İsmail Mansur Özdemir


Bosna- Hersek’teki Hassas Gelişmeler ve Tezkere’nin Anlamı

01 Kasım 2021 21:23

Yurt dışına asker gönderme konusundaki tezkerenin tartışıldığı günlerde Balkanlardan adeta cevap niteliğinde bir ses yükseldi. Bosna Hersek’te zayıf ve anlamsız Dayton Anlaşması’nın zorunlu ve sorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkan iki entiteden biri olan Sırp Cumhuriyeti lideri Milorad Dodik oldukça cüretkâr bir açıklama ile dünyaya meydan okudu. Hassas bir denge üzerine kurulan Bosna Hersek Entitesin’de  Dodik’in yaklaşımı ve politik tarzı dengeyi bozacak cinsten bir adım. Dodik, ülkedeki siyasi kutuplaşmanın ‘ Bosna Hersek’in ortadan kaldırılmasıyla çözülebileceğini, Sırp ordusunun oluşturulacağını ifade etti.’ Tüm dünyaya da meydan okumayı ihmal etmeyen Dodik açıklamasını “Dünyada bizi durduracak güç yok” diyerek tamamladı. Tartışmasız Dodik tarafından yapılan bu hadsiz fakat net açıklama güçlü bir mesaj içeriyor. Bu mesajın politik tarafları olmakla birlikte, bir zamandır Sırplar tarafından paramiliter oluşumların yaygınlaştırıldığı istihbaratları ile birlikte okunarak dikkatle takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Dodik’in bu tavrı ortak anayasal gövdeyi ve Dayton sonrasında kurulan sistemi de taciz ve meydan okuma anlamını taşıyor. Ne kadar Belgrad dönüşünde geri vites hamleleri yapsa da içindeki saldırgan düşünceleri ve Çetnik arzuları faş etmesi açısından önemli. Bu süreçte en dikkat çekici noktalardan biri de şu. Sırp Cumhuriyeti Hükümeti, İçişleri Bakanlığı (Polis) ile ilgili yasada bir değişiklik hazırlıyor. Sırp Cumhuriyeti Hükümeti polisinin yetkilerinin bir kısmını Bosna-Hersek Sınır Polisinden devralması amaçlanıyor ki bu oldukça tehlikeli bir süreç. Sırp tarafının bu kanuni hazırlık süreci Dodik ile Sırp Cumhuriyetinin ortak bir kurgu ile hareket ettiklerinin güçlü bir göstergesi.

Yakın tarih başta olmak üzere Balkan Tarihinin temel özelliği; tarihsel olayların hızla kendini tekrar etmesi ve olayların akşamdan sabaha ansızın başlayabilme potansiyeli. Derin tarihsel, dinsel ve siyasal ayrılıkların olduğu Bosna Hersek’te yakın zamanda yaşanan travmatik savaş ve Sırplarca yapılan soykırım sebebiyle bu ve benzeri açıklamalar konusunda dikkatli ve titiz davranmak gerekiyor.

Mesleki sebeplerle çok sık aralıklarla gittiğim bölgede Sırp toplumunun sert ve saldırgan tutumu artarak kendini hissettiriyor. Boşnak ve Arnavut Müslümanlarını yakın takibe alan Sırp birimleri, huzurlu ve rahat bir süreç yaşanmayacağını hissettirecek adımlar atıyorlar. Gergin bölge ikliminde dikkatsiz devlet adamlarının yaptıkları açıklamalar boş boğazlıktan daha büyük anlamlar taşıyor. Sırp toplumunun etnik ve dinsel olarak kendini sürekli motive ettiği saldırgan eğilimlerin sızması ya da açığa çıkması olarak konunun ele alınması lazım.

Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Müslüman üyesi Şefik Caferoviç, ülkenin “Ülkenin Dayton’dan bu yana en tehlikeli kriz ile karşı karşıya olduğunu” ifade etti. Boşnak tarafının konuyu ciddiye alması ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmesi de çok önemli. Dün Saraybosna halkı ABD büyükelçiliği önünde birgösteri yaparak Milorad Dodik ve Dragan Coviç’in giderek artan savaş çığırtkanlığını protesto etti. Fakat bu açık çağrılara rağmen uluslararası kamuoyundan hatırı sayılır bir ses çıkmıyor.

Bu durum Srebrenitsa’yı yaşayan bir ülkede bizi hiç şaşırtmamalı. Kendisi de Bosnalı bir Sırp olan eski Bosna Hersek Güvenlik Bakanı Dragan Mektiç bir açıklama yaparak; bölgede savaşa ilişkin stratejilerin geliştirildiğini kesin olarak bildiğini söyleyerek çocuklarına sahip çıkma çağrısı yaptı. Tüm bu emareler Bosna Hersek’te hareketli ve dikkatle takip edilmesi gereken bir sürecin olduğunu gösteriyor.

Başka makalelerimde de gündeme getirdiğim bir durum var. Bosna Hersek’teki ekonomik kriz sebebiyle Almanya başta olmak üzere Avrupa’ya çok yoğun bir Boşnak göçü var ve hızlı bir şekilde Avrupa vatandaşı oluyor ve ülkeden göç ediyorlar. Buna karşı Sırp nüfus sürekli artış göstererek bu nüfus eksilmesini takip ediyor ve bölgede yoğunlaşıyor. Boşnak göçleri sebebiyle bazı bölgelerdeki nüfus denklemi Sırpların lehine değişmiş iken bu savaş çığlıklarının bir planlı süreç olduğunu da bir kenarda tutmak gerekiyor. Son ziyaretlerimde Boşnaklarda gördüğüm bir mutsuzluk ve umutsuzluk hali var. Özellikle parçalı devlet yapısı en çok Boşnakları zorluyor ve umutsuzluğa doğru itiyor ve adeta sistematik bir şekilde ülkeden soğumaları ve göç etmeleri isteniyor.

Özellikle Sava nehri üzerinde kurulu olan tarihi Brcko şehri bu dönemde potansiyel çatışma bölgesi olarak dillendiriliyor. Limanı da olan Sırp, Boşnak ve Hırvat sınırında bir kent. Bölgedeki dostlarla görüştüğümde de bana bu bölgeyi işaret ettiler ve özellikle Sırpların kalabalık oldukları bölgelerde tansiyonun kendisini hissettirir şekilde gergin olduğundan bahsettiler.

Sırp tarafının gergin açıklamalarına karşı ihtiyati tutumunu elden bırakmayan Boşnaklardan da dikkat çekici bir cevap geldi. Bosna- Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Başkanı Bakir İzzetbegoviç: “Güçlü bir askeri sanayimiz var. Kısa sürede 100-200 bin kişiyi silahlandırabiliriz. İHA’larımız geliştirme sürecinde.” Şeklinde aynı netlikte ve sertlikte mütekabil bir cevap vermiş oldu. AB askeri kapasitesinin oldukça zayıf olduğu, Rusya, AB ve ABD ilişkilerinin olumsuz olduğu ve dünyanın pek çok bölgesinde savaş ikliminin yaşandığı düşünüldüğünde Bosna- Hersek’te Sırp şımarıklığını anlamak mümkün oluyor. Gerçi savaşın en zorunu yapan Bosnalı Müslümanlar bugün her türlü çatışmaya geçmişe göre çok daha hazırlıklı. Ağır bir savaşın içinden geçmiş olan Bosna- Hersek’in nitelikli ve oldukça deneyimli bir ordusu var. Türkiye’den pek çok konuda kapasite desteği almış olan Bosna ordusu ve kurmayları oldukça iyi durumdalar. AB Barış Gücü ülkelerinin orduları ile ve özellikle Türk ordusu ile dinamik bir etkileşim içinde olmaları sebebiyle de Bosna Hersek ordusu dinamik bir görünümde. Türkiye’de eğitim alan kurmayları da oldukça iyi eğitimli. Önceki savaşı tecrübe etmiş ve mücadele eşiğini aşmış bir sivil insan kaynağına da sahip. Tüm bu alt yapı, Sırp tarafında caydırıcı bir etkiye sahip olduğu için Sırplar Dodik’in açıklamalarına çok alıcı olmadı.

Hassas Dönem’ de Hassas Tezkere

Tüm bu gerilimlerin yaşandığı bir dönemde ülkemizde yurt dışına asker gönderme tezkeresi gündeme geldi. Muhalefet partilerinin hayır dediği tezkere konusunun hassas bir döneme denk gelmesi de konuyu daha önemli kılıyor. TSK’nın 1950’den bugüne 76 kez yurt dışına asker gönderdiğini biliyoruz. Koruma ve güvenlik amaçlı vazifelerinde ülkemizin göğsünü kabartan TSK, görev yaptığı bölgelerde aynı zamanda bir kamu diplomasisi kurumu olarak ta görev yaparak gönülleri kazanıyor. 1992 tarihinden itibaren Bosna’da bulunan TSK, güvenlik amaçlı roller üstleniyor. Kötü senaryolar için bölgede bulunan ordumuz bizim kadar Boşnak halkının da oradaki güven noktası. Dünyanın pek çok yeri yanında Bosna Hersek’teki varlığımızın en önemli teminatı olan askeri birimlerimizi tartışmalı hale getirmenin ve toplumun ortak direnç göstermesi gereken bir konu olarak Tezkereyi tartışmaya açmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bilakis hassas Bosna Hersek ortamında savaş kabiliyeti daha yüksek bir askeri yapılanma yanında Boşnak halkının kapasite ve direncini artıracak gayretler ortaya koymak zorundayız. Rahmetli Erbakan Hocamızın Kıbrıs ve özellikle Bosna Hersek’te üstlendiği hassas rol göz önüne alındığında politika yapım esaslarının da bu bilinçten beslendiğini görebiliriz. Rahmetli Erbakan Hocamızın partisini kapattırma pahasına vaziyet aldığı Balkan Müslümanları konusunda daha atak bir görünüm içinde olmak zorunluluktur. Tezkereler ordulara yani devletlere verilir. Tüm etrafımızda kazanların kaynatıldığı bir ortamda daha atak bir vaziyet almak icap eder.

Bu hassas dönemde Bosna Hersek’e yapılacak bir ziyaret ve bölgede artan Sırp cüretkârlığına bizzat yerinden meydan okumak ve bölgede istikrarın garantisi olan ordumuz ve kamu diplomasisi birimlerinin daha etkili çalışmalar üretmesini istemek Erbakan duruşunun bir gereğidir.

Bazı zamanlarda zor konularda rahmetli Erbakan Hocamız olsa ne yapardı diye düşünüyorum. Emsal olay ve açıklamaları üzerinden hareket ederek aldığımız kararların her zaman isabetli olduğunu görüyorum. Afganistan konusunda herkesin sessizlik içinde beklediği ve küresel propagandaya teslim olduğu bir dönemde Hocamız olsa ne yapardı diyerek atılan bütün adımlarda Hamd olsun isabet kaydedilmiş oldu. Rahmetli Oğuzhan Asiltürk ağabeyimizin aynı misyonla aldığı son inisiyatif ile Afganistan halkına yazdığı mektup adeta ülkemizdeki belirsizliği ortadan kaldıran bir adım oldu. İşte bu sebeple millet ve devlet eksenindeki temel konularda açık, anlaşılır net katkılarımızı yapmalı ve asla belirsiz bir pozisyona doğru savrulmamalıyız. Zihnimiz karmaşık hale geldiğinde Erbakan Hocamız yaşasaydı diye kendimize sorduğumuzda Tevhid’e ve İslami şuura en uygun adıma doğru yöneliriz.

Bosna’da asker bulundurmak, teyakkuz içinde olmak, zalime tüm alanlarda gereken cevabı vermek, asla gevşememek, hüzünlenmemek ve atak durmak zorundayız. Bosna’daki hassas süreci İnsan Hakları kuruluşları olarak yakinen takip etmeli ve hadsiz açıklamaları hızla faş etmeli ve gereken tutumu ortaya koymalıyız. İkinci bir Bosna dramı yaşama lüksümüz yoktur.

Son olarak uzun zamandır kafa yorduğum bir öneriyi de kamuoyunun gündemine atmak istiyorum. Tüm dünyada artan insan hakları ihlalleri, hukuki cendere ve baskılar ve hukuk dışı sert politik tutumlar oluyor. Kriz bölgeleri olarak tanımlanan bu bölgelerin takibi, izlenmesi ve İnsan Hakları sorunları ile ilgilenecek ve Lobi oluşturacak nitelikte bir yapı kurulması gerekiyor. İnsani yardım dışında bir alan olan Hukuki yardım ve izleme birimi vasıtasıyla tüm dünyadaki gelişmeleri hızla takip ederek politika yapıcılara ve diplomasi kuruluşlarına hızlı ve sonuç odaklı katkılar sağlanabilir.

Bu sebeple Milli Görüş bünyesinde ayrı bir kurumsal yapılanmaya sahip bir “İnsan Hakları ve Hukuk İhlalleri İzleme Birimi ve Lobicilik Kuruluşu” teşekkül ettirilmesi gerektiğini -daha önce kuruluşlar üzerinden bildirdiğim önerimi- açık kaynaklar vasıtasıyla duyurmuş oluyorum.