Taha Kılınç


Laik Sudan

10 Eylül 2020 13:53

Bazı çevreler için, son günlerin en “mutluluk verici” haberi, Sudan’da şeriat yönetiminin ilgâsı ve laikliğe geçişin ilânıydı. “Sudan, çağdaş yönetimi seçti”, “Ülkede bir devrin sonu”, “Radikal İslâmcılar kaybetti”, “Diktatör devrildi, şeriat gitti” gibi iddialı başlıklarla sunulan gelişme, normalde Sudan’la herhangi bir bağlantısı bulunmayan veya duygu dünyasında Sudan’ı çok da önemsemeyecek bir hayat çizgisinde yaşayanları belirgin bir mutluluğa gark etti. Önce, Sudan’da şeriat yönetiminin serencâmını hatırlayalım, ardından “sevinmeye değecek” bir şey olup olmadığına bakalım.

1956’da İngiltere’den bağımsızlığını kazanan Sudan, günümüze kadar çoğunlukla askerî yönetimler tarafından idare edildi. 25 Mayıs 1969’da darbeyle işbaşına gelen Albay Cafer Numeyrî, başlangıçta halkın iradesine saygılı bir çizgi izleme gayretini taşısa da, iktidarının son çeyreğinde baskıcı bir tutuma yöneldi. Eş zamanlı olarak ABD ile safları sıklaştıran ve bunun karşılığında “ekonomik yardımları hak eden” Numeyrî, ABD’nin bölgedeki yeni gözdesi Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la da yakın işbirliği yaptı. 1979’da Sedat, İsrail’le barıştığı için Arap dünyasından dışlandığında bile, Numeyrî onunla bağını koparmadı. 1981’de Sedat’ın cenazesine de katılan Numeyrî, içeride kendisine yöneltilen yoğun eleştirileri göğüslemek ve hedef şaşırtmak için 1983’te “şeriat yönetimi”ne geçildiğini açıkladı. Sâdık el Mehdî ve Hasan Turâbî gibi “İslâmcı” muhaliflerinin ağzına böylece bir parmak bal çalan Numeyrî, 6 Nisan 1985’te -kendisi ABD ziyaretindeyken- bir grup subay tarafından devrilmekten yine de kurtulamadı.

Kısa bir geçiş döneminin ardından, 30 Haziran 1989’da bu defa Ömer el Beşîr -yine darbeyle- iktidarı ele geçirdi. Darbe sırasında Beşîr’i destekleyen Hasan Turâbî ve liderlik ettiği “İslâmcı” siyasî organizasyon, bir süre sonra askerî yönetime cephe aldı. Hem Beşîr hem de Turâbî “İslâmî siyaset” iddiasındaydı, ancak Turâbî 2016’daki ölümüne kadar Beşîr tarafından dönem dönem ev hapsine alındı, tutuklandı veya hareketleri kısıtlandı. “Şeriat” ise, tarafların siyasî hedeflerini Sudan halkının gözünde meşrulaştırdıkları bir manivela haline geldi. Yolun sonunda, Turâbî, hayata gözlerini yumduğunda “İslâmî siyaset teorisyeni” sıfatıyla anılıyordu, Beşîr ise genel kullanımda “diktatör” namıyla kayıtlara geçti.

Ömer el Beşîr’in, vaktiyle birlikte çalıştığı ve şimdi eleştirilen her şeyi birlikte yaptığı askerler tarafından 2019 nisanında devrilmesiyle, Sudan’da “demokrasi çiçeği”nin açacağı hayalleri kurulmuştu; ama bu beklenti çok kısa sürdü. Ülkede şimdi usulca yeni sürüm bir askerî diktatörlüğün temelleri atılıyor. Fakat şunu da ifade etmek gerekir: Sudan devlet sisteminin işleyişindeki hâkim mantık ve on yıllardır devam eden alışkanlıklar düşünüldüğünde, mevcut şartlarda başka bir yapının ülkeyi taşıması zor görünüyor.

Yaşanan sürece “Peki, şeriat bu işlerin neresinde?” sorusunun cevabını aramak için daha yakından baktığımızda, en kestirme açıklama şu: Çoğunluğu dindar Müslümanlardan oluşan, geleneklerine bağlı, ekonomik olarak sıkıntılarla boğuşan, sıradan Sudan halkı açısından değişen herhangi bir şey yok. Askerî idarelerin kendilerini meşrulaştırmak için bir malzemeye indirgediği “şeriat”, mevcut subay kadrosunun Sudan’ı ABD’nin kara listesinden çıkarmak için kullandığı bir araca dönüştürülmüş oldu. Yapılan son güncel anketlerde, “Şeriat, kanunlarımızın kaynağı olmalıdır” diye düşünen Sudanlıların oranının yüzde 70’leri aştığını aklımıza getirirsek, “Sudan halkı, şeriattan kurtuldu” şeklindeki naraların -en hafif ifadeyle- gülünç olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ortadoğu ve İslâm dünyasındaki herhangi bir durumu ele alırken, onu zihnimizdeki hazır tanımlarla ve kendi -olumlu veya olumsuz- önkabullerimiz çerçevesinde değerlendirmek, Türkiye’de çok sık yapılan bir hata. “Özgürlük”, “demokrasi”, “insan hakları”, “şeriat”, “laiklik”, “sekülerlik” gibi kavramların bizim dünyamızdaki karşılıklarıyla, sahada kazandığı anlam arasında bazen dağlar kadar fark olabiliyor. Son Sudan örneğinden hareket edersek, özellikle sosyal medyadaki bazı “sevinç çığlıkları”, şu soruyu hak ediyor: Sudanlıların şeriat yönetimi kaldırıldığı için rahata erdiğinden, Sudanlıların haberi var mı?

Şeriat yönetiminin ülkeler ve halklar açısından ne anlama geldiği, birbirinden farklı şeriat pratikleri, modern dünyada şeriatın siyasî tezahürleri, yakın dönemdeki bazı tecrübeler… Tüm bu noktalarda İslâm dünyasının genel durumunu ise -nasip olursa- cumartesi yazısında tartışalım.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.