İsmail Mansur Özdemir


Afganistan Yazıları II - Savaşlardan Yorgun Düşmüş Bir Ülkeye İstikrar için Öneriler

18 Ağustos 2021 11:55

Dünyanın son bir haftadır ana gündemi Afganistan. Aslında çok uzun yıllardır insanlığın gündeminde, Afganistan. Misal olarak İskender’den beri. Kaç devlet, millet bu coğrafya’ da doğdu, battı ya da istila için girip yok oldu. Komünizmin devasa dünya cenneti Afgan dağlarında son buldu. Soğuk savaş iklimi dönemsel hikayesi ile Afganistan’da bitti. Sovyet Rusya Afganistan’da aldığı derin yaradan öldü gitti.  Rusya’da ve Orta Asya ülkelerinde yaptığım ziyaretlerde bir şekilde Afganistan savaşına katılmış insanlarla karşılaştım yıllarca ve gözlerindeki korku ve ümitsizliği gördüm. Afganistan Rusya için travmatik bir hüzündür.

Afganistan’da 43 Yıllık Savaşın Hüzünlü Kısa Tarihi…..

1989 yılındaki büyük Afganistan zaferinin ardından ülkedeki Komünist iktidara karşı çatışmalar 1992 yılına kadar sürmüştür. Ancak 1989-1996 arası dönemde, Afganistan'da mahalli gruplar arasında çok büyük savaşlar ortaya çıkmıştır. Bu savaşlar daha çok yerel yapılar, etnik ve kabile temelli bağlar, şahsi ilişkiler ve güç merkezleri arasındaki sert iktidar kavgasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Rusya ve işbirlikçi iktidar ile devasa gövdeli bir savaşı yürüten tüm unsurlar bu savaşın ardından kendi aralarında çok kanlı bir savaş başlatmışlardır. Bu savaşı bitirme kudretine sahip tüm aktörlerin adeta bu savaşın bir parçası haline gelmesi ile Afganistan’daki vahdet iklimi bozulmuştur. Büyük savaşın ardından kendisini toplama imkânına sahip olamayan halk oldukça ağır ve tarafı neredeyse belli olmayan bir savaşın içine girmiştir. Özellikle çeşitli etnik gruplar ve savaşı bir kazanım olarak algılayan savaş ağaları marifetiyle Afganistan için 1996 yılına kadar süren travmatik bir dönem yaşanmıştır. Bu süreç aynı zamanda Taliban’ın ortaya çıkmasına sebep olan bir süreçtir. Zira İslami direniş’ in aktörlerinin de dahil olduğu bu bölgesel iç savaşa katılmayan bir kitle inisiyatifi hızla eline alacaktır. Taliban’ın Kabil başta Afganistan’ın tümündeki iktidarına Kuzey İttifakının karşı çıkması ile Ahmet Şah Mesut ve Taliban arasında yeniden savaş çıkmıştır. ABD’nin işgaline kadar bu savaş devam etmiş ve savaş esnasında Kuzey İttifakı lideri Ahmet Şah Mesut şehit edilmiştir. Müslümanların kendi içindeki ihtilaf ve savaşları neticesinde Afganistan’da 1989 yılından itibaren süren iç savaş halkı oldukça güçsüz bırakmıştır. Kısa dönemli Taliban ve El Kaide ittifakı da süreç içinde bozulmuştur. Bunda düşünsel farklılıklar yanında El Kaide mensubu gençlerin tavırları ve Afganistan’da bir güç oluşturma eğilimleri etkili olmuştur. 

Afganistan’ın son yirmi yılı da savaşla geçti. ABD'nin 11 Eylül saldırılarının zanlıları olan El kaide üyelerini barındırması ve oluşumun lideri Osama bin Ladin'i kanıtsız iade etmeyi reddetmesi üzerine Taliban'ı iktidardan düşürmek adına Afganistan'ı işgale girişmesiyle başlayan yeni Afganistan Savaşı 15 Ağustos 2021 tarihinde 43 yılın nihayetinde bitmiştir.

Taliban’ın Teşekkülü ve Mahiyeti

Taliban hareketinin kökeni, Afganistan-Pakistan-Hindistan bölgesindeki Diyobendi ekolündeki medreselere dayanmaktadır. Ülkede Taliban'ın altyapısını oluşturan siyasi düşünce ise, Afganistan'ın ilk siyasi oluşumlarından olan ve aynı zamanda ülkede kurulan ilk İslami siyasi parti sıfatını taşıyan Huddamu'l Furkan (Kuran'ın Hizmetçileri) adlı harekete dek uzanır. Rus savaşının ardından iç savaşa katılmayı reddederek medreselere çekilen gençlerin oluşturduğu yapının Pakistan tarafından desteklendiği her zaman söylene gelmiştir. Özellikle iç savaşta birbirini hırpalayan yapıların arasından çıkan ve dönemin yabancı savaşçıları tarafından desteklenen Taliban’ın normalde istikrar odaklı olarak halk tarafından benimsenmesi icap ederken Kuzey İttifakı ile girdiği savaş, dışarıdan destek aldığı tartışmaları ve ayrıca hükmettiği dönemlerdeki dini referanslı uygulamaları halkta bir ilgisizlik hali var etmiştir. Özellikle Taliban’ın din anlayışı konusu sürekli kamuoyunun gündeminde olmuştur.

Taliban'ın dini geleneği ve anlayışı 1700'lü yılların başına uzanır. Hanefi Diyobendi geleneğinden gelen bu anlayışın temelini, ünlü İslam alimi Şah Veliyullah Dehlevi'nin 1750’li yıllarda oluşturduğu bilinmektedir

Özellikle Hindistan-Pakistan-Afganistan bölgesinde yaygın olan bu dini gelenek, Hanefi ve Maturidi bir anlayışı esas alır. Bu dini ekol, Sufi ve Selefi düşünce ile ayrışarak bu iki düşünceye mesafeli durmaktadır ve bu sebeple El kaide ve DAEŞ düşüncesi ile ters düşer. Afgan savaşının devam ettiği dönemde de Afgan medreseleri ve Selefi düşünce arasındaki sert farklılıklar nedeni ile belirgin çatışma ve gerilimler Selefi yapıların bölgeden uzaklaştırılması ile neticelenmiştir. Bugün Taliban hareketini DAEŞ ve E Kaide ile birlikte okumak bu sebeplerle yanlış olacaktır. Türkiye Müslümanlarının da mensup olduğu Hanefi/Maturidi ekole mensup olan Taliban’ı DAEŞ ve benzeri yapılarla dini ve siyasi perspektif olarak bir tutmak ve aynileştirmek doğru olmayacaktır.

Diplomatik Uzun Yol….

Özellikle ABD ve Taliban arasında süren savaş uzun ve kanlı olmuştur. Resmi kaynaklar bu savaşın neticesinde 2.5 milyon insanın öldüğünü yazmaktadır. İstikrar ve ekonomik sorunlarla yüzleşen Afganistan halkı ne yapacağını bilemez halde büyük bir göç sürecinin içine girmek zorunda kalmıştır. ABD tarafından püskürtülen Taliban sonrası kurulan ABD müttefiki hükümetler, zayıf ve ABD yanlısı politikaların taşıyıcıları olmuştur. ABD tarafından fonlanan Afganistan hükümetleri eliyle halk daha derin bir çaresizliğin içine girmiş, Afgan halkı daha zor durumların içine düşmüştür. Toplumsal yapıların içinde, dağlarda, peştun halkın içinde ve yurt dışında kamufle olan Taliban bu süreci oldukça dikkatli bir şekilde takip ederek ABD’nin diplomatik görüşme süreçlerini akılcı bir şekilde ve zamana yayarak yönetmiştir. Bugün yaşanan süreçler Taliban’ın farklı diplomatik etkileşimler yanında kapasitesini artırmaya ve insan kaynağının niteliğini artırmaya yönelik bir çaba içine girdiğini göstermektedir. Bugün yürüttüğü hassas süreç ve çeşitli diplomatik süreçler Taliban’ın 2001 öncesi yapısından çok farklı hareket ettiğini göstermektedir.

Joe Biden ve Taliban Müzakeresi

-Bilinmezliklerden Zafere Yürüyüş-

ABD’de Biden dönemi Afganistan’ın şu anki durumunda önemli bir noktayı ifade eder. Biden göreve gelir gelmez yüksek maliyet yaratan savaş bölgelerinden çekilerek yerel unsurlar eliyle bölgesel yönetimi yapacağını ifade etmiştir. Bu politikanın ilk ve öncelikli olacağı yerin Afganistan olacağı ABD devlet gövdesinin Doha’da Taliban ile yürüttüğü hassas süreçten bellidir. Bu toplantıların dökümleri ve içerikleri ve karşılıklı hassas taahhütler iki taraf arasındadır. Bu toplantılarda ne konuşulduğu bugün dünya kamuoyu tarafından bilinmemektedir. Eylül sonuna doğru bölgeden çekileceği ilan edilen ABD, Taliban’ın beş günde Afganistan’da başlattığı operasyonla planlanandan nerede ise bir ay önce çekilmek zorunda kalmıştır. Taliban’ın önünde hiçbir güç durmamış ya da duramamıştır. 340.000 kişiden müteşekkil Afgan resmi ordusu silahlarını teslim etmiş, Kuzey’deki savaş ağaları ülkeden kaçmıştır. ABD yanlısı Eşref Gani’nin ülkeden kaçış biçimi ise uzun yıllar konuşulacak olan alçaltıcı ve yargılama konusu olabilecek bir final olmuştur. Ülkenin yönetici eliti olarak var olan Hikmetyar, Karzai ve Abdullah daha ihtiyatlı ve onurlu bir vaziyet alarak ülkeden kaçmadıkları gibi politik inisiyatif konusunda Taliban ile birlikte hareket etmektedirler. Bu isimlerin süreç içindeki varlığı ülkenin yakın geleceği için politik bir istikrarın müjdecisi bir durumdur. Taliban himayesinde bu isimlerden birisi Cumhurbaşkanı olursa şaşırmamak gerekir.

Uluslararası Manzaraya Bakış ve Propaganda Süreçleri

Dünya Taliban konusunda birkaç farklı pozisyon almıştır. Taliban’ın doğrudan diplomatik iletişim içinde olduğu ülkelerin durumu ile diplomatik etkileşim içinde olmadığı ülkelerin durumu farklılık arz etmektedir. ABD karşılıklı taahhütlerin gereği olarak bölgeden çekilmiş durumdadır. Kendi zalimce hesaplarına asker kıldığı kadroların bir kısmını yanında götürmüş bir kısmını da Kabil havalimanında bırakarak gitmiştir. Son kargo uçağının kalkışı esnasındaki görüntüler ABD vicdansızlığının bir açık hava gösterisi olmuştur. Uçağın dış kısmına sığınanlara rağmen uçağın kalkması ile insanların onlarca metre yükseklikten yerlere çakılmışlardır. İnsanların Kabilden kaçma görüntüleri pek çok açıdan okunabilir. ABD ve Taliban arasında süren savaşta ABD yanlısı pozisyon alan, kriminal durumda olanlar, Taliban mensuplarına yönelik düşmanca tutumlar ortaya koyanların Kabil’i terk etme gayreti içinde olması doğaldır. Fakat bu görüntüler yaygın olarak insanların Taliban’ın İslami esaslı rejiminde kaçtıkları şeklinde değerlendirilmekte ve yaygın bir Avrupa propagandasına esas oluşturmaktadır. Bu insanlarla tek tek konuşmadıkça veya bölgede bir ampirik çalışma yapmadıkça bu konu tam olarak bilinemez. Alman medyasının oturduğu yerden yaptığı Afganlı kızlar evlerden atlayarak intihar ediyorlar şeklindeki, ispatlanmayan sistematik tezvirat düşünüldüğünde konunun salt bir Taliban karşıtı propaganda olduğu aşikardır. Önceki yıllarda ki uygulamalar esas alınarak yapılan karşı propagandaya Taliban anında cevap vererek Diplomatik süreci propaganda ile beslemektedir. Hassas toplumsal konularda aceleci davranmayan Taliban sözcüleri halkı sakin olmaya davet ederken, öncelikle halka eziyet eden suç örgütlerini kontrol altına almışlardır. Diplomasi kapasitesi yanında propaganda süreçlerinde hissedilir bir profesyonellik göze çarpmaktadır. Küresel propagandayı takip eden ve çok dilli cevap veren bir görünümdedir.

Tedrici, Pedagojik Bir Din Dili ve Davet Metodu Sürecin Ana Omurgasıdır….

Taliban karşıtı propagandanın özellikle kadınların sosyal yaşama katılımı konusunda öne çıktığı görülmektedir. Daha önceki uygulamalar kaynaklı bu güçlü algıya karşı Taliban oldukça hazırlıklı görünmektedir. Burka dışında başka tesettür biçimlerine de müsaade edileceği, kadınların eğitim, iş hayatı ve sosyal yaşama erişiminin esas kabul edileceği ve kadınlardan sadece tesettür isteyecekleri ifade edilmektedir. Bu Taliban’ın en hassas durumda bile makul bir noktaya geleceğinin göstergesi olarak okunabilecektir. El Kaide ve DAEŞ ile yapısal farklılıklar taşıyan Taliban’ın bu yapılar ile aynileştirilerek okunmasına yönelik bir ön hazırlık içinde olduğu görülmektedir. Toplumsal ikna süreci olarakta algılanabilecek bu sürecin yüksek bir toplumsal ikna ve imkâna dönüşmesi Afganistan’ın istikrarı için oldukça önemlidir. Bu ikna süreci ülkenin geleceğini belirleyecektir. Sert ve örseleyici sert kopuşlara ve yeniden iç çatışmalara gebedir. Dini makul bir şekilde takdim eden tedrici yöntemler çok daha anlamlı ve peygamberi metoda çok daha uygun olacaktır. Korkutan değil, ümit ve huzur kaynağı bir dil çok daha değerlidir.

Afganistan İslam Emirliği olarak varlığını Şer’i ölçüler etrafında sürdürecek olan Afganistan konusunda insanlığın dünyanın diğer teokratik ülkelerine gösterdiği toleransı göstermesi de anlamlı olacaktır. Yahudi şeriatını esas kabul eden İsrail’e, Budist ve Hindu ülkeleri özgün dini kültürel tercihler olarak ele alan yapıların Afganistan halkına yapıcı bir bakış ile bakması ve yeni hükümetlerinin istikrara kavuşması için makul bir yaklaşımla tolerans içinde olmaları bu süreci rahatlatabilir. Bu konuda Taliban’ın ise ülke içi bir kaos ve çatışmaya zemin bırakmayacak şekilde ikna edici, pedagojik bir modeli sürdürmesi gerekecektir.

Ülkelerin Diplomatik Pozisyonları ve Türkiye’nin Hassas Misyonu

Tüm devletler bu hassas süreci dikkatle takip etmektedir. Terör ve saldırmazlık hali BM dahil pek çok ülkenin tanıma sürecindeki temel ilkesidir. Çin ve Rusya başta olmak üzere Pakistan ve İran Taliban’ı hızla tanıyacaklardır. Karşılıklı görüşmelerin olduğu bu ülkeler Taliban’ın Kabile girdiği süreçte de büyükelçiliklerini açık tutmuşlar ve sürecinde içinde bir görüntü vermişlerdir. Ülkemiz Biden görüşmesinin ardından ABD tarafından Kabil havalimanının korunması üzerinden pozisyon kaybı yaşamışsa da Kabil’in ele geçirilmesinin ardından, hızla vaziyet almış ve büyükelçilik hizmetleri devam etmektedir.

 Ülkemizin bölgede çatışma çözücü, müzakereci, ara bulucu ve güvenliği sağlayıcı, kalkınma programlarını sürdüren rollerle bulunması önemlidir. Karşılıklı anlaşmalarımız, destekleyici alt mevzuat ve ilişkilerimiz Afganistan’da bulunmamızın en temel gerekçe ve meşruiyetidir. Diplomatik kanalların açık olması, kamu diplomasisi, propaganda ve etkileşim unsurlarımızın ve kuruluşlarımızın etkili bir saha çalışması yapması çok önemlidir. Ülkemiz abartılı ve diplomatik varlığımızı boşa düşüren yaklaşım ve dış kaynaklı propaganda süreçlerine ilgisiz kalmalı ve Afganistan’ın BM tarafından da kabul edilecek yeni durumuna karşı hazır olunmalıdır. Tarihi ilişkilerimiz, dini bağımız ve milli ortaklıklar öne çıkarılarak yapılacak etki operasyonları çok boyutlu olarak yönetilmelidir. Etnik gruplar, dini ve mezhepsel yapılarla, merkezi hükümet yanında Taliban unsurları ile destekleyici diplomasi aygıtlarını da kullanarak hızlı ve etkili bir süreç yönetilmelidir.

Bu hassas diplomasi süreci çok boyutlu olarak pek çok aktör ve kuruluşlarımız eliyle yönetilebilir. Özellikle kamu diplomasisi kurumlarımızın faaliyetlerini genişleterek devam etmesi, sağlık ve eğitim alanındaki çalışmaların yayılarak devam etmesi, kamu diplomasisinin en etkili kanalı olarak çok büyük değer yaratacaktır.

Bu süreçte en hassas katkılardan birisi de Taliban’ın ülke içi ve dışındaki imajı, üslubu, yöntemleri ve Taliban’ın küresel dili konusunda olabilecektir. Yapısal düzeyde katkı sağladığımız bir ülkenin imaj ve diline de katkı sağlanabilir. Ülkemizin yaygın ve güçlü diplomatik rolünün bu hassas başlıklarda özellikle halk ve Taliban arasındaki dil, sistemin teşekkülü ve pedagojik karakteri ve uluslararası algının oluşturulması konularında da etki yaratacağını düşünmekteyim.

Sivil Diplomasi, Dün, Bugün ve Gelecek

Resmi kurumlar yanında İslami Hareketler arasındaki geçmiş ve ilişkiler düşünüldüğünde ülkemizin ak sakallıları, alim ve ilim adamlarından müteşekkil bir heyetin bölgeyi ziyaretinin bölgesel düzeyde çok önemli anlamlar ifade edeceğini düşünüyorum. ESAM tarafından düzenlenen Müslüman Topluluklar Birliği MTB toplantılarında sıkça temas ettiğimiz Afganistanlı Müslümanların böyle bir kritik etkileşimden mutlu olacakları kanaatindeyim. Bir rehberlik, danışmanlık anlamı da taşıyacak olan bu ziyaretler Afganistan halkına cesaret veren, Taliban’a da doğru, titiz ve istikrarlı adımlar atması konusunda da rehberlik edecektir. Rahmetli Necmettin Erbakan Hocamız bugün yaşasa idi bu meselede asla Afganistan Müslümanlarını yalnız bırakmaz, ABD işgaline son verdikleri için tebrik eder ve mutlaka rehberlik edecek bir vaziyet alırdı. Bu konuya politik mülahazalarla mesafeli durmak, yorum yapmamak doğru olmaz. Bu çerçevede bir heyetin bölgeye istikrara katı sağlayacak bir misyonla gitmesinde büyük faydalar vardır.

Zira; Afganistan halkının tüm işgalci ve emperyalist güçlere karşı mücadelesinde Merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve yol arkadaşları yanlarında olmuşlar, sorunlarla yüzleşerek çözüm yolları üzerinde gayretler ortaya koymuşlardır.

İşgal gücü ABD’nin Afganistan’dan çıkarılması İslam Ümmeti için çok değerlidir.  Bu süreç Afganistan için yeni bir başlangıç imkânıdır. Afgan halkı çok yorgundur ve bu tarihi zafer inşallah yeni bir gelecek için fırsattır.

Tüm tarafların katkı sağladığı bir vahdet iklimi, hak ve adalet temelli, barış ve istikrar dolu, katılımcı bir yönetime ihtiyaç vardır. BM başta olmak üzere tüm dünyanın tanıdığı istikrar içinde bir Afganistan için İslam dünyasının ve tüm insanlığın gayret sarf etmesi gerekir. Erbakan Hocamız döneminde etkin bir şekilde var olan etkileşim ve kardeşliğin bir gereği olarak bu tarihi fırsatta Milli görüş kuruluşları rol oynamalıdır. Bu rol sadece Taliban ve Afganistan halkı için bir fırsat değil, istikrarsız bir Afganistan sebebiyle bazı zorluklarla yüzleşen insanlığa da bir büyük iyilik olacaktır. Taliban kadar insanlıkta bu rehberlik ve katkının faydalarını görecektir.