Taha Kılınç


Mesud’un Mirası

17 Eylül 2020 11:56

Havâce Bahâuddin bölgesi, Afganistan’ın kuzeydoğusundaki Tehar vilayetinde, kendi halinde bir mıntıkaydı. Akarsularla bölünmüş sarp dağların ortasındaki rahat konumuyla, kavak ağaçları ve serin bahçeleriyle, ülkenin diğer bölgelerini etkisi altına alan çatışmalardan korunmuş gibiydi. Burası aynı zamanda, Afganistan’ın en önemli siyasî ve askerî liderlerinden, Kuzey İttifakı adlı koalisyonun genel komutanı Ahmed Şah Mesud’un karargâhına ev sahipliği yapıyordu. 9 Eylül 2001 günü Mesud’a burada gerçekleştirilen bir ziyaret, Afganistan yakın tarihinde bir dönüm noktasının yaşanmasına yol açacaktı…

Karargâhta, Mesud’un askerlerinin “dışişleri bakanlığı” olarak adlandırdığı müstakil bir bina da vardı. Dışarıdan gelen resmî heyetler, yabancı temsilciler ve gazeteciler önce burada ağırlanır, kibar bir sorgudan geçirilir, ardından bizzat görüşmeye uygun görülenler Mesud’un yanına kabul edilirdi. O sabah, yaklaşık 10 gündür Mesud’dan röportaj koparmak için karargâhı yoklayan iki Arap gazeteci de randevu sırasındaydı. Belçika pasaportu taşıyorlar, Londra’daki bir İslâm merkezi adına dünyanın çeşitli yerlerindeki İslâmî hareket liderleriyle röportaj yaptıklarını söylüyorlardı. Henüz 48 yaşında olmasına rağmen uluslararası çapta şöhret kazanan Mesud sıklıkla bu türden röportajlar verdiği için, gazetecilerin karargâhın girişindeki sözlü sınavı geçmesi zor olmadı. Kısa süre içinde, Mesud’un bulunduğu salona -Kuzey İttifakı İstihbarat Şefi Muhammed Arif Serveri’nin ofisiydi burası- davet edildiler.

İçeride Ahmed Şah Mesud’dan başka, beş kişi daha vardı: Afganistan’ın Yeni Delhi (Hindistan) Büyükelçisi Mesud Halili, Muhammed Arif Serveri, Kuzey İttifakı Dışişleri Bakanı Muhammed Asım Suheyl, Mesud’un özel sekreteri Cemşid ve karargâha yapılan bütün ziyaretleri görüntülü olarak belgelemekle görevli gazeteci Muhammed Fehim Daşti.

Röportaj samimi bir havada başladı. Gazetecilerden biri kamerayı ayarlarken, diğeri hazırladıkları 15 soruyu Mesud’a teker teker okudu. Anlaştıkları usul çerçevesinde, sorular Mesud’a Fransızca sorulacak, taraflar arasındaki tercümeyi de Büyükelçi Halili yapacaktı. Sorulardan iki tanesi, özellikle dikkat çekiciydi: “Neden Usame bin Ladin’i ‘katil’ olarak adlandırdınız?” ve “Kâbil’i alırsanız, Usame ve adamlarına ne yapacaksınız?” Büyükelçi Halili’nin gözü, bu sırada kameramana kaydı. Bir yandan elindeki aletin ayarlarını yapıyor, diğer yandan da müstehzi biçimde gülümsüyordu. Tam o anda, bütün karargâhı deprem olmuşçasına sarsan dev bir patlama yaşandı. Kameranın batarya kısmına yerleştirilen bomba büyük bir gürültüyle infilâk ederek ortalığı cehenneme çevirmişti. Suikastın hedefindeki Ahmed Şah Mesud, Tacikistan sınırındaki bir hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, helikopterde son nefesini verecekti.

1953’te, Tacik etnik kökenli, Sünnî Müslüman-Hanefî bir ailede dünyaya gelen Ahmed Şah Mesud, gençlik yıllarından itibaren Afganistan’daki Sovyetler Birliği tasallutuna karşı mücadele etmiş bir isimdi. 1979-89 arasındaki Sovyet işgali döneminde de, Mesud’un komutası altındaki birlikler Pençşir Vadisi’nde gerçek bir direniş destanı yazdılar. Mesud, bundan böyle artık “Pencşir Aslanı” unvanıyla anılacaktı.

Sovyetler’in Afganistan’ı terk etmesinden sonra başlayan iç savaşta, Mesud da -doğal olarak- taraflardan biriydi. 1996’da Taliban’ın başkent Kâbil’i ele geçirerek ülke genelinde iktidara el koymasının ardından, Mesud bu defa Taliban’a karşı muhalefeti örgütlemeye başladı. Onun liderliğindeki Kuzey İttifakı’nın desteği zaman içinde giderek azalırken, Taliban’ı perde önünde Pakistan ve Suudi Arabistan, ardında ise ABD yönetimi destekliyordu. Mesud bu sırada “İran ve Hindistan’ın adamı” olarak damgalanmış, Riyad ve İslamabad kendisinden özenle uzak durmayı seçmişti. 9 Eylül 2001’de Ahmed Şah Mesud’un öldürülmesinden tam iki gün sonra gerçekleştirilen ünlü 11 Eylül Saldırıları, ABD’ye Afganistan’ı işgal etmek ve yakın zamana kadar her türlü desteği sunduğu, -artık El Kaide’nin de eklemlenmiş bulunduğu- Taliban iktidarını devirmek için mazeret yerine geçecekti.

Afganistan’ı Taliban gözlüğüyle okuyanların “hain” olarak damgaladığı Ahmed Şah Mesud’un 19’uncu ölüm yıldönümü, Afganistan hükümetiyle Taliban arasında, Katar’ın başkenti Doha’da sürdürülen ve ABD’nin de bizzat temsil edildiği barış müzakerelerine denk düştü. Afgan hükümet heyetinin başkanlığını Mesud’un sağ kolu Dr. Abdullah Abdullah’ın yaptığı müzakere sürecini ve bu bağlamda Katar’ın dünya diplomasisi içindeki kritik konumunu -nasip olursa- cumartesi yazısında değerlendirelim.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.