İsmail Mansur Özdemir


Keşmir Davasına İstanbul Bakışı: “5 Şubat 2022 Uluslararası Keşmir Konferansı”

07 Şubat 2022 16:27

5 Şubat Tüm Dünya’da her yıl Keşmir’le Dayanışma Günü olarak bir anma ve hatırlama fırsatı olarak ele alınıyor. Keşmir meselesi geleneksel dönemlerden modern siyaset tarihine sarkan ve 200 yılı aşkın bir zamandır hala çözüm bulunamayan bir konu. Bir taraftan belirsizlik, bir taraftan zulüm; artarak, eksilerek devam ediyor. Tüm insanlık bu bölgedeki krizin kıyamet gününe kadar devam edeceğine inanmış gibi izlemeyi tercih ediyor.

Taraflarından bağımsız bir şekilde Keşmir sorunu devam ettikçe Modern Hukuk ve siyaset büyük ve derin tutarsızlığını sürdürmüş oluyor. Çözümsüz kılınan ve gerekli uluslararası inisiyatifin alınmadığı Keşmir meselesi Hindistan’ın küstah bir üslup içinde dünya sistemine meydan okuduğu bir cüretkâr durum olarak orada duruyor. Benzeri Filistin, Türkistan sorunu gibi Keşmir konusunda da belirsizlik sürüp gidiyor ve bölgede yaşayan halkın sabrı sınanarak, tahammülün elbet bir gün biteceğine yönelik bir strateji ile hareket ediliyor.

Tüm bu sebeplerle 5 Şubat Keşmir’le Dayanışma Günü başta olmak üzere özel zamanlarda küresel düzlemde çalışmaların yapılması gerekiyor. Rahmetli Erbakan Hocamızın da en hassas olduğu konulardan biri her zaman Keşmir meselesi oldu. Konuyu güncel olarak ve hassasiyet içinde takip eden Hocamız bölgeye tahsil için gönderdiği uluslararası öğrencilerin konuyu yakın takip etmesinden her zaman memnun olmuştur. Bunun yanında Cemaati İslami ile kurulan yakın diyalog ile Keşmir konusu özenle takip edilmeye gayret edilmiştir. Kabinede bulunduğu zamanlarda ise konunun uluslararası düzlemde gündemde kalması için özel bir gayret sarf ettiği yakinen bilinmektedir. Meselenin uluslararası zeminde takibi konusunda Recai Kutan ağabeyimizi görevlendirdiği ve bazı toplantılarda Recai Kutan ağabeyimizin tarihi nitelikte konuşmalar yaparak Türk Devletinin diplomatik duruşunu Keşmir lehine ortaya koymasına katkı sağladığı önemli bir vakıadır. Recai Kutan ağabeyimizin Keşmir konusunda yaptığı tüm konuşmalarda bu sürecin izleri ayrıntılı şekilde hissedilmektedir. Rahmetli Erbakan Hocamız ile Cemaati İslami Liderleri arasında ve özellikle Gazi Hüseyin Ahmed, Seyid Ali Şah Geylani, Abdurreşid Turabi gibi isimlerle çok kadim dostlukları bulunmakta idi, bu sebeple bölgedeki tüm gelişmelerden Erbakan Hocamız hızla haberdar olur ve tüm dünyanın ve özellikle İslam dünyasının konudan haberdar olması sağlanırdı. Bu amaçla ESAM tarafından düzenlenen Müslüman Topluluklar Birliği Kongrelerinde Keşmir konusu mutlaka ele alınır, gelişmeler dikkatle takip edilirdi.

Özellikle Ağustos 2019 sonrasında Hindistan Devleti’nin 370. Madde olarak tanımladığı ve nispeten özerk haklar içeren maddenin kaldırılması ile Cammu ve Keşmir Bölgesi yeniden büyük bir kıskaç ve işgal sürecinin içine itilmiştir. Bugün Keşmir’de yaşanan süreç dünden de daha kötü bir hal almıştır. Bu sebeple Keşmir bugün daha dikkatle takip edilmeli, güncel gelişmeler izlenmeli ve Erbakan Hocamız’ın başlattığı süreç güçlendirilerek devam etmelidir. Milli Görüş başta olmak üzere bütün İslami yapılar Keşmir ve benzeri hassas bölgeleri dikkat içinde izlemelidir. Özellikle güçlü ve işlevsel dış ilişkiler birimleri marifetiyle Hukuk, İnsan hakları gibi hassas alanlar yakinen takip edilmelidir.

Buradan hareketle bu yıl Keşmir’de yaşanan dramı uluslararası kamuoyunun gündemine taşımak amacıyla AGD, MGV bünyesinde hizmet veren UGSAM tarafından bir Uluslararası konferans düzenlenmiştir. AGD, MGV Genel Başkan Yardımcısı Sn. Dr. Ömer Furkan Kesikbaş koordinasyonu, bizim danışmanlığımız ile geniş kapsamlı bir konferans hazırlık heyeti yapılandırılmış ve süreç yönetimine; akademisyenler, Pakistan Büyükelçiliği yetkilileri, Keşmir Diaspora Kuruluşları ve Cemaati İslami mensupları bulunmuşlardır. Hazırlık heyetinin oluşturduğu içerik doğrultusunda 5 Şubat 2022 tarihinde İstanbul’da Uluslararası Keşmir Konferans’ı tertip edilmiştir. TV’lerden ve sosyal medya hesaplarından da canlı yayın ile geniş bir evrene temas edilmeye gayret edilmiştir. Konferans öncesinde yapılan bir istişare ile konferans’ın dili işgalcinin dili olan İngilizce olarak değil Türkçe ve Urduca olarak belirlenmiştir. Uluslararası bir propaganda çalışması olarak ta yürütülen bu konferans ile sosyal medya üzerinden yapılan çalışma ile geniş bir uluslararası etkileşim hedeflenmiş ve başarılı olunmuştur. Toplantı sonunda 4 farklı dilde hazırlanan sonuç bildirgesi ayakta okunmuştur. Bu konferans Milli Görüş’ün Keşmir Davası konusunda ortaya koyduğu istikrarlı ilginin bir devamı olarak oldukça anlamlı olmuştur. Bendenizin de moderatör olarak katkı verdiğim konferansa’ta Keşmir meselesi; Tarih, sosyoloji, hukuk, siyaset, uluslararası boyut, diaspora boyutu ve propaganda boyutları ile ele alınarak 360 derecelik bir bakış açısı ile bakılan oldukça nitelikli bir uluslararası konferans olmuştur. Bu konuda büyük gayret ortaya koyan arkadaşlara binlerce teşekkür ediyoruz. Fakat en büyük teşekkürü Türkiye tarafı adına Dr. Ömer Furkan Kesikbaş, Pakistan tarafı adına Dr. Nedim Çavdari beyler hak ediyorlar.

Uluslararası Keşmir Konferansının 4 dilde hazırlanan Sonuç Bildirgesi de şu şekildedir.

Anadolu Gençlik Derneği, Milli Gençlik Vakfı Cammu-Keşmir’de yaşanan kriz ve belirsizliği yakinen takip etmektedir. Yıllardır bölgeden gelen haberler ve veriler durumun daha da kötüye gittiğini göstermektedir. Bu nedenle başta ülkemiz olmak üzere uluslararası kamuoyu tarafından belirsizliğin ortadan kalkmasına yönelik inisiyatifler alınmalıdır. Tarafımızca konunun öncelikli olarak taraflarına seslenerek krizin ivedilikle bitirilmesi istenmektedir. Bu sebeple AGD olarak, bölgede yaşanan süreçlerden etkilenenler başta olmak üzere, konunun taraflarını bir uluslararası konferansta bir araya getirerek, krizin çözümüne katkı sağlamak hedeflenmektedir.

“Uluslararası Keşmir Konferansı” ile Cammu -Keşmir’de yaşanan dramdan dünya ve ülkemiz kamuoyunun haberdar olması, Ümmet bilinci çerçevesinde Keşmir’de yaşayan kardeşlerimizin dertleri ile dertlendiğimizin bilinmesi ve krizin ivedilikle ortadan kaldırılması amacıyla özgün ve yapıcı çözümlerin ortaya konulması hedeflenmektedir. Milli Görüşçüler olarak Filistin, Türkistan, Keşmir, Suriye, Yemen, Mısır ve zulmün yaşandığı tüm coğrafyaları yakinen takip etmek İslami şuurumuzun mutlak bir gereğidir.

Bu çerçevede bölgede yaşanan kriz ve hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik acil eylem planı şu şekildedir:

Bu haliyle 1948 ile 1965 arasında alınan plebisit kararı ve referandum süreci kaçınılmaz bir uluslararası hukuki gerekliliktir. BM’nin bu konuda almış olduğu 23 kadar kararın tavsiye kararı olmaktan öteye geçerek zorunluluk haline gelmesi zarurettir.

Cammu ve Keşmir bölgesinde yaşanan hak ihlalleri uluslararası camianın yakinen takip ettiği bir konudur. Acilen Hindistan Hükûmetinin bölgedeki sert tutumundan ve işgalden vazgeçmesi gerekmektedir.

Bölgedeki siyasi parti liderleri, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri, entelektüeller ve yazarlar tutuklanmakta ve kaybolmaktadır. Bu durum toplumsal çatışmayı derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. Bu kişiler ivedilikle serbest kalmalıdır.

Demokratik haklarını arayan Keşmir halkına karşı asker ve polis şiddeti kabul edilemez düzeydedir. Bu anlamsız şiddet ivedilikle bitirilmelidir.

Binlerce erkek kayıptır. Çocuklar babasız, kadınlar eşlerinden mahrum bırakılmıştır. Gözaltında kayıp olan her bireyden Hindistan Hükûmeti sorumludur. Bu belirsizlik hâli ortadan kaldırılmalıdır.

Bölgedeki etnik grupların, Hindistan güvenlik güçleri himayesinde, Müslüman ahaliye yaptıkları saldırı ve şiddet Hindistan güvenlik güçlerince engellenmeli; suçlular ve suçlulara göz yuman kamu personeli yargılanmalıdır.

Müslümanlara ait cami, medrese, okul ve kabirlerin Hindu fanatikler eliyle yağmalandığı ve zarar verildiği tün dünya kamuoyunun malumudur. Bu ve benzeri aciz davranışlardan ivedilikle vazgeçilmelidir.

Keşmir’de yaşanan zulmü ve belirsizliği bütün gücümüzle takip edecek ve Müslümanlara ait bu topraklarda huzur ve sükûnet sağlanıncaya ve mücadele hedefine ulaşıncaya kadar desteğimiz devam edecektir. Keşmir bize millet tarihimiz ve Rahmetli Liderlerimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Gazi Hüseyin Ahmed’in bir emanetidir. Bu emanetin gereğini sonuna kadar yerine getirmeye devam edeceğiz.

Anadolu Gençlik Derneği olarak yaptığımız ve yapacağımız çalışmalar, yeryüzünde hakkın ve iyiliğin hâkimiyeti içindir.

Bazı kardeşlerimiz için Keşmir davasının ne olduğunu da kısaca ifade etmek doğru olacaktır. Bu sebeple daha önce yine Müslim Port için kaleme aldığım Keşmir yazısında yararlanarak süreci bir parça anlatmakta fayda görüyorum.

Dünü, Bugünü İle Keşmir Davası

  1. Keşmir Neresidir?

Güney Asya bölgesinde yer alan Keşmir, Pakistan, Hindistan ve Çin'in arasında yer almaktadır. Toplam 222 bin 200 kilometrekare toplam alana sahip bölge, Pakistan’ın Hindistan’dan ayrılmasından bu yana bölünmesinden bu yana anlaşmazlığa konu olmaktadır.

Keşmir olarak isimlendirilen coğrafya günümüzde üç ülke arasında parçalanmış bir görünüm sergilemektedir. Dolayısı ile Keşmir’i bir bütün olarak anlayabilmek için bu üç parçanın her birini ayrı ayrı ele almak gerekmektedir. Bu üç parça, bölgenin üç ülkesi Pakistan, Hindistan ve Çin arasında dağılmış olan beş farklı idari birimi ilgilendirmektedir:

  • Azad Keşmir (Pakistan tarafında kalan bölge)
  • Cammu, Ladak ve Keşmir Vadisi (Hindistan tarafında kalan bölge)
  • Gilgit - Baltistan (Pakistan tarafında kalan bölge/Kuzey Bölgeleri)
  • Aksai Çin (Çin tarafında kalan bölge)
  • Şaksgam Vadisi (Pakistan ve Çin arasında bölünmüş olan bölge)
  1. Keşmir Sorununun Kısa Tarihi

Keşmir insanlık tarihinin kadim bölgelerinden biridir. Bugün Çin, Pakistan ve Hindistan sınırları arasında kalmış olan Cammu ve Keşmir’in siyasi sınırları ise 1846’da oluşmuştur.

1819’da Pencap’ta hüküm süren Sih yönetiminin bölgedeki Afgan yönetimini Keşmir’den çıkarmasıyla bölgeyle ilgili günümüze kadar sürecek olan siyasi çekişme başlamıştır. Bir yıl sonra Sih yönetimi, Keşmir bölgesinin yönetimini desteklerinden dolayı yerel Dogra Hanedanı’na bırakarak onu Cammu eyaletinin racası, yani prensi ilan etmiş, prensin kardeşini de Ponç bölgesinin tımarı olarak tayin etmiştir.

Bölgenin kaderinde önemli bir dönüm noktası olan 1846 yılında ise bu coğrafyadaki ilk İngiliz-Sih savaşı yaşanmıştır. Bu savaşta Gulab Singh, bu kez Sihlere destek vermeyip tarafsız kalmış ve savaşı kazanan İngilizler de Keşmir Vadisi’ni Sihlerin kontrolünden almıştır. İngiliz işgalciler, 16 Mart 1846’da gerçekleşen Amritsar Anlaşması ile tarafsız kalmasının ödülü olarak Keşmir Vadisi’ni Gulab Singh’e 75.000.000 rupiye (500.000 sterlin) satmıştır.

Anlaşmada ayrıca İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Racası’nın Dogra Hanedanlığı’nın karşılaşacağı herhangi bir isyan veya zorluk karşında, gerektiğinde askerî yardım göndereceği de belirtilmiştir.

1925 yılına gelindiğinde yine İngilizlerin müdahalesiyle yönetime getirilen başka bir Dogra olan Hari Singh, bölgede giderek yükselen feodalizm karşıtlığına ve yavaş yavaş oluşan Keşmirlilik düşüncesine yönelik sert tedbirler almıştır.

Bu dönemde de Müslümanların yaşam biçimlerine yönelik ciddi kısıtlamalar söz konusu olmuştur. Sih militanlar, Dogra’nın himayesinde Müslümanlara yönelik büyük işkenceler başlatmışladır.

Bölünmeye yakın önemli süreçlerden biri de 1946’daki Keşmir’i Terk Et (Quit Kashmir) hareketi ve sonrasında yaşanan gelişmelerdir. Şeyh Abdullah tarafından başlatılan bu hareket Keşmir Vadisi’nin yüzyıl önceki (1846’daki) satışının yasal olmadığını ve Dogra Hanedanı’nın vadiyi derhâl terk etmesi gerektiğini savunuyordu. Quit Keşmir hareketinin yükselişiyle başlayan gerginlik, Dogra yönetimi tarafından oldukça kanlı bir şekilde bastırılmış

Bugünkü anlamda Keşmir sorunu; 1947 Yılında Hindistan ve Pakistan’ın ayrılması sonucunda ortaya çıkmış olup, günümüzde halen devam etmekte olan ve birçok insanın hayatına mal olmuş olan bir süreçtir.

Hindistan’daki irili ufaklı pek çok bölge (prenslik)  dini eğilimleri esas alır şekilde plesibit yoluyla hangi ülkeye bağlanmak istediğini ortaya koyarken Bu süreçte üç prenslikte katılım konusunda problem yaşanmıştır. Bunlar Hindu çoğunluk ve Müslüman yöneticilerin olduğu Haydarabad ve Cunagarh ile Hindu yönetici ve Müslüman çoğunluğun yaşadığı Keşmir’dir.

Müslümanların ağırlıklı olarak yaşadıkları Keşmir’e referandum hakkı verilmeyerek bu güne kadar devam edecek bir kriz başlatılmıştır. Hindistan hükümeti Cammu ve Keşmir bölgesini kendisine bağlayarak bir milletin var olma hakkını elinden almaktadır.

Pakistan ve Hindistan aralarında ki bu Keşmir meselesi nedeniyle 1947’de 1965’de ve 1999 yıllarında üç kez savaşmışlardır.

  1. Hindistan BM & BMGK Dahil Hiçbir Uluslararası Karara Uymamaktadır

Keşmir konusunda BM’den 1948 ve 1965 arasında 23 karar çıkmıştır. Bu kararlar temel anlamda bölgede bir halk oyunun gerçekleşmesine yöneliktir. Pakistan tarafı bu kararlara uyma yönünde bir eğilim içinde hareket ederken Hindistan tarafı bu kararları tanımayan bir pozisyon tercih etmektedir. Bazı zamanlarda BMGK oturumlarını da terk ederek diplomatik teamülleri ve çözüm çabalarını elinin tersi ile itmektedir.

Oysaki Keşmir konusu BMGK’ya ilk kez Azad Keşmir ve Kuzey Bölgeleri’nden (Pathanların) gelen grupların bölgede ilerleme kaydetmeleri üzerine Hindistan tarafından taşınmıştır. Hindistan’ın 1 Ocak 1948’de konuyu BM’ye VI. Bölüm’ün 35. Maddesi başlığı altında getirmesi, Hindistan’ın bu meseleyi bir anlaşmazlık olarak gördüğünün ve “ihtilaf”ın uzlaşma aracılığıyla aşılması görüşünü kabul ettiğinin bir kanıtıdır.

Hindistan’ın BM’ye başvurusu ile birlikte BMGK Keşmir mevzusunda BM Hindistan ve Pakistan Komisyonu’nu (United Nations Comission for India and Pakistan/UNCIP) kurmuştur. Bu komisyonun amacı bölgede barışı tesis etmek ve 21 Nisan 1948’de alınan BMGK kararı çerçevesinde plebisit uygulanması için gerekli koşulları hazırlamaktır. Bu koşullar üç adımda tanımlanmıştır.

  1. Pakistan’ın Keşmir’den bütün unsurlarını çekmesi,
  2. Hindistan’ın bölgeden bütün güçlerini çekmesi,
  3. Hindistan’ın BM tarafından görevlendirilen plebisit yönetimine yetki vererek burada özgür ve tarafsız bir seçim gerçekleştirilmesiydi.

Keşmir, 1 Ocak 1949 tarihi itibarıyla BM tarafından belirlenen Kontrol Hattı (Line of Control/LoC) ile Hindistan ve Pakistan arasında bölünmüştür. 5 Mart 1949’da UNCIP tarafından yayımlanan kararda, “Cammu ve Keşmir eyaletinin Hindistan ya da Pakistan’a katılımı sorunu, yapılacak tarafsız bir plebisit ile demokratik metotla çözülecektir.” denilmiştir. Bu gelişmeler ardından 1950’de Hindistan bir yandan Keşmir’de plebisite uyma kararını resmî olarak açıklarken bir yandan da bölgenin ilhakı yolunda De-Facto bazı yöntemler geliştirmeye devam etmektedir.

  1. Cammu Keşmir Sorununu Çözmeye Yönelik Öneri ve Planlar

Keşmir’in geleceği konusunda çok çeşitli öneriler olmakla birlikte  plebisit ve referandum, tüm önerilerin ve yaklaşımların çekirdeğini oluşturmuştur.

1947’den itibaren Keşmir sorununun çözümüne dair gündeme gelmiş onlarca plan olmakla birlikte, bu planlar genel olarak beş model etrafında toparlanabilir.

  • Plebisit (Halk Oylaması)
  • Bağımsızlık
  • Bölünme
  • Otonomi
  • Konfederasyon
  1. Hindistan’ın Bölgedeki De- facto Yönetim Süreçleri ve İnsan Hakları İhlalleri

BM tarafından alınan Plebisit kararı Hindistan tarafından kabul edilse de hiçbir zaman uygulamaya konulmamıştır. Bunun temel sebebi bölgede %80’lere varan Müslüman nüfusunun tercihinin Pakistan’dan yana yada özgür bir var oluş imkanını yönelme eğilimidir. Zira bölge halkı özgür bir yaşamı tercih etme eğilimi içindedir.

Hindistan'ın 1947'de İngiltere'den bağımsızlığını kazanması ile bölgeye göreli özerk bir statü vermiş ve Hindistan Anayasası'na, Cammu Keşmir'in demografik yapısını ve kimliğini korumak amacıyla "370. Madde’yi " eklemiştir.

İlgili yasaya göre; Cammu Keşmir'de yabancıların mülk edinmesine ve eyalet hükümetinde iş sahibi olmalarına izin verilmemiştir. Bu durum, katılımın tam anlamıyla gerçekleşmemesi ile geçici bir karar olsa da; hiçbir zaman halk oylaması yapılmadığından 370'inci madde, Yeni Delhi yönetiminin Keşmir ile ilişkisini tanımlayan kalıcı bir düzenleme olarak De-Facto bir durum olarak kalmış oldu. Bu durum aslında ortaya çıkacak ve Hindistan aleyhindeki durumlarla mücadele etmek amacıyla yapılmış bir siyasi hamle olarak ta algılanabilir.

Bugüne kadar anayasanın 370'inci maddesi gereği Cammu Keşmir bölgesi otonom yapısıyla Eyalet Meclisi, iletişim, savunma, finans ve dış ilişkiler alanları dışında kendi yasalarını düzenlemekte serbestti.

Bir taraftan De-Facto yöntemler tercih ederken diğer taraftan ‘da Keşmir’i Terk Et (Quit Kashmir) politikaları sürekli olarak devam edegelmiştir. İmkan ve kaynakların kullanımında Müslüman toplumunun sürekli olarak örselendiği bilinmektedir. Etnik gruplar marifetiyle Müslümanlara karşı yapılan tüm saldırı ve müdahaleler ısrarla görmezden gelinerek Cammu Keşmir bölgesinde devlet eliyle huzursuzluk sürdürüle gelmiştir. Belli dönemlerde artış gösteren süreç bölge halkı için hep umutsuz bir durumun oluşmasına sebep olmuştur. Son dönemde artan hak ihlaller şunlardır.

  • Hukuksuz idari gözaltılar
  • İşkence
  • Zorla alıkoyma ve kayıplar
  • Kişisel dokunulmazlık hakkından ve adalete erişimden yoksunluk
  • Palet mermisi ve misket bombası kullanımıyla yaralamalar
  • Çocukla dahil sivillerin keyfi olarak tutuklanması
  • Aşırı güç kullanımı
  • Silahlı grupların suiistimalleri
  • Toprak hakkına yönelik gasplar
  • Cinsel şiddet ve Müslüman kadınlara yönelik tacizler
  • Eğitim hakkının ihlal edilmesi
  • İfade özgürlüğü ve iletişim,ulaşım hakkının engellenmesi
  1. Cammu Keşmir’de Özel Statünün Kaldırılmasıyla İle Oluşan Durum

Hindistan, 5 Ağustos 2019 tarihinde 1947’den beri De-facto bir süreç olarak işlettiği bölgesel özerkliği tanıyan anayasanın 370'inci maddesini iptal ederek bölgenin özel statülü yapısını ortadan kaldırmıştır.

Alınan karara göre, Cammu Keşmir bölgesinde sınırlı yetkilere sahip yerel bir meclis bulunacak ancak Ladakh'ta meclis olmayacak. Bu haliyle özerkliğe imkân tanıyan durum ortadan kaldırılmış olmaktadır.

Cammu Keşmir'in özerk statüsünün kakmasıyla bölgenin kendi anayasasına sahip olmak, savunma, iletişim ve dış ilişkiler dışındaki tüm meselelerde karar almak gibi birçok ayrıcalığı fiili olarak sona ermiş bulunmaktadır.

1947 yılına süreci geri götüren bu adımla ilgili Hindistan hükümetinin kendi halkıda dâhil hiç kimseye bir açıklama çabası da yok gibidir. Tüm Dünya’da devletler eliyle artan şiddet dalgasına Hindistan’da dâhil olmuş bulunmaktadır. Bölge’deki müdahalesini herhangi bir somut gerekçeye dayandırmaksızın terör üzerinden tanımlamaktadır. Buna yönelik dünya kamuoyunu ikna edecek verilere sahip olmadığı gibi, bölgede ki gayri hukuki müdahalelerden hasta, yaşlı, çocuk ve engelliler zarar görmektedir.

Hindistan’ın 5 Ağustos’ta aldığı kararın ardından tüm ülkede protestolar da yapılmaya başlanmıştır. Bu adımın bölge ’de bir şiddet dalgasını var edeceğinden haklı olarak endişe duyulmaktadır. Tüm Dünya’dan Hindistan’a yönelik yapılan sağduyu çağrıları da işe yaramamaktadır.

Bu hukuksuz kararın ardından bölge’ deki tansiyonu düşürmek yerine özellikle Cammu Keşmir’de güvenlik tedbirlerini artıran Hindistan bölgedeki muhalif gördüğü herkesi’ de tutuklamış durumdadır.

5 Şubat 2019 sonrasında bölgede artan zulümlere karşı dünya sessiz durumdadır. Hindu siviller tarafından yapılan vahşi katliamları tüm dünya sessizlik içinde izlemektedir. Hindistan bölgede ortaya koyulan meşru mücadele çabasını terörizm olarak yaftalayarak dünyanın konuya mesafeli durmasını teminen yaygın ve güçlü bir propaganda ambargosu uygulamaktadır. Bu ve benzeri uluslararası çalışmalar yanında hukuki izleme ve takiplerle Hindistan’a karşı bir mücadele seferberliği ortaya konulmalıdır. Devlet ve devlet dışı organizasyonlarla bu zulme güçlü tavır konulmak zorundadır. Hindistan’ın ifade ettiği gibi Keşmir bölgesi onun mülkü olmadığı gibi asla iç işleri olarakta okunamaz.