İsmail Mansur Özdemir


“İnsani Yardım, Kalkınma ve Kapasite İnşaası” Bağlamında Türkiye Afganistan İlişkilerinde Yeni Boyut

22 Ekim 2021 16:48

Afganistan uzun bir aranın ardından dünyanın gündemini yoğun bir şekilde meşgul ediyor. Özellikle ABD ve Taliban arasında Katar’da yürütülen sürecin karara bağlanması ve ABD tarafından alınan çekilme kararının etkisi ile tüm dünya dikkatini Asya’nın kalbindeki Afganistan’a yöneltti. Aslına bakılırsa Biden seçilir seçilmez uluslararası politik tutumuna yönelik güçlü sinyaller ortaya koymuş olsa da Trump dönemi başta olmak üzere ABD politikalarının uçarı ve anlaşılmaz karakteri sebebiyle tüm dünya süreci bizzat somut olarak gördüğünde ancak bir parça anlıyor ve inanıyor. Biden tüm dünya’ da sıcak operasyonların yarattığı maliyetlerin ABD tarafından tolere edilemeyecek noktalara çıkması sebebiyle kendi politik süreçlerinde, işgal ettikleri bölgelerden çekilerek demokratik yollarla ve yerel aktörler eliyle süreçlere katkı sağlayacaklarını ifade etse de herkes derin Amerikan aklının kişileri aşan bir yaklaşım içinde yeni bir politik hamle içinde olduğunun farkında. Bu sebeple ABD’nin günü birlik adımlar atmayacak ya da bir başkan adayının politik tercihleri ile yol almayacak bir ülke olduğunu tüm dünya biliyor. ABD küresel bir planlama dahilinde ortaya koyduğu politikalarını sürdürürken o an ki politika modeline uygun aktörler tercih ediyor. Biden’ da bu yeni politik hikâyenin aktörü olarak bütüncül ABD politikasının dışında hareket etmiş ve dün daha saldırgan ve vahşi iken bugünkü politik üslup daha müşfik ve yapıcı olmuş olmuyor. Küresel politikanın iniş, çıkış ve yönelimlerine uygun bir imaj dili ve aktör seçilmiş oluyor sadece.

ABD Afganistan ilişkileri için 11 Eylül bir milat noktası tartışmasız. 11 Eylül’ün ABD tarafından finansör ve planlayıcısı sıfatıyla tanımlanan Usame Bin Laden’in Afganistan’da mukim olması sebebiyle ABD Afganistan güncel ilişkisi başlamıştı. Taze Afganistan hükümetinden talep edilen Usame Bin Ladin’in delil gösterilemediği için iade edilmemesiyle 11 Eylül sürecinin sıcak alanı bir anda Afganistan olmuştu. Aslında ABD için 11 Eylül ile birlikte tüm dünyada başlatmaya ahdettiği medeniyetler savaşının ilk cephesi de böylece Afganistan oldu. 11 Eylül saldırısı ile bilinen düzeyde herhangi bir ilişkisi olmayan Afganistan, ABD’nin bölgeye operasyonları ile bir anda hem savaşın tarafı aynı zamanda uluslararası 11 Eylül imajının da unsuru haline geldi.

Aslında tüm dünya Afganistan’ı soğuk savaş döneminin sıcak coğrafyası olarak biliyor. Modern dönemlerde İngilizlere karşı istiklal savaşı ile dikkat çeken Afganistan halkının yakın tarihteki en önemli hikâyesi Rusya ile yaptığı savaş. Afgan elitleri ve krallarının küresel yönelimlerine, modernleşme ve soğuk savaş dönemi yakınlaşmalarına itiraz eden dindar Afganistan halkı etnik çeşitliliği ve sınırlarını aşan bir ortak direniş kültürü var etmeyi başaracak kadar çok savaşmak zorunda kalmıştır. Bugün yoksulluk, savaş ve anomalilerle anılsa bile Afganistan toprakları kadim tarihin en güçlü medeniyetlerinin kurulduğu bir coğrafya olarak derinlikli bir arka plana sahiptir. İlmi ve siyasi arka plan yanında çok güçlü bir kültürel ve dini derinliğe sahiptir ve bu muazzam derinlik işgallere karşı mukavemet gücünün kaynağıdır.

Afganistan Türkiye İlişkilerinin-Kardeşliğinin- Kısa Tarihi

Yakın tarih ve bugün dikkatle incelendiğinde Afganistan halkının üzerinde ittifak ettiği ve sınırsız bir etkileşim içinde olduğu tek devlet Türkiye olmuştur. Tartışmasız bunun en temel sebeplerinden biri bugünkü Afganistan topraklarının çok büyük bir kısmının milletimizin tarihi toprakları yani Türkistan olmasıdır. Selçuklular, Harzemşahlar, Gazneliler, Babürler vb. pek çok Müslüman Türk devletinin kuruluşu bu coğrafyadır. Bölgede yaşayan halklar soydaş ve akraba topluluklarımızdır. Bunun yanında Osmanlı döneminde Türkistan hattı içinde olan bu bölge ile nitelikli etkileşim sürmüştür. 1919 tarihinde Emanullah Han'ın önderliğinde bağımsızlığını kazanan Afganistan halkı, Kurtuluş Savaşı döneminde ülkemiz ile diplomatik ilişkilere başlamıştır ve bu tarihi süreçte Kurtuluş Savaşımıza Afganistan halkının verdiği destek unutulamamalıdır. 1 Mart 1921 tarihinde Türk ve Afgan heyetleri Moskova'da görüşmelere başlamış ve Türkiye adına Yusuf Kemal Tengirşenk ve Rıza Nur, Afganistan adına General Mehmed Veli Han tarafından bir Türkiye Afganistan İttifak Antlaşması imzalanmıştır. Mustafa Kemal Paşa tarafından verilen tarihi bir kararla Medine Müdafi Fahreddin Paşa, Kabil'e ilk Türk büyükelçisi olarak atanmıştır. Sürgün sürecinin ardından Afganistan’a büyükelçi olarak atanan Fahreddin Paşa’nın din ve millet şuuru temelinde modern diplomasi bağlamında Afganistan devletinin ve ordusunun inşa sürecine çok önemli katkıları olmuştur. Tarihi bağımız olan, ilk diplomatik etkileşim ve kurumsallaşmanın Fahrettin Paşa tarafından yapıldığı, din ve millet bağımız da olan Afganistan halkı ile çok özel bir hukukumuz olduğu gerçeği her zaman göz önünde tutulmalıdır.

1. Dünya Savaşı öncesinde Almanya ve İtalya'nın bölgede artan baskılarına karşı 7 Temmuz 1936 'de Türkiye, İran, Afganistan ve Irak Sadabat Paktı'nı kurarak bölgede güçlü bir işbirliği oluşturmuşlardır. Bu anlaşma ile taraflar; antlaşmada genel olarak birbirlerinin iç işlerine karışmayacaklarını, ortak çıkarlarını ilgilendiren hususlarda birbirlerine danışacaklarını, birbirlerine karşı saldırıda bulunmayacaklarını ve sınırlarının korunmasına saygı göstereceklerini taahhüt etmişlerdir. Sadabat Paktı bugünde cari bir anlaşma olarak Afganistan ve Türkiye arasında güçlü bir çerçeve metnidir ve Afganistan’da ülkemizin üstleneceği her türlü inisiyatif bu anlaşmaya atıfla mümkündür. Bu anlaşmayı besleyen karşılıklı ikili kültür anlaşmaları da ülkemizin bölgede alacağı inisiyatifler için bir gerekçe ve çerçeve sunacaktır. İşte bu tarihi süreç sebebiyle Afganistan halkının etkileşim, paylaşım ve işbirliği konusunda sınırsız bir kabul ile davrandığı tek millet Türk milletidir.

Afganistan’ın Bitmeyen Çilesi; İşgal ve Savaş

Afganistan’ın son yüz yıllık tarihi, ülkesini işgalden koruma mücadelesinin tarihi olmuştur. İngiltere, Rusya ve ABD ile yüz yıldır devam eden bir savaş içindedir. Dünya’da pek çok ülke ve bölge işgal ile olan mücadelesini kaybetmiş olsa da Afganistan halkı devasa maliyetlere rağmen savaşına devam etmektedir. Bugün Afganistan’ın içinde bulunduğu durum tarihi derinlik ve sahip olduğu kapasite ile mütenasip değildir. Savaşların yarattığı derin maliyetleri en ağır şekilde yaşayan Afganistan, kapasitesinin çok uzağında ağır bir travmanın içindedir. Yüz yıldır teslim olmayan Afganistan coğrafyasında halkın en iyi bildiği savaşmak ve savaşmaktır. İşte bu yüksek savaş kapasitesi ve deneyimi sayesinde Rusya’dan sonra ABD’de arzu ettiği Afganistan’ı elde edemeden büyük bir mahcubiyet içinde ve açık kriminal suçlar bırakarak çekilmiştir. İşgal sürecinde kurduğu işbirlikçisi hükümetler ve onların yerli savaş baronları marifetiyle son yirmi yılın Afganistan manzarası da oldukça sancılı bir görünümdedir. Devlet kapasitesinin oluşmadığı, suç gruplarının yükseldiği, devlet imkânlarının istismar edildiği Afganistan’da yirmi yılın sonunda iktidar tekrar Taliban’a geçmiştir. Usame Bin Ladin’i ele geçirmek amacıyla Afganistan’a giren ve tüm gruplarla da iletişim içinde olan ABD, Taliban ile de iletişimini sürdürmüştür. On yıla varan görüşme süreçlerinde ABD’nin Taliban’ı bir bölge gerçeği olarak gördüğü ortadadır. Dünya’ya kapalı olan bu görüşme sürecinin hassas başlıkları iki tarafın bilgisi dahilindedir. Bu sürecin, bir anlaşma ile karara bağlandığı ve ABD’nin Taliban ile anlaşarak ülkeyi hızla terk etmesini tüm dünya canlı yayınlarda izlemiştir. Biden sonrası hızla alınan bir kararla bir ayda gerçekleşecek çekilme süreci beş gün içinde gerçekleşmiştir. Kendisi ile işbirliği içinde olan yerel aktörlerin bir kısmını Afganistan’dan çıkararak üçüncü ülkelere götürüp bırakması olayların hızlı akışı içinde ihmal edilmiş oldukça problemli bir konu olarak tartışılmalıdır. Askeri kapasitesini bir anlaşma dahilinde Afganistan’da bırakmayı tercih eden ABD’nin Taliban’a bir askeri kapasite sağlamaktan ziyade bölgede şiddeti sürdürmeyi hedeflediği ortadadır. Burada dikkat çeken nokta ABD’nin çekilme sırasında öngördüğü zamana sahip olamamasıdır. Bir aylık zamana yayılması kararlaştırılan çekilmenin beş günlük bir zaman içinde olması çekilmenin stratejisine zarar vermiş görünmektedir. Kahraman bir eda ve demokratik bir görünüm ile çekilmek istediği Afganistan’dan Taliban’ın hızlı hareket etmesi ile panik görünümünde çekilmek zorunda kalmış ve anlaşmalı çekilme süreci bir mağlubiyet görünümünde olmuştur. ABD Psikolojik Harp oyunları ve propaganda aygıtları yoluyla bu süreci kontrol altına almaya çalışsa da Afganistan’dan çekilme süreci ABD’ye imaj hasarı vermiştir. Bu konuda Taliban’ın oldukça taktik ve hassas bir süreç yönettiği ortadadır.

ABD Afganistan’dan çekilme sürecinde işini kolaylaştıracak bazı tedbirler de almıştır. Bu tedbirlerden biri nihai çekilmenin sağlanacağı güvenli nokta olan Kabil havalimanı konusudur. NATO tarafından da korunan Kabil Havalimanı Brüksel toplantısında Biden tarafından gündeme getirilerek NATO bünyesinde bölgede görev yapan Türkiye üzerinden bir sürecin yönetilmesi konusu uluslararası kamuoyunun gündemine ansızın sokulmuştur. Bölgeden güvenli çekilme arzusu yanında bölgede başarı ile görev yapan TSK’nın gölgesinde bir çekilme planlanmış olmalıdır. Bunun yanında Taliban tarafından ortaya konacak bir askeri müdahale için TSK avantajlı bir koruma kalkanı olabilecek böylece NATO görevi kapsamındaki TSK ile Taliban karşı karşıya kalacaktır. Ya da bölgede işgalci bir amaçla bulunan ABD, kirli işgal imajına Türkiye’yi ortak edecektir. Bu açıklamanın ardından Taliban, ülkesinde hiçbir yabancı gücü kabul etmediğini açıklamış, ülkemiz de NATO görevi kapsamında bulunduğu Kabil havalimanından makul bir süre içinde çekilmiştir. Bu hukuki teamül ve hassasiyetlere uygun bir süreç olarak atılmış bir dizi diplomatik adımla desteklenmiştir. Türk Diplomatik misyonlarının Kabil’deki hassas günlerde hizmetlerini sürdürmesi ve büyükelçiliğin açık tutulması çok değerli olmuş, geçiş süreci hassasiyetleri temelinde vatandaşlarımızın ülkemize tahliyesi de başarı ile tamamlanmıştır.

Afganistan’da Büyük Propaganda Savaşı

Taliban’ın Kabile girmesi ile başlayan sürecin ardından tüm dünyada sistematik bir karşı propaganda sürecinin işletildiğini ifade etmek gerekiyor. Almanya başta olmak üzere İngiltere, ABD ve pek çok ülke sistematik bir şekilde yoğun bir Taliban karşıtı propaganda başlatmıştır. Bir taraftan Taliban ile anlaşarak bölgeden çekilen diğer taraftan da bu propaganda ve medya çalışmasını yapan ABD’nin bölgede istikrar istemediği başka bir şekilde vaziyet almak istediği ve bunun için istikrarsız bir süreç arzusu içinde olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. Küresel ve yaygın propaganda henüz hükümet kurma süreci içinde olan Taliban’ın içeride ve dışarıdaki imajının örselenmesi ve hareket edememesini hedeflemektedir. Bugünde devam eden propaganda ayrışma ve toplumsal şüphe ve isyanı beslemeyi hedeflemektedir. Taliban’ın daha önceki acemice ve zayıf hükümet temsili üzerinden; din ve toplum ilişkisine yoğunlaşan propaganda özellikle kadınların eğitimi ve hayata katılımı odağında oldukça sert bir görünüm içinde olmaktadır. Afgan halkının geleneksel kıyafetleri, sakal ve dini temsili üzerinden yapılan çirkin propaganda bazı devletlerin özgünlük ve özgürlükleri algılama biçimi açısından da tam bir hayal kırıklığıdır.

Taliban’ın savaştan daha fazla zaman ayırmak zorunda kaldığı mesai bu küresel propaganda ile mücadele olmuştur. Kabine sonrası karara bağlanması beklenen acil konular hızla karara bağlanırken Afganistan halkını ve uluslararası kamuoyunu rahatlatmak amacıyla bazı kararlar öne çekilerek hızla alınmıştır. Kız çocuklarının eğitimi, kadınların çalışma hayatına katılması gibi konularda toplumu rahatlatıcı adımlar atılsa da uluslararası kuruluşlar bu konudaki takiplerini sürdürerek bu başlıklar üzerinden Taliban üzerindeki baskılarını sürdürmektedir. Bu süreç uzun yıllar devam eden bölgesel Batı politikasının bir tezahürüdür. Taliban’ın Afgan kadınlarının hayatını kolaylaştıracak ve onları mutlu edecek politika ve uygulamalar ortaya koyması bizim açımızdan da mutluluk verici olacaktır.

Ülkemizde de Batılı formdaki Afganistan karşıtı propaganda yaygın olarak zemin bulmuştur. Taliban’ın daha önceki başarısız iktidar deneyimi merkeze alınarak Batılı propaganda ürünleri de yaygın olarak kullanılmış ve Taliban karşıtı sert bir toplumsal muhalefet oluşturulmaya çalışılmıştır. Özellikle o günlerde organize bir şekilde başlatılan Afgan göçmen tartışmalarının zamanlaması manidar olup, bu propaganda söylemi üzerinde Afganistan’dan çekilme ve etkisiz kalma konusunda bir politik söylem oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu sürecin Brüksel’den itibaren akıllıcı sürdürülen bir propaganda çalışması olarak Türkiye’yi Afganistan’dan uzak tutmayı amaçlayan bir küresel politik oyun olduğu düşünülebilir. Diplomatik misyonlarımızın ve ilgili kurumlarımızın Taliban’a çizilen imaj üzerinden bölgeyi terk edip gelmesi konusundaki politik baskının kısa bir zaman içinde dağılması ile hızla Taliban ile etkili diplomatik görüşme süreci başlamıştır.

Türkiye ve Afganistan Arasında Diplomatik Etkileşim ve İşbirliği

Dışişleri Bakan Vekili Mevlana Emirhan Muttaki başkanlığındaki Afganistan heyeti ülkemizi Katar dönüşü ziyaret etmiştir. Katar, ABD ve Taliban görüşmelerine ev sahipliğinden itibaren bu sürecin içindedir. Neredeyse İslam dünyasının pek çok kriz bölgesinde çatışma çözücü bir misyonla vaziyet almaktadır. ABD ve Taliban görüşmelerinin Türkiye’de yapılmasına sıcak bakmayan taraflar Doha’da yapılmasını uygun görmüşlerdir. ABD Afganistan konusunda Türkiye’nin etkin bir aktör olarak vaziyet almasına mesafeli durmaktadır ki şu ana kadar ki gelişmeler bu durumu güçlü şekilde ortaya koymaktadır.

Ülkemiz dış misyonları yanında, hükümetin Taliban’la görüşme sürecini sürdürme ilanı ile karşı propaganda püskürtülmüş ve karşılıklı görüşmelerle birlikte pek çok konu masaya taşınacak şekilde olgunlaştırılmıştır. Afganistan Dış İşleri Bakan Vekili Mevlana Emirhan Muttaki başkanlığındaki heyetin ülkemize ziyareti çok anlamlıdır, zira bu durum kısa süreçte oluşturulan küresel oyunların bozulduğu anlamına gelir. Tarihi bağımız olan Afganistan ile temasımızın sürdürülmesi ve dayanışmamızın Sadabat Paktının da bir gereği olarak devam etmesi çok önemlidir. Bu çerçevede yapılan ziyaret teknik nitelikte pek çok işbirliği başlığının konuşulması yanında Türkiye tarafının pek çok başlıkta topladığı işbirliği teklif paketini sunmasına da imkân vermiştir. Afganistan tarafı da Türkiye ile işbirliği yapma arzusunu ifade etmiş ve özellikle kış öncesinde savaş, kriz ve ABD yanlısı hükümetin Afgan halkının sırtına yüklediği ağır maliyetten kaynaklı ekonomik sorunların ciddi bir insani krize sebep olacağı ifade edilmiştir.

Türkiye Afganistan’ın Kalkınma Sürecinin Kilit Ülkesidir

Orta uzun vadede Afganistan; kalkınma ve inşa temelli desteklere muhtaçtır. Üretme ve kendisine yetme becerisine sahip olmasını teminen yapılacak yardımlar öncelikli olsa da bugün ağır savaş yükü yanında; istikrarsızlık ve yoksulluk ülkede çok ciddi bir insani krize sebep olmaktadır. İklim şartlarının ağırlaşması ile Afganistan tarihinin en büyük açlık krizi kapıdadır.  Afganistan halkı, kışın kendisini hissettirdiği şu günlerde ağır kış şartlarına büyük bir yokluk içinde adeta sürüklenmektedir. 33 milyon nüfusun 20 milyonu acil insani yardıma muhtaç durumdadır. Yirmi milyonluk muhtaç sayısının 14 milyonu kadın ve çocuktur. % 50’ye yaklaşan yoksulluk oranı temel ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir kitleyi ifade etmektedir. Devlet ve hükümet gücü olmayan ülkede bir sosyal politik sistemin ve sosyal yardım mekanizmasının olmadığı da bir gerçektir. Bu haliyle bu devasa yoksul nüfus, kısa planda acil insani yardıma muhtaçtır. Savaşın yarattığı yan travmalarla birlikte düşünüldüğünde durum tehdit edici bir mahiyettedir. Bugün Taliban’ın mahiyetini tartışmanın ötesine geçerek Afganistan halkına ivedilikle bir yardım programı başlatılmalıdır. Bu süreç öncelikle Müslüman halkların ve devletlerin boynuna borçtur. Ağır kış şartları öncesinde yapılacak yardımlarla Afganistan halkı korunmalıdır. İç çatışmalardan kaynaklı krizin etkisi ve ilkel tarım kültürü nedeniyle tarımsal faaliyetler gerçekleşememiş ve ülkede büyük çaplı bir tohum krizi yaşanmaktadır. Küresel iklim ve tarım krizinin de etkisi ile ortaya çıkan bu durum Afganistan’da ağır bir sonun habercisidir. Afgan heyeti ile yapılan görüşmelerde bu manzara göz önüne alınarak Afganistan’a yönelik yardım başlıkları konuşulmuştur. Türk Kızılay’ı Genel Müdürü ile yapılan görüşmede Afganistan’a yapılacak olan yardım meselesi masaya yatırılmıştır. Bölgeye yapılacak yardımların artarak devam edeceği ifade edilmiştir. Ülkemizin uluslararası yardım programlarında devlet kurumları ve yarı kamu gövdeli yardım kuruluşları oldukça etkili olmakla birlikte STK’lar da önemli bir yer tutmaktadır. Afganistan Dış İşleri Bakanı tarafından da talep edilen yardım konusu oldukça önemli olup bu açık çağrıya mutlaka cevap verilmelidir.

İnsani yardım konusu şüphesiz ülkemizin Afganistan’da kayıtsız kalmayacağı bir başlık olmakla birlikte öncelikli başka işbirliği alanları bulunmaktadır. Tüm dünya Afganistan’daki hassas süreci dikkatle takip etmektedir. Terör ve saldırmazlık hali BM dahil pek çok ülkenin Afganistan’da kurulan hükümeti tanıma sürecindeki temel ilkesidir. Çin ve Rusya başta olmak üzere Katar, BAE, Pakistan ve İran oldukça aktif bir görünümdedir Karşılıklı görüşmelerin olduğu bu ülkeler Taliban’ın Kabile girdiği süreçte de büyükelçiliklerini açık tutmuşlar ve sürecin içinde bir görüntü vermişlerdir.

 Ülkemizin bölgede insani yardımlar yanında; çatışma çözücü, müzakereci, ara bulucu ve güvenliği sağlayıcı; kalkınma programlarını ve devlet kapasitesinin inşasını temine yönelik katkı sağlayıcı rollerle bulunması önemlidir. Karşılıklı anlaşmalarımız, destekleyici alt mevzuat ve ilişkilerimiz Afganistan’da bulunmamızın en temel gerekçe ve meşruiyetini inşa eder. Yakın zamanda NATO görev gücü olarak aldığımız inisiyatiflerin, karşılıklı ikili anlaşmalardan hareketle ülkeler arası bir bağlamda olması daha da değerli olacaktır. Diplomatik kanalların açık olması, kamu diplomasisi, propaganda ve etkileşim unsurlarımızın ve kuruluşlarımızın etkili bir saha çalışması yapması da çok önemlidir. Ülkemiz abartılı ve diplomatik varlığımızı boşa düşüren yaklaşım ve dış kaynaklı propaganda süreçlerine ilgisiz kalmalı ve Afganistan’ın BM tarafından da kabul edilecek yeni durumuna karşı hazır olunmalıdır. Tarihi ilişkilerimiz, dini bağımız ve milli ortaklıklar öne çıkarılarak; yapılan etki operasyonları ve propaganda süreçleri püskürtülmelidir.

Bu hassas diplomasi süreci çok boyutlu olarak pek çok aktör ve kuruluşlarımız eliyle sürdürülmelidir. Özellikle kamu diplomasisi kurumlarımızın faaliyetlerini genişleterek devam etmesi, sağlık ve eğitim alanındaki çalışmaların yayılarak devam etmesi, kamu diplomasisinin kanallarının açık tutulması gereklidir. Ülkemizin yumuşak güç unsurları özellikle soydaş ve akraba coğrafyalarda diplomatik süreçlerin tamamlayıcısı hassas bir role sahiptir. Özellikle kalkınma yardımları konusunda oldukça ciddi bir hacme sahip olan TİKA’nın varlığı ve bölgesel çalışmaları çok değerlidir. Kalkınma Yardımı temelinde olan TİKA yardımlarının, Afganistan halkının üretim kabiliyetlerini artırmaya yönelik olması çok önemlidir. Bunun yanında YTB tarafından yürütülen Türkiye Bursları kapsamında Afganistan’da çok önemli çalışmalar yapılmış ve yüzlerce öğrenci mezun olmuştur. Afganistan’ın yeniden ayağa kalkma sürecinde Türkiye mezunları çok büyük bir fırsat olarak görülmeli ve her fırsatta Afganistan hükümetine hatırlatılmalıdır. Bunun yanında devlet kadrolarının hizmet içi gelişim programları ve kapasitenin artırımında da katkı sunulması anlamlı olacaktır.

Maarif Vakfı Afganistan’da eğitim konusunda çok önemli çalışmalar yapmaktadır. Geleneksel ve modern eğitim modelleri etrafında tartışmaların sürdüğü bir dönemde Türk Eğitim Modeli Afganistan’da eğitim konusundaki tartışmaları ortadan kaldırabilecektir. Özellikle İmam Hatip Liseleri ve Teknik Liseler müfredat ve eğitim içeriği Afganistan için oldukça uygun modellerdir. Dini eğitim yanında, pozitif bilimlerin birlikte verildiği İmam Hatip eğitim içeriği Afganistan makamlarına sunularak, ülke genelinde eğitimin yeniden yapılandırılması süreci Maarif Vakfı tarafından koordine edilmelidir.

Bunun yanında halkının kalkınması amacıyla ticari ve üretim alanlarının harekete geçirilmesi, halkın tarım sektörü başta olmak üzere üretim becerisi ve teknolojisine sahip olması konusunda ülkemizin verebileceği çok önemli destekler vardır.  Tarım ve hayvancılık toplumu olan Afganistan halkına ülkemiz Tarım Bakanlığı eli ile danışmanlık ve üretim modelleri konusunda destek sunulmalıdır. Türkiye’nin maden ve enerji alanlarındaki tecrübe ve birikimine Afganistan halkının çok ihtiyacı vardır. Madenlerin Afganistan Türkiye ortaklığında işletilerek Afganistan için milli bir sermaye haline getirilmesi ancak böyle mümkün olabilir.

Yapılan karşılıklı görüşmelerde Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından tüm başlıklarda kapsamlı bir işbirliği dosyasının takdim edilmiş olması da çok anlamlıdır. Bölgedeki hassas politik iklim sebebiyle pek çok ülke Taliban ile ilişki halindedir ve işbirliği yapmak için gayret ortaya koymaktadır. Özellikle Rusya, Çin, Pakistan, Katar, BAE ve İran atak bir görünüm içinde hareket etmektedir. Kaybettiğimiz zamanı telafi ederek ve hızla önerdiğimiz konuları takip etmeli ve karşılıklı anlaşmaları hitama erdirmeliyiz. Bu süreçte Afganistan ve Türkiye etkileşimini örselemeye yönelik özellikle küresel düzlemde bazı etki operasyonları olabileceği gibi, ülkemize yönelikte Taliban karşıtı propaganda sürdürülebilecektir.  Taliban ile baştan beri irtibat içinde olan Rusya’nın kendi ülkesindeki medya dilinde tercih etmediği halde Sputnik’in Türkçe sayfasında Taliban’ı terörist olarak yaftalaması bu konudaki tutum ve yöntemleri anlamak açısından manidardır.

Afganistan heyetin, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın başkanlığındaki bir heyet ile bir araya gelmiş olması da oldukça değerlidir. Zira Taliban’ın uluslararası kamuoyunda en çok tartışma konusu yapılan boyutu dini perspektifi ve uygulamalarıdır. İmkanlar dahilinde İslam ulemasının bir araya gelerek belli dönemlerde istişari buluşmalar yapılması oldukça önemlidir. Taliban ağırlıklı olarak dini kimliği üzerinde tartışma konusu yapılmaktadır ki bazı konuların dini boyutunu ve dinin küresel imajını ilim adamları düzeyinde tartışmak anlamlı olacaktır. Bu konuda ülkemiz uleması başta olmak üzere Ehli Sünnet uleması tarafından Taliban’ın ülke içi uygulamalarında pek çok konuda istişare ve işbirliği yapılabilecektir. Bu etkileşim ve istişareler İslam dünyasından başlayarak olumlu bir zemin ve algıya hizmet edecektir.  Tartışmasız İslam mükemmeldir, buradaki gayret uygulamaların uluslararası çevre tarafından doğru anlaşılmasının teminine yöneliktir.

Sonuç Olarak; Afganistan yeni bir sürecin başındadır. ABD’nin bölgeden çekilmesi ile kurulan Taliban hükümeti BM dahil pek çok ülke tarafından tanınmasına yönelik hazırlıklar vardır. ABD dahil pek çok ülke Taliban ile menfaat temelli görüşme süreçlerini sürdürmektedir. Ülkemizin de tarihi rolüne uygun biçimde Afganistan’ın kalkınma ve gelişmesinde rol alması, iki ülke içinde maddi ve manevi kazanımlara vesile olacaktır.

(*) İsmail Mansur Özdemir'in bu yazısının bir kısmı Yeni Şafak gazetesinin Düşünce Günlüğü sayfasında yayınlanmıştır.