Taha Kılınç


Kardeş Kavgası

20 Şubat 2020 18:00

Pazartesi akşamı, Umman’ın başkenti Maskat’a gitmek üzere Katar’ın başkenti Doha’dan kalkan Katar Havayolları’na ait uçağımız, ilk önce kuzey yönüne doğru ilerleyip İran hava sahasına girdi. Ardından, İran topraklarına paralel biçimde bir süre uçarak, Umman’ın Basra Körfezi’nin çıkışındaki toprağı olan Musandam Yarımadası’ndan geçti, sonra güneye yönelerek -bir saat 20 dakikalık bir yolculukla- Maskat’a ulaştı. Normalde Doha’dan kalkan bir uçak, hafif güneydoğuya doğru 50 dakika uçtuğunda Maskat’a varabilecekken, Katar Havayolları’nın bu ilginç ve daha uzun rotayı takip etmesinin sebebi, Körfez’de hâlâ devam eden siyasî kriz:

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır -bir de onların peşine takılan Bahreyn-, 5 Haziran 2017’de, Katar’la bütün ilişkileri kestiklerini açıklamıştı. Sonradan Maldivler (Suudi Arabistan’ın direkt etkisiyle), Yemen (Suudilerin güdümündeki güney hükümeti), Moritanya, Cibuti, Komor Adaları, Nijer, Gabon, Senegal (bilâhare abluka listesinden çıktı), Çad (2018’de kamptan ayrıldı) ve Ürdün (2019’a kadar sürdürdü) de onları takip etmişti. Katar’a kara, hava ve deniz yönünden kapsamlı bir abluka başlatan tüm bu ülkeler, gerekçe olarak, Doha yönetiminin “teröre desteğini” ileri sürüyordu. İran’la yakın münasebetler, “Siyasal İslâmcı” hareketlerle (Hamas, Müslüman Kardeşler Teşkilâtı ve diğerleri) dirsek teması, bilhassa Türkiye ile giderek derinleşen ittifak gibi unsurlar da diğer gerekçeleri oluşturuyordu. El Cezîre televizyonunun yayınlarından, Katar’da mukîm Yûsuf el Karadâvî’nin bazı fetvalarından ve Doha’nın “hiperaktif” politik üslubundan da fazlasıyla rahatsızlardı. Öyle ki, “Yeniden barışmak istiyorsan, şartımız şu: El Cezîre’yi kapatacaksın” bile dediler.

Ablukanın başlangıcında, Katar’ın bu kuşatmaya çok uzun süre dayanamayacağı tahminleri yapılıyordu. Fakat öyle olmadı: Aksine, uğradığı büyük zarara rağmen, söz konusu abluka Katar için “alternatifleri çoğaltma” fırsatına dönüştü. Yurtdışındaki yatırımlar artırıldı, gayrimenkul ve inşaat sektörlerine para akışında kesenin ağzı epey açıldı, özellikle ABD ve Avrupa’da lobicilik faaliyetlerine hız verildi, medya alanındaki yatırım ağı genişletildi, kurulan yeni iletişim kanallarıyla “kitle iletişim” sahasına yoğunlaşıldı. Ayrıca, ülke içinde de modernleşme hamlelerinde vites büyütüldü, kültür ve eğlence sektörlerinde önemli atılımlar sağlandı, kurulan yeni müze ve sanat merkezleriyle, farklı alanlara eğilindi. Ev sahipliği için hazırlanılan 2022 Dünya Kupası’nın getireceği prestije siyasî bir hava katmak için de Avrupa ülkeleriyle teşrik-i mesai hızlandırıldı.

Ablukanın belki de en keskin sonucu, Katar’ın İran’la geliştirdiği yeni ve derin bağlantılar. Katar Havayolları’nın İran hava sahasını kullanıyor olması, aslında meselenin en ‘soft’ tarafı. Ekonomik, ticarî ve siyasî yönden ilişkiler gittikçe ilerlerken, Katar, bu denklemde “zayıf” tarafı oluşturuyor. Bilhassa doğalgaz nedeniyle elinde tuttuğu muazzam maddî güce rağmen, İran’a karşı yeterince sert ve mesafeli dur(a)mayan Katar’ın bu siyasetini El Cezîre’nin yayınlarında net bir şekilde görmek mümkün: Kanalın Suriye ve Yemen olaylarında izlediği yeni politika, tümüyle “İran’ı gücendirmemek” hedefine odaklanmış görünüyor. Suudi Arabistan, BAE, Mısır ve Bahreyn yönetimlerinin çok çeşitli yönlerden gündeme getirildiği El Cezîre’de, İran’a tamamen “Tahran penceresinden” bakan bir üslup hâkim oldu. “Yemen’deki sivil katliamı”, başrol oyuncularından biri Suudi Arabistan (diğeri de İran) olduğu için sürekli manşetlere tırmanırken, Suriye’deki insanlık dramı, adet öznesiz cümleye dönüşmüş durumda. “Soğuktan donan mülteciler” haberleştirilirken, onları o hale getiren İran yönetimi es geçiliyor.

Katar’ın karşı kutbunda yer alan Suudi Arabistan-BAE-Mısır-Bahreyn dörtlüsünün kendi öz kardeşlerine yönelik düşmanca tavrı, ABD ve İsrail yönetimlerinin Ortadoğu’daki ayrılıkları derinleştirmek yönündeki politikalarının hızlıca başarıya ulaşmasına yol açıyor. Körfez’de ekonomik, siyasî ve sosyal birliktelikler güçlendirileceğine böylesi çatışma alanları üretilirken, İran da bu darmadağın ortamda kendi mezhepçi ajandasını bölgeye dayatmaya devam ediyor.

Bu durum kimleri sevindirir? Herhalde ilk önce ve en çok, silah tüccarlarını. Sonra da “İslâm dünyası ayağa kalkmasın” diye her türlü tedbiri alan odakların hepsini, doğudan ve batıdan.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.