Taha Kılınç


Eymen’in Mektubu

23 Ocak 2022 17:30

Benim adım Eymen. Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye sınırına yakın bir çadır kentte yaşıyorum. Savaştan önce, babam Halep’te büyükçe bir bakkal dükkânı işletiyormuş. Sonrasında ise her şeyimizi kaybetmişiz ve çadırda yaşamaya başlamışız. Annem bana ve iki küçük kardeşime en iyi şekilde bakmaya çalışıyor, ama eldeki imkânlar malum…

Hayata kalabalık bir kampta başlayınca, çocukluğuma dair ilk hatıralarda da hep kamptan tablolar var: Yaşadığımız çadırın biraz ilerisine bir yardım kuruluşu tarafından kurulan çocuk parkı, ilk oyun yerimdi mesela. Okuma-yazmayı yine bir çadır sınıfta öğrendim. Öğretmenimiz, büyükçe bir plastik levhanın üzerini kâğıtla kaplamış, harfleri yazıp bize göstermek için onu kullanmıştı. Arkadaşlarımla en büyük sevinçlerimizi, hayırsever insanlar kampımızı ziyaret ettiğinde yaşardık. Çünkü bize hediyeler dağıtılırdı. Rengârenk balonlar, oyuncaklar, kıyafetler… Bir defasında, fotoğrafçı bir abla gelmişti. Arkadaşlarımla, ona hep beraber poz verirken çok mutluyduk. Çektiği fotoğrafı bize de göstermişti hatta daha sonra.

Yaşım ilerledikçe, çocukluğun saf sevinçlerinden uzaklaşıp, yaşadığımız hayatın zorluklarını fark etmeye başladım. Sonbahardan kışa doğru havalar soğurken, annemle babamın düşünceli halleri gözümden hiç kaçmazdı. Annem bir defasında içini çekerek “Kış geliyor…” dediğinde, önce niçin böyle söylediğini anlamamıştım. Ancak ilk karlar yağmaya başladığında çadırımız içinde durulamayacak kadar soğumuştu ve ben annemin sözünün manasını kavramıştım.

Kar, bizim kamptaki herkes için aynı zorlukları beraberinde getiriyor:

Dondurucu soğuğa karşı odun, mazot ve diğer yakacak malzemeleri daha kış başlamadan temin etmemiz gerekiyor. Odun ve mazot alabilmek, paranızın olmasına bağlı. Fiyatlar sürekli yükseldiğinden, kamptakiler yakacak bulabilmek için yardıma ve desteğe muhtaçlar. Bazen naylon ve diğer yanıcı maddelerle ısınmaya çalışanlar da oluyor, ama bu defa çadırın içinde zehirli gaz soluyorsunuz. Ne yazık ki bir bebek bu yüzden vefat etti geçenlerde.

Kış, sadece ısınma yönüyle zor bir mevsim değil. Zaman zaman çok şiddetli fırtınalar çıkıyor bizim buralarda. Çadırlarımız yıkılıyor, yırtılıyor, ipleri kopuyor. Bir çadırı tamir etmek de ciddi masraf. Yeni çadır bulamadığımızda, elimizdeki kumaş ve kartonlarla yama yapmaya çalışıyoruz.

Kış mevsiminin çok şiddetli ve bol karlı geçtiği zamanlarda, çadırda vakit geçirmek de kolay olmuyor. Düşünün, sabahtan akşama kadar aynı yerde, adeta hapis hayatında gibisiniz. Etraf karla kaplı olduğundan, dışarıda gezip dolaşma imkânı da bulunmuyor. Çadırın içinde böyle günler, haftalar geçiyor…

Benim en sevdiğim mevsim bahar. Hava yavaş yavaş ısınırken, içim sevinçle doluyor. Fakat önce bir problemi aşmamız gerekiyor kamp olarak: Karlar erimeye başladığında, çadırlarımızı tamamen su basıyor. Halılar, kilimler, yataklar, yorganlar, hepsi haftalarca ıslak kalıyor.

Yazın gelişi, bizim için yine zor günlerin başlangıcına işaret. Mevsimin ortalarında 45 derecelere kadar yükselen sıcakta, çadırların içinde durmak mümkün değil. Kendimizi mecburen dışarı atıyoruz. Çok şükür yaşadığımız bölgede nem yok, bu nedenle sıcağa tahammül nispeten mümkün. Etraftaki ağaçların altında, kampın çevresinde vakit geçirebiliyoruz. Sıcaklar, bir tehlikeyi beraberinde getiriyor ama: Akrepler ve yılanlar, çadırlarımızdan eksik olmuyor. Bazı durumlarda ölüm ihtimali bile bulunduğundan, bu hayvanlara karşı devamlı tetikte bekliyoruz. Kampımız kırsal bölgede yer aldığından, akrep ve yılan buraların gerçeği.

Sonra yaz biterken küçük bir sonbahar molası. Ardından tekrar kış… Kamptaki hayatımız işte böylece geçip gidiyor…

***

Bizim için hoş manzaralar ve sosyal medyada paylaşılacak romantik tablolar anlamına gelen kar, coğrafyamızın birçok noktasında insanların imtihanı. Özellikle Suriye’nin kuzeyinde ve Lübnan’da, çadırlarda yaşayan insanlar çok zor durumda. Oralardaki sıradan bir insanın karşılaştığı zorlukların küçük bir tasvirini, yukarıda muhayyel kardeşimiz Eymen’in dilinden aktardım.

Onlar kendi imtihanlarını yaşarken, biz de onlarla imtihandayız.

Kış mevsiminin çetin şartlarının hüküm sürdüğü bu günlerde, hangi yardım kurumunu kendimize yakın buluyorsak veya hangisine güveniyorsak, onları vesile edinip kar altında titreyen mazlumlara ellerimizi uzatalım.

Hadiseleri yorumlamanın ve beylik analizler yapmanın konforu, bize acılı coğrafyaların buz gibi gerçekliklerini ve sorumluluklarımızı unutturmasın.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.