Taha Kılınç


Philby’nin Hikayesi

20 Aralık 2020 14:47

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra, 1920’den itibaren Filistin’de manda idaresi kuran İngiltere, Arapları ve Yahudileri sürekli birbirlerine karşı desteklemek ve el altından kışkırtmak siyasetini takip etmişti. 28 yıllık manda yönetimi sırasında, Londra’daki rüzgârların esiş yönüne göre bazen Arapların bazen de Yahudilerin önü açılırken, bu ikircikli siyaset iki tarafın da öfkesine yol açmıştı. İşler sarpa sardığında ortaya atılan “barış planları”yla çeşni katılan bu karmaşık ve dolambaçlı süreç, 1948’de mandanın bitişiyle birlikte İsrail’in doğuşuna da zemin hazırlayacaktı.

Bu bol çatışmalı ve kanlı dönem boyunca, Araplarla Yahudiler arasındaki gerilime “çözüm” önerme yarışına girenler sadece İngiliz resmî görevlileri ve siyasetçiler değildi. Uzun yıllardır sahada faaliyet gösteren bazı sivil isimler ve emekli ajanlar da, Ortadoğu’ya barış getirmeye soyunmuştu. Onlardan biri, 1939’da -tam da İngiliz yönetimi, Filistin topraklarına Yahudi göçünü sınırlayan ünlü “Beyaz Belge”yi açıkladıktan hemen sonra- dönemin Siyonist liderlerine kendi planını sunan İngiliz Harry St. John Philby idi. David Ben Gurion -bilahare İsrail’in ilk başbakanı- ve Chaim Weizmann’la -bilahare İsrail’in ilk cumhurbaşkanı- uzun görüşmeler gerçekleştiren Philby’nin planı kabaca şu noktaları içeriyordu: 1) Filistin’in batısı tamamen Yahudilere bırakılarak, buradaki Araplar doğu bölgelerine tehcir edilecek, 2) Doğuda, Suudi Arabistan Kralı Abdulaziz’in oğlu Faysal’ın liderliğinde kurulacak yeni yönetim, Arapları topraklarına kabul edecek, 3) ABD ve İngiltere tarafından desteklenecek bu transferler karşılığında, Kral Abdulaziz’e 20 milyon sterlin ödeme yapılacak, 4) Kudüs ise, Vatikan benzeri özerk bir şehir devletine dönüştürülecekti.

Çok sayıda soru işareti ve belirsizlik içeren planı Siyonistler açısından yine de “dikkat çekici ve tartışılabilir” kılan şey, Harry St. John Philby’nin Kral Abdulaziz’le yakınlığıydı. 1885’te Seylan’da (bugünkü Sri Lanka) dünyaya gelen Philby, Cambridge Üniversitesi’nde Şarkiyat eğitimi aldıktan sonra Hindistan’daki İngiliz yönetimi nezdinde memurluğa başlamış, bu süreçte Arapça, Farsça, Urduca gibi doğu dillerini öğrenmişti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Arabistan’a gönderilerek Abdulaziz bin Suûd’la tanışan ve İngiliz hükümetinin ittifak önerisini ileten Philby, savaşın akabinde bir süre Filistin ve Ürdün’de görev yapmış, 1925’te Cidde’ye yerleşerek ticarete atılmıştı. Aynı yıl Suudilerin Hicaz’ı ele geçirmesiyle birlikte, Kral Abdulaziz’in yakın dostları arasına giren Philby, 1930’da Müslüman olmuş, böylece Kral’ın kendisine olan güveni daha da artmıştı.

Philby Planı, nihayetinde kabul görmedi. Kral Abdulaziz, uzun bir sessizliğin ardından 1943’te nihaî ret cevabını Philby’ye iletti. Siyonistler de bunun üzerine, bir daha hiç açılmamak üzere defteri kapattılar. Ancak Philby’nin Arabistan macerası sona ermedi. Kral’ın 1953’teki ölümüne kadar, onun en güvendiği isimlerden biri olarak kaldı. Arap Yarımadası’nın dört bir köşesinde seyahatlere çıkan, bedevîleri ve çöl hayatını anlattığı kitaplar kaleme alan, Abdulaziz’in yaşam öyküsünü yazan Philby, 1953’te tahta çıkan Suûd bin Abdulaziz’in müsrif yaşamını sert sözlerle eleştirince, Arabistan’dan ayrılmak zorunda kaldı. 1960’da Beyrut’ta öldüğünde, arkasında tarihe, coğrafyaya, arkeolojiye, sanat tarihine, mimariye ve seyahatlerine dair çok sayıda eser ve hatırı sayılır bir servet bırakmıştı.

Ortadoğu yakın tarihinin en dikkate değer şahsiyetlerinden biri olan Harry St. John Philby ile alakalı müstakil bir Türkçe eser, Ketebe Yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde okurla buluşturuldu. Leyli Sedef Kalaycı’nın birinci elden kaynaklara dayanarak ve titiz bir çalışma sonucunda yazdığı “Arabistanlı Philby”, konuya merak duyanların keyifle okuyacağı bir kitap.

Eserini üç bölüme ayıran Kalaycı, ilk bölümde 18’nci yüzyılda Arap Yarımadası’nın ayrıntılı bir tasvirini yaparak, Suudi Arabistan’ın ideolojik temellerine doğru mahir bir arkeolojik kazı gerçekleştirmiş. İkinci bölümde, Harry St. John Philby’nin hayat hikâyesi ve yetiştiği kültürel çevre anlatılmış. Üçüncü ve son bölüm ise Philby’nin Ortadoğu ve Arabistan’daki faaliyetlerine ayrılarak, onun şahsiyetinin farklı boyutları ortaya konmuş. Sayfalar ilerledikçe, Philby gibi önemli ama gölgede kalmış bir aktörün yaşamı, tümüyle aydınlanıyor.

Ortadoğu ve İslâm dünyasına dair telif eser üretiminin hâlâ emekleme safhasında olduğu ülkemizde, Leyli Sedef Kalaycı’nın orijinal çalışması, araştırmacıları ve akademisyenleri yüreklendirici bir örnek.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.