Taha Kılınç


Vazifeye Odaklanmak

17 Ocak 2022 14:12

“Arapça öğrenmek, çalışmak veya bu dil üzerine araştırmalar yapmak, Siyonizm’in bir parçası olduğu gibi, İbraniceye ve Sami Doğu’ya dönüşün de bir parçasıdır. Arapça, İbranicenin orijinal yapısını korumak ve İbraniceyi zenginleştirmek için çok önemli bir kaynaktır.”

Geçtiğimiz yüzyılın en büyük şarkiyatçılarından biri olan Shlomo Dov Goitein, 1923’te Filistin’e yerleşmesinin ardından Yahudilere Arapçayı öğretmek için kaleme aldığı ders kitabının başına bu notu düşmüştü. Goitein’e göre İsrail bir Ortadoğu ülkesiydi ve Siyonistler de bu yüzden bölgeyi derinlemesine tanımak zorundaydılar. Yahudilerle Arapların birlikte yaşaması gerektiğini savunan Goitein, 85 yıllık uzun hayatı boyunca İslâm kültürü, Müslümanların tarihi ve Araplarla ilgili yaptığı sayısız çalışmada hep aynı hedefi takip etti: İsrail’in Ortadoğu’daki varlığını kalıcı hale getirmek ve Yahudileri bulundukları coğrafyayla kaynaştırmak.

Shlomo Dov Goitein, Macar kökenli dindar bir Yahudi ailenin çocuğu olarak, 1900 yılında Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Burgkunstadt kasabasında dünyaya geldi. Birinci Dünya Savaşı başlarken, babası Eduard’ın ölümü üzerine, 4 yaşındaki Shlomo ve ailesi Frankfurt’a taşındı. 1918-1923 arasında Frankfurt Üniversitesi’nde Arapça ve İslâm üzerine eğitim alan Goitein, aynı zamanda şehirdeki bazı Yahudi ailelerin çocuklarına Arapça dersleri verdi. “İslâm’da ibadet” adlı teziyle üniversiteden mezun olan Shlomo, dönemin moda akımına uyarak, Filistin’e göç etti. Bir süre Akdeniz kıyısındaki Hayfâ şehrinde yaşayan Goitein, ardından Kudüs’e geçerek İbrani Üniversitesi’nde ders vermeye başladı. Akademik çalışmalarını devam ettirmek üzere 1957’de ABD’ye yerleşinceye kadar Kudüs’te yaşayan S. D. Goitein, bu süre zarfında birbirinden önemli projelere imza attı: Yemen Yahudilerinin tarihini ve Arapça lehçesini çalıştı, meşhur İslâm tarihçisi Belâzurî’nin “Ensâb” adlı eserinin tahkikli neşrini gerçekleştirdi, İslâm hukukuna dair kitaplar ve makaleler yazdı. 1953’te ABD’de misafir öğretim üyesi iken -kendi ifadesine göre- “halka açık bir parkta, ders aralarında verdiği molalar sırasında” yazdığı “Yahudiler ve Araplar” adlı kitabı yine bu dönemin ürünüdür.

ABD’ye taşındıktan sonra akademik çalışmalarını daha da derinleştiren S. D. Goitein, özellikle Akdeniz ülkelerindeki Yahudi cemaatlerinin hayatına yoğunlaştı. Onun beş ciltten oluşan “Bir Akdeniz Toplumu: Kahire Yazmalarında Anlatıldığı Şekliyle, Arap Dünyasındaki Yahudi Toplulukları” adlı eseri henüz aşılamamıştır. İlginç bir rastlantı eseri, Goitein, eserinin beşinci cildini tamamlayıp yayıncısına gönderdiği gün -6 Şubat 1985- hayatını kaybetti. Yahudilerin Akdeniz-Hindistan ticaret rotasında oynadığı rolü anlatmayı planladığı “Hindistan Kitabı” adlı eserini yazmaya ise ömrü yetmedi.

Arap ve İslâm dünyasını derinlemesine etüt eden Shlomo Dov Goitein, “sapına kadar” Siyonist olmasına rağmen, akademik çizgisini siyasî görüşünün önünde tutmuş, bu anlayışla çalışmıştı. Böylece aslında ömrü boyunca Siyonizm’e hizmet etmesine rağmen, yaptığı araştırmalar İslâm dünyasında da büyük hüsnükabul gördü, aralarında Türkçenin de bulunduğu birçok dile çevrildi.

Dikkatli okurlar hatırlayacaktır: 8 Şubat 2017 Çarşamba günü yine bu köşede, “Bir dil, bir adam, bir ideal, bir hayat” başlıklı yazımda, İbraniceyi modern zamanlarda dirilten ve konuşma dili haline getirilmesine öncülük eden Eliezer Ben Yehuda’yı anlatmıştım. 1858’de Beyaz Rusya’da dünyaya gelen, 1881’de de Kudüs’e yerleşerek İbranice çalışmalarını sürdüren Ben Yehuda, kendisini idealine adamış tek bir kişinin aslında tarihte bazen ne büyük roller oynayabileceğinin canlı bir misaliydi. Ben Yehuda 1922’de Kudüs’te tüberkülozdan öldüğünde, İsrail’in kurulmasına daha 26 yıl vardı. Ama o, gelecekteki Yahudi devletinin dilini hazırlayarak dünyadan ayrılmıştı.

Eliezer Ben Yehuda’nın ölümünden bir yıl sonra Filistin’e ayak basan Shlomo Dov Goitein, onun bıraktığı noktadan çalışmalarına devam etti. Bugün bütün dünyada 20 milyondan fazla insanın konuştuğu İbranice ve İsrail’deki kapsamlı şarkiyat çalışmaları, kurumsallaşmalarını ve sonraki nesillere intikallerini büyük ölçüde bu iki adama borçlu.

Bu hayatlardan kendimiz adına alınacak ders belli: Peşin ve hızlı neticelere erişmenin heyecanına kapılmadan, bugünün vazifelerine odaklanmak ve gelecek nesillere sağlam malzemeler bırakmak için çalışmak, çalışmak, çalışmak…

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.