Taha Kılınç


Aile Siyaseti

30 Ocak 2022 17:07

Lübnan politika sahnesinin en önemli figürlerinden Saad Hariri, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla, siyasî hayattan tamamen çekildiğini ve mayıs ayında düzenlenecek olan parlamento seçimlerinde adaylığını koymayacağını duyurdu. Babası Refîk Hariri’nin fotoğrafı önünde titrek bir sesle ve duygusal bir üslupla konuşan Hariri, siyasetle meşgul olan aile fertlerini de benzer bir adımı atmaya davet etti. Hariri, “İran’ın tasallutu, uluslararası sistemin dağınıklığı, içerideki ayrışmalar, mezhepçilik ve devletin çöküşe sürüklenmesi gibi unsurları düşündüğümde, Lübnan için herhangi bir olumlu adımın atılmasına imkân bulunmadığına ikna oldum. Ülkemde iç savaşa engel olabilmek için her türlü tavizi verdim. Hatta bu uğurda şahsî servetimi kaybettim, bazı yabancı dostlarımla aram bozuldu, Lübnan’daki birçok müttefikim beni terk etti, hatta kardeşlerimi bile yitirdim” dedi.

Tam adıyla Saadeddîn Hariri, babası Refik Hariri’nin 14 Şubat 2005’te Beyrut’ta bombalı bir suikasta kurban gitmesinin ardından onun siyasî mirasını devralmış, 2009-2011 ve 2016-2020 yılları arasında başbakanlık görevini yürütmüştü. Dışarıdan Suudilerin tesiri ve tazyiki altında bulunan Hariri, içeride de İran ve Hizbullah’ın katı defansıyla karşılaşmıştı. Saad Hariri’nin iktidar süreçleri, denkleme Fransa’nın da dâhil olmasıyla tümüyle kaotik bir hale gelmiş, genç politikacı nihayet hiç kimseyi memnun etmeyi başaramamıştı. Hariri’nin ikinci başbakanlık dönemi, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yaşanan bir olayla da gölgelenmişti: 2017’nin kasımında Riyad’ı ziyareti sırasında, birden bire televizyon kameralarının karşısına geçerek görevinden istifa ettiğini açıklayan Hariri, kararında İran ve Hizbullah’ın Lübnan’a yönelik ağır baskının etkili olduğunu bilhassa vurgulamıştı. Ancak kısa süre sonra, Saad Hariri’nin söz konusu açıklamaya Suudiler tarafından zorlandığı, hatta cep telefonunun elinden alınarak kendisine fiilî darp uygulandığı ortaya çıkmıştı. Lübnan’a dönmesine izin verildikten sonra istifasını geri çeken Hariri, “Riyad’da tam olarak ne yaşandığının” gizli kalacağını söyleyerek, konuyla ilgili iddiaları da adeta tümüyle doğrulamıştı.

Haririler, dünyanın farklı ülkelerindeki benzerleri gibi, karizmatik bir öncünün peşinden toplu biçimde siyasete dâhil olan bir aile. Lübnan’ı harabeye çeviren yıkıcı iç savaşın (1975-1990) sona ermesiyle birlikte ülkeyi baştanbaşa imar etmeye koyulan Refik Hariri, 1992-1998 ve 2000-2004 yılları arasında iki kez başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Suudi Arabistan’la birçok yönden çok stratejik bağlara sahip olan Hariri, ölümüne doğru ilerleyen süreçte İran ve onun Lübnan’daki uzantısı olan Hizbullah örgütüyle gittikçe artan dozda gerilimler yaşamıştı. Hariri’nin Beyrut’un göbeğinde öldürülmesi, iç savaşı bahane ederek ülkeye yerleşen Suriye ordusunun ve istihbaratının Lübnan’dan çekilmesine de yol açmıştı. Ancak Suriye’nin bıraktığı boşluk, anında Hizbullah tarafından doldurulmuş, böylece aslında İran’ın Lübnan’daki hegemonyası açısından değişen bir şey olmamıştı.

ABD’de Kennedyler, Hindistan’da Gandhiler, Pakistan’da Buttolar, Lübnan’da Haririler… Farklı coğrafyalarda ve farklı çizgilerde siyaset yapan bu ailelerin mensupları, bir yandan ülkelerinde belirgin izler bırakıp hafızalara yerleşirken, diğer yandan trajedilerle ve suikastlarla yüzleşmek noktasında ortak bir paydada toplanıyor. 22 Kasım 1963’te bir suikasta kurban giden ABD Başkanı John F. Kennedy, 31 Ekim 1984’te Delhi’de korumaları tarafından öldürülen Hindistan Başbakanı Indira Gandhi, annesinin peşinden giderek başbakan olan ve 21 Mayıs 1991’de tıpkı onun gibi öldürülen Rajiv Gandhi, askeri darbeyle devrildikten sonra 4 Nisan 1979’da idam edilen Pakistan Başbakanı Zülfikâr Ali Butto, babasının izini takip ederek başbakanlık koltuğuna oturan, sonrasında ise 27 Aralık 2007’de bombalı saldırıda yaşamını yitiren Benazir Butto ve yine ömrü suikastla sona eren Refîk Hariri…

Ülkelerin yakın tarihlerini aile siyasetleri ve siyasetçi aileler üzerinden okumak, ayrı bir ufuk kazandırıyor. İnsan hikâyeleri, ülkelerin karmaşık ve iç içe geçmiş serüvenlerini de daha anlaşılır kılıyor.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.