Hasân bu sırada, merkezi Katar’ın başkenti Doha’da bulunan, Yûsuf el Karadâvî’nin riyâsetindeki Müslüman Âlimler Birliği’nin kurucu üyesi iken üstelik.

İslâm dünyasının en velûd zihinlerinden biri, bölgemizin çeşitli krizlerle boğuştuğu bir zaman diliminde sessizce aramızdan ayrılırken, kaleme aldığı birbirinden kıymetli eserlerin Türkçe’ye kazandırılması dileğini de bu vesileyle tekrarlamış olayım. Geç tanışıklığı, belki bu şekilde -bir nebze de olsa- telafi imkânı bulabiliriz.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.