Mustafa Kaya


Türkiye’nin Ekseni Neresidir?

01 Ocak 2021 15:21

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) yeni Başkanı Joe Biden’ın görevi devralmasına bir aydan daha az süre kaldı. Türkiye Biden’lı dönemi, İsrail ile normalleşme adımları ile karşılamaya hazırlanıyor. Aslında Amerika ile ilişkilerin İsrail üzerinden tamir edilmesi hedefleniyor. Bundan önce de İsrail üzerinden ABD ilişkilerini sürdürme, sorunları gideme konusunda birçok adımlar atıldı ancak hiçbirisinin son tahlilde Türkiye’nin çıkarlarını korumaya yetmediği ortaya çıktı. Bu girişimin de aynı sonuçları doğurması kaçınılmazdır. Çünkü Türkiye-ABD ilişkileri çoğu zaman “tek taraflı bağımlılık” sakat anlayışı üzerinden kurgulandı. Bugün “stratejik müttefik!” ABD Suriye’de, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin güvenliğini doğrudan tehdit eden yaklaşımlar içine girdiyse, bu durum süreçlerin Türkiye tarafından doğru bir dış politik düzlemde yürütülememesinin sonucudur. ABD’nin belki düşündüğü, kurguladığı ama hayata geçirmekte tereddüt göstereceği Türkiye aleyhine adımlar maalesef bölgemizde bu süre zarfında fiili birer gerçeğe dönüştü.

 

Diğer taraftan malumunuz ABD ile yaşanan sorunların merkezinde, S-400 Hava Savunma Sistemleri’nin Rusya’dan alınması konusu var. Amerika’nın CAATSA yaptırımları kapsamında Savunma Sanayi Başkanlığı’na dönük yaptırım kararları alması krize kısmen tavan yaptırmıştı. Şimdi tansiyon biraz düşmüş gibi görünse de her şey Biden’ın göreve başlayacağı 20 Ocak’tan sonrasına ayarlanmış durumda. Biden ne düşünüyor, S-400’lerin kullanılmaması için başka hangi başlıkları Türkiye’ye dayatacak tam olarak bilmiyoruz. Suriye konusunda bundan sonra ne yapacağı, Halkbank ile ilgili rafta bekleyen tehdit ile ilgili adım atıp atmayacağı, Libya’da olası bir hareketlilikte nasıl davranacağı, Yunanistan ve Fransa’nın Doğu Akdeniz’deki girişimlerinde nasıl bir tavır takınacağı gibi sorular hâlâ bilinmezler arasında.

Bunun yanında Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşma adımlarıyla birlikte eksen tartışmaları da yeniden başladı. İktidar kanadından gelen Avrupa Birliği’ne dönük sıcak mesajlar, İsrail ile ilişkileri ilerletmeye dönük ifadeler ve Biden’a yapılan olumlu çağrılar bu tartışmaların ana başlıklarını oluşturuyor. Tabi aynı anda Rusya ile de devam eden ilişkiler var. ABD ile bu sorunlar yaşanırken, Rusya ile her şeyin güllük gülistanlık olmadığı da ortada. Yine ABD ile olduğu gibi Suriye ve Libya başlıkları Rusya ile kriz oluşturma potansiyeli taşımaya devam ediyor. Hâl böyleyken Türkiye’nin dış politikada ani karar değişiklikleri muhatapları tarafından kafa karışıklığı içeren açıklamalar olarak görülüyor. Ayrıca işin kötü yanı Türkiye kurumsal aklını işletmede yoğun sıkıntılar yaşıyor. Daha doğrusu söylerken bizi rahatsız ediyor ama maalesef kurumsal aklını işletemiyor. Bu gelgitlerin bir yerde tıkanması şaşırtıcı olmaz. Bunun ülke için -Allah korusun- ağır maliyetleri de olabilir. Karşılaması zor bedellerle yüzleşmek durumunda kalabiliriz.

İşte tam da bu ortamlarda yukarıda ifade ettiğimiz gibi biz yine ekseni konuşuyoruz. Bir tarafta Batı dünyası ABD, Avrupa Birliği, diğer yanda Rusya ile çıkar çatışmalarının yaşandığı alanlarda karşı karşıya geliyoruz. Bunların çözüm anahtarı da İsrail’in elindeymiş gibi davranmak ise hareket alanımızı daraltmakla kalmıyor, sorunlarda çözümsüzlüğü artırıcı etkiler bırakıyor.

Peki, gelelim başlıktaki Türkiye’nin ekseni neresidir, sorusunun cevabına. Türkiye, herkesle ilişki kurabilen ama kimsenin dayatmalarına boyun eğmeden yol yürüyebilmeyi kendisine ilke edinen bir ülke olmalıdır. ABD bir Batı ülkesidir, AB Batı medeniyetinin en önemli parçasıdır, doğru. Rusya ve Çin ise birer doğu ülkeleridir, bu da doğru ama Türkiye hem doğu, hem de bir batı ülkesidir. Bu kimsede olmayan yumuşak bir güçtür. İşte bu yüzden aslında Türkiye’nin ekseni tam olarak kendisidir. Daha doğrusu kendisi olmak zorundadır. Türkiye’nin kendisi dışında eksen arayışına girmesi hem tarihi hem de güncel gerçekliklere aykırıdır. İç barışını koruyan, adaleti önceleyen, şeffaflığı, denge-denetlemeyi karar süreçlerinin merkezine koyan, ekonomide, sosyal hayatta, dış politikada kurumsal aklı önceleyen bir Türkiye’nin eksen arayışına girmesine gerek kalmaz, asıl o zaman kendisi başkaları için eksen olur.