Mustafa Kaya


Amerika’nın Yaptırımları ve Olası Sonuçları

15 Aralık 2020 12:24

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Kongresi’nin her iki kanadında da üçte iki çoğunlukla kabul edilen, Türkiye’ye dönük S-400 yaptırımlarını da içeren savunma bütçesi ile ilgili tartışmalar devam ediyor. Kısa adı CAATSA olan ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası uzun zamandır zaten ABD’nin gündemindeydi. Başkan Donald Trump’ın ayak direttiği yaptırım kararları nihayetinde kongreden geçmiş oldu. Genel hatlarıyla sadece Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 Hava Savunma Sistemleri üzerinden okunan bu yaptırımlar, aslında Rus doğalgazını Avrupa’ya taşıyan Türk Akım ve Mavi Akım boru hattı projelerini de kapsıyor. Yani yalnızca savunma boyutuyla değil, doğrudan ekonomik ilişkileri de hedef alan bir kararın Kongre’den geçmiş olmasının sonuçları, ABD-Türkiye ilişkileri açısından şimdi çok daha fazla odaklanılan bir başlığa dönüştü.

Advertisement

 

Diğer taraftan Trump en büyük istifade edenin Çin olacağı gerekçesiyle yaptırımları veto edeceğini açıkladı. Aslında kararların Kongre’den üçte iki çoğunlukla geçmiş olmasından dolayı Trump’ın veto etmesinin sonuca bir etkisi olmayacak. Buna rağmen Pazar günü Twitter mesajıyla kararı veto edeceği bilgisini paylaştı. Veto sonrası Kongre’nin kararı değişir mi, bu konuda net bir varsayımda bulunmak da zor.

Bununla birlikte bu kararların Türkiye açısından farklı boyutları var. En son 10-11 Aralık Avrupa Birliği zirvesinde silah ambargosu için ABD’nin adres gösterilmesi de direkt bu konuyla bağlantılı. Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in, “Türkiye’ye silah ihracatı meselesinin NATO üyeleri arasında ve yeni ABD yönetimiyle koordinasyon içinde tartışılması konusunda hemfikir kaldık” açıklaması topu ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’a atmak anlamını taşıyor. Almanya’nın AB dönem başkanı olması belki de Fransa ve Yunanistan’ın zirveden istediklerini tam olarak alamamasını da beraberinde getirdi.

Şimdi merak edilen şu; bu yaptırım kararları ile birlikte ABD-Türkiye ilişkileri nasıl gelişecek? Son günlerde Türkiye’nin İsrail’e büyükelçi atadığına dair iddialar da aslında Biden’a gönderilen bir mesaj sayılabilir. Tam da bu noktada şayet bir pazarlık masasına oturulacaksa endişe odur ki, Fırat’ın doğusunda PYD/YPG güçlerini doğrudan destekleyen ABD, Türkiye’nin önüne bu kartı koyabilir. Suriye’deki fiili durumun meşru hale getirilmesi adına taleplerde bulunabilir. Ayrıca uzun zamandan beri ABD’nin PKK’yı tasfiye sürecine soktuğu da bilinen bir gerçek. Bunu planlarken PYD/YPG’yi tartışma alanından çıkarmaya çalışmanın hesaplarını yaptığı biliniyordu. Bunlardan dolayı bu yaptırım kararlarının en önemli tartışma ve pazarlık alanı, Suriye ve Türkiye-İsrail ilişkilerinin bundan sonraki seyri olabilir.

Bu durumda Türkiye-Rusya-İran arasında süren Astana ve Soçi süreçlerinin akıbeti de tartışmaya açılabilir. Kimi TV tartışma programlarında S-400’lerin Azerbaycan’a verilebileceği gibi seçenekler Türkiye için doğru ve sağlıklı bir çıkış sayılmaz. Bu saatten sonra Türkiye’nin hava savunma sistemlerine olan ihtiyacını tartışmaya açmak bile abesle iştigal olur.

Sonuç olarak İkinci Mahmut’tan bize miras kalan “denize düşen yılana sarılır” sözünü sürekli test etmeye gerek yok. Öncelikle karada, güvende kalabilmeyi ve yılanlara muhtaç olmamak için denize düşmemeyi başarmak lazım. Yoksa bugünün yaptırımlarının adı CAATSA olur yarın başka bir şey. Sonra da şeytan kovalamaktan salâvat getirmeye vakit kalmıyor diye şikâyet ediyoruz.