İsmail Mansur Özdemir


“Eurosantrizm ‘Avrupamerkezci’ Düşüncenin Çöküşü” Ukrayna Savaşı Avrupa’nın Uygarlık Krizidir

24 Şubat 2022 17:52

Bugün tarih 24 Şubat 2022. Kolay, kolay unutulmayacak bir tarih.  Savaşın sisi diyor Tolstoy, işte tam o sis bulutunun içine girdik. Rusya, yapar mı, yapmaz mı derken işte Ukrayna’ya fiilen savaş açtı ve doğusundan girdi. Tüm dünya şaşkınlık içinde özellikle Batı dünyası.

Samuel Huntington Medeniyetler Çatışması tezini köpürte köpürte yeni dünya vizyon belgesi olarak takdim ederken tanımladığı Medeniyet blokları arasında bir çatışma ve savaş öngörüyordu fakat bu savaşın bir medeniyetin kendi içinde çıkması ihtimalini göz ardı ettiğini düşünüyorum. Belli metinlerde ve paylaşımlarda Rusya’nın bir Asya uygarlığı olduğuna dair paylaşımlar görmüş olsam da bu iyi niyet yaklaşımlarının tarih, sosyoloji ve soğuk savaş etkisi taşıyan bir zayıf ön kabul taşıdığını düşünüyorum. Aslında bende Moskova'da Kremlin meydanındaki Rus Ulusal Müzesini ziyaret edinceye kadar Rusya’yı bir Asya medeniyeti olarak algılama eğiliminde idim. Rus Ulusal Müzesini gezenler iyi bilirler, özgün ve kronolojik bir müze olarak oldukça başarılıdır. Rus tarihi geleneksel bir Asya tarihi olarak başlar müzede; Rus’u soysanız altından Tatar çıkar sözünü doğrularcasına Taras Bulba’nın ruhaniyetinde bir Kazak, Tatar arka plan görürsünüz fakat bu bir anda üç etkileşim alanı ile değişim gösterir. Bunlardan ilki Altınorda, Moğol baskısının yarattığı etki, ikincisi Kinezlikler’e kadar giden etki ve üçüncüsü daha etkilisi Rus tarihinde başlayan Avrupa bağı, evlilikler ve süreç içinde Alman, İngiliz, Yunan, Romanyalı, Fransız krallar ve çocukları. İşte Rus tarihi dikkatle okunursa akrabalık bağları ile bir Avrupa Devleti görürsünüz. İşte bu haliyle Rusya bir Avrupa devleti olup, II. Dünya Savaşından sonra en kara günümüz diyerek tanımladıkları savaş Avrupa’nın bedeninde başlamıştır.

Batı sistemi travmatik II. Dünya Savaşının ardından kendisini garanti altına alacak, savaşın galiplerinin koyduğu kurallar ve hâkimiyeti üzerinden inşa ettikleri bölgesel nizamı kâinat nizamı olarak tüm dünyaya dayatmışlardır. Bu dünya düzeni, savaşın galiplerini sanki dünyanın tümüne hâkim gelmiş gibi küresel kurallar koyma cüretine yöneltmiştir. BM, AB, NATO, OECD vb. Batı kurumları tüm dünyayı dayattıkları sisteme göre konumlamaya mahkûm ettikleri gibi, kendi içlerinde sınıfsal bir güç hiyerarşisi de yaratarak bazısını bazısına avantajlı hale getirmişlerdir. Bugün tüm dünyaya evrensel faydalar olarak takdim edilen sistem işte bu sübjektif ve gayrı adil sistemdir. Soğuk Savaş 60’lı yılların başında II. Dünya Savaşı’nın galipleri üzerinden tüm dünyanın hapsedildiği bir dikotemi olarak yapılandırılmıştır. Savaştan fazlaca zarar gören ülkelerin kendilerini onarmak için sakin bir dönem olarak yönettikleri, savaşın muzafferlerinin ise yarattıkları bölgesel sistemi küresel bir fırsat olarak yönettikleri soğuk savaş özellikle ABD ve Rusya için bir küresel işgal ve ifsat dönemi olarak kullanılmıştır. Dünya’nın her bölgesi bir tercihe zorlanmıştır. Bugün bile dünyadaki eko sınıfsal yapı bu dönemin mahsulüdür. Afrika, Asya, Latin dünya, Türkistan, Balkanlar ve tüm dünya soğuk savaş girdabı içinde II. Dünya Savaşının etkilerinin küresel yayılımını 90’lı yıllara kadar yaşamıştır. Soğuk savaşın bitişi bu dengenin hırslı kardeşlerden birinin etkisi ile ötekinin sabırsızlığı neticesinde yıkılmışsa da soğuk savaş alışkanlıkları ABD ve Rusya’nın kalbinde yer tutmaya devam etmektedir. Tüm dünyada kural koyucu yarı tanrı bir iktidar tadı kolay unutulacak türden olmamıştır. Bu güç arzusu varlığını sürdürmektedir.

Başta da ifade ettiğimiz gibi işaret fişeği Huntington tarafından atılan Medeniyetler Çatışmasının ne kadar çatışma havzaları belli olsa da II. Dünya Savaşı alışkanlıkları, Soğuk Savaş dönemi alışkanlıkları çerçevesinde var olan psikanalitik tezahür etmiştir. II. Dünya Savaşı Batı ülkelerinin tümü arasında bir özel hukuk geliştirmiş ve bir güç hiyerarşisi tanımlamıştır. Bu anlayışı Avrupa Merkezli bir anlayış etrafında Avrupalılık misyonunu inşa etmeye çalışsa da bunun sadece konfor boyutunun oluştuğu ortadadır. Ulus, devlet ve biz bilincinin erimesi olarak tezahür etmiş olan Batı sisteminin kendi konforu odaklı bir refah ve demokrasi yaratsa da gerçek duygular karşısında bunun dağılabileceği ihtimal ve imkânı Ukrayna’da oluşmuştur. Kendi içinde huzur, kendi dışında tutarsız saldırı mantığı ile hareket eden Batı sistemi uzun yıllardır uluslararası kuruluşlar, Sivil Toplum Kuruluşları ve medya, propaganda aygıtları ile gizledikleri iç tutarsızlık ve boşlukları Ukrayna Savaşı ile ortaya çıkmıştır. Nispeten tarihsel rol ve güç, rol hiyerarşisinde üstün olan ülkeler bu ilişki yanında kendi var oluşsal odaklarını sürdürme gayreti içinde olmuşlardır. Özellikle son dönemde artan küresel savaş hikayesinde ve özellikle İslam topraklarında sürdürdükleri savaşlarda İslam dünyasının sınırlarını örselerken birbirlerinin ideolojik, siyasi, askeri güçlerini de yakinen test etme imkanı bulmuşlardır. ABD şımarık tutumu ile AB, NATO kültürünü sürekli örseleyerek varlığını ve gücünü dayatırken Rusya sürekli VETO tabanlı muhalif dinamikliğinin gerektirdiği hazırda olma sürecini kritik bir bölgede açık etmiştir. Bu süreç Batı sistemin kendi içindeki tarihsel boşluğun bir itiraf belgesi olarak ortaya çıktığı ve psikanalitik boyutu olduğu için tüm taraflar kimlik, tarih, siyaset ve uygarlık kavramları üzerinden konuyu betimleme yoluna gitmektedir. Putin’in konuşma içeriği bu gevşek yapının işlevsiz ve temelsiz yapısını açığa çıkaran, davranışının kaynağını en güçlü şekilde ifade etmeye yönelen bir mahiyettedir. Belli ki, bütün argümanlar üzerinden iyi düşünülmüş, paradigması oturmuş bir adım olarak belirsiz AB, NATO blokuna tarihi hamledir. NATO ve BM var edemediği var oluş ideolojisi, derin küresel tutarsızlıklarının bedelini göz göre göre öderken, tabiat boşluk kabul etmeyeceği için bu boşluğun taliplileri olacaktır. Gerçekten bu tarihi paradigma boşluğu Batı’nın kendi içinde ödeyeceği bir bedele dönüşebilir mi? Aslında Batı kendi içinde bir güç değişimini yapacak fakat kendine entegre sistemlerde derin bir kaos yaşayacaktır. BM ve NATO yok olmayla var olma arasındaki kararı karşı atak olarak verebilecek güçte gözükmemektedir. Bu süreç tüm dünyada değişimi tetikleyecektir.

 Bu değişim sürecinin etkileri tüm dünyayı vuracaktır. Tüm dünya yeni karar süreçlerine doğru itilecektir. Bu süreçte hazırlıklı olanlar, milli ve küresel stratejileri olanlar, kimlik ve aidiyetlerini bilen ve buna göre vaziyet alanlar ayakta kalacaktır. Ülkemiz tüm enstrümanları ile bu boşluğu değerlendirmek zorundadır. Soğuk savaş dikotemisi karşısında ezilmeden, varlığını AB,BM, NATO normlarına değil insanlığın muhtaç olduğu evrensel normlara yaslayarak ayakta kalınabilir.

Gelecek projeksiyonumuz; Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, BM, NATO, OECD değerleri ve bu değerlerden mülhem normatif alanın etki ve kontrolü altında değil; evrensel, fıtri değerler, temel adalet kaidesi, ilahi kaide ve normlar esas alınarak oluştuğunda medeniyet inşası mümkün olabilir.

Aydınlanma ile başlayan ve salt pozitivist, materyalist değer ve normlar dünyası olarak insanlığa tek bir formda dayatılan Avrupamerkezcilik “ Euro santrizm” mihver bir odak olarak yüceltilemez, dayatılamaz, kutsanamaz ve asla ortak prensipler manzumesi olamaz.