Taha Kılınç


Dr. Azzam’la Hasbihal

21 Şubat 2022 15:05

Ürdünlü akademisyen ve gazeteci Dr. Azzâm Temîmî ile uzun zamandır tanışmak ve sohbet etmek istiyordum. Nihayet geçtiğimiz çarşamba günü, ramazan ayında yayınlanmak üzere hazırladığı programın çekimleri için geldiği İstanbul’da buluştuk. Kıymetli dostum Abdurrahman Gozum’un vesile olduğu sohbetimize, Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinden Emir Maruf Şatır kardeşim de katıldı. Biz sorduk, Dr. Azzâm anlattı. İslâm coğrafyasının dört bir yanına doğru öğretici fikrî seyahatler yaptık. Şaşırtıcı, merak uyandırıcı, eğlenceli ve hüzünlü onlarca anekdot birikti heybemizde.

Hasbihalimizden bazı başlıkları aktarmadan önce, belki kendisini tanımayan okurlarımız da olabilir diye düşünerek, Dr. Azzâm’a dair kısa bir malumat vereyim:

Azzâm Sultân Temîmî, İsrail’e karşı cephede bizzat savaşmış Filistinli bir babanın oğlu olarak, 1955’te El Halîl’de dünyaya geldi. Temîmî ailesi, işgal sebebiyle hayatın giderek zorlaştığı Filistin’den Kuveyt’e göç ettiğinde, Azzâm henüz 7 yaşındaydı. Liseyi bitirdikten sonra yükseköğrenimine Londra’da devam eden Azzâm Temîmî, Sunderland Üniversitesi’ni bitirdi; 1998’de de Westminster Üniversitesi’nde siyaset teorisi sahasında doktorasını tamamladı. Tüm bu süreçler boyunca İslâm dünyasının merkez coğrafyasıyla -Ortadoğu- irtibatını da koparmayan Dr. Azzâm, çoğunu şahsen yakından tanıdığı Müslüman siyasetçi, fikir adamı ve kanaat önderleriyle görüşmeler gerçekleştirdi. Bilahare kaleme alacağı kitaplar ve hazırlayacağı televizyon programlarında, bu tecrübenin büyük etkisi oldu. Nitekim Tunus Nahda Hareketi’nin kurucusu Râşid Gannûşî’nin en detaylı biyografisini yazdı, Hamas hakkında belgesel niteliğinde kitaplar neşretti, Müslüman Kardeşler Teşkilâtı liderleriyle hareketin tarihçesini kayıt altına aldı, Müslümanların siyaset tecrübesinin teorik boyutunu incelediği metinler yazdı. Dr. Azzâm’ın, Londra’da kuruluşunda yer aldığı El Hivâr televizyonunda birbirinden önemli şahsiyetlerle yaptığı uzun mülakatlar, İslâm dünyasının yakın tarihine ışık tutan birer vesika hükmündedir.

Bu özetin ardından, Dr. Azzâm Temîmî’nin yorumlarından yaptığım seçkiyi takdim edeyim:

“Araplar maalesef okumuyor. Arap halklarında okuma alışkanlığı çok zayıf. Mısır gibi bazı ülkelerde, okuma-yazma bilmeyenlerin oranı hâlâ çok yüksek.”

“Mısır’da İhvân’ın durumunun, darbe öncesine göre daha da güçlendiğini gözlemliyorum. Çünkü insanlar, [2012-2013 arasındaki] o kısacık iktidar sırasında İhvân’a haksızlık edildiğini şimdi çok daha iyi fark ediyorlar, ama seslerini yükseltemiyorlar.”

“İslâm dünyasındaki siyasî hareketlerde, tek bir liderle kâim olma geleneği çok yaygın; bundan vazgeçmeli. Hepimiz ölümlüyüz. Lider ömrünü tamamladığında dava da bitiyorsa, orada bir problem var demektir.”

“Fikir adamlarının ve kanaat önderlerinin aktif siyasete girmesine karşıyım. Aktif siyaseti birileri sürdürürken, fikir adamlarımız tefekkürle ve ilimle meşgul olmalı, eser vermeli, öğrenci yetiştirmeli. Mesela Râşid Gannûşî’ye siyasete şahsen hiç dâhil olmamasını ve hiçbir görev almamasını özellikle tavsiye ettim. Ne yazık ki bu tavsiyem dikkate alınmadı. Şimdi bakın, Tunus’taki tartışmaların taraflarından birine dönüştü Gannûşî ve epey yıprandı. Oysa kendisi olağanüstü bir mütefekkirdir. Birçok özel sohbetimizde, onun bu yönüne şahitlik etmişimdir. Yine, Hâlid Meşal, 2017’de Hamas liderliğini fiilen bıraktığında, kendisine artık fikir imali ile meşgul olmasını ve tecrübelerini yeni nesillere aktarmak için ilmî çalışmalar yürütmesini önerdim. Önce beni tasdik etti, sonra etrafındakilerin sürüklemesiyle yine siyasetle uğraşmayı sürdürdü maalesef. Keza, Ahmet Davutoğlu’na da söyledim. “Siyasete girme, asla parti kurma. İlim adamı ve akademisyen kimliğinle Müslümanlara hizmet et” dedim. Kafa salladı, ama dinlemedi. Şimdiki durumu malum… Yûsuf el Karadâvî, bu konuda güzel bir örnektir. 1970’lerde kendisine İhvân’ın liderliği teklif edildiğinde reddetti ve “Beni ilmî çalışmalarımla baş başa bırakın” dedi. Netice de çok bereketli oldu. Yüzlerce kitap, sayısız öğrenci…”

“Hamas bugün iki kanattan oluşuyor. Yahyâ Sinvâr’ın liderliğindeki kanat, tümüyle İran’ın etkisi altına girdi. Sinvâr uzun seneler hapis yattığından, dünyanın ve bölgenin dengelerinden habersiz. İran’ın bölgesel planlarını göz ardı ederek, sırf Hamas’a yardım ediyor diye İran övgülerini abartıyor.”

“Ben İslâm dünyasının şu anda içinden geçmekte olduğu süreçlerden umutsuz değilim. Tarihte böyle dönemler hep olmuştur. Nasıl ‘Arap Baharı’ 2011’de bir patlama halinde yaşandı ise, benzer patlamalar yine gerçekleşecektir.”

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.