İsmail Mansur Özdemir


Yanlış Bir Savaşın Yanlış Savaşçıları; Çeçenler

02 Mart 2022 17:47

Ukrayna savaşı bugün 7. gününde. Daha önce kaleme aldığım makalemde bu savaşın Batı dünyasının içinde derin bir fay hattı yaratacağını ve Avrupamerkezli dünya görüşü için bir çıkmaz ve uygarlık krizi olduğunu ifade etmiştim. Öyle zannediyorum ki, BM ve NATO bünyesindeki belirsizlik, sorgulama, krizler ve savaşın aldığı boyut bizi doğruladı. Sübjektif ve tutarsız normlar, ön yargılı küresel etkileşimler ve bencil, konformist dünya görüşü ile bir gün patlayacağı belli olan sistem patladı ve lağım her yere akıyor. Bu lağım yine kendi uygarlıklarından ve dinlerinden bir adam tarafından, Putin eliyle patlatıldı. Aslında yine kendi pagan ve değer yoksunu dünyalarının bir başka aktörü Hitler’e benzettikleri Putin’i; kendi sistemlerinin ürettiğini ve krizin bir uygarlık krizi olduğunu anlamamak için her türlü hamleyi yapıyorlar. Aslında savaş öncesi ve başındaki sürece göre Avrupamerkezli Uygarlık söyleminin alacağı yara ve imaj hırpalanmasının önüne geçmek için bir gayrete girseler de bunun kendi seküler ve sahtekâr zihin dünyalarından kaynaklandığını kabul etmemek için bir gayret yarışındalar. Lağım bir kere patladı, “İd” bir kere kontrolden çıktı, ölümün soğukluğu Avrupa sokaklarında.

Bunun bir uygarlık krizi olduğunun, Avrupa normlarının sübjektif ve yanlı karakterinin işlevsiz hale geldiğinin; insanlığın yeni ve güçlü bir değer, norm düzenine ihtiyaç duyduğunun çok güçlü bir şekilde yazılması ve haykırılması gerektiğini ve bu gerçeği haykırmanın en organize propagandadan bile daha etkili olacağını görmek gerekiyor. Bizzat Ukrayna’lı devlet adamları, gazeteciler,  politikacılar, bilim adamları, sporcu ve sanatçılar her dakika ölürken bu tutarsızlığa karşı haykırıyorlar. Bu haykırışın aslında bir sistem krizi olduğunu ve bu sistem krizine karşı ilahi ve vicdani model olarak bir sistemin yüksek sesle önerilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Tüm Dünya’daki İşgaller Sorgulanıyor…

Bu sistem krizi tüm dünyada etki yapacak nitelikte. Bu haksız savaş başta olmak üzere dünyanın tüm bölgelerindeki savaş ve işgallerin meşruiyeti ve hukukiliği tartışma konusu yapılıyor. Filistin, Suriye, Türkistan, Yemen, Libya vd. Küresel düzlemdeki bütün kriz alanları insanlığın gözü önünde ve tutarsızlık açıkça konuşuluyor. Her savaşın kazananı olduğu gibi kaybedeni de oluyor muhakkak. Ukrayna Savaşının sonucu bilinmemekle birlikte tüm dünyayı da bir tercihe zorladığı ortada. “Kimden yanasınız?” sorusunun cevabı merak ediliyor ve tüm dünya halkları bir taraf olmaya zorlanıyor. Keşke tüm işgal süreçlerinde bu belirgin adalet kriteri eşliğinde vaziyet alınsa. Örneğin Filistin’de patlayan her bomba ve kırılan her kol adalet temelli bir tercihe insanlığı zorunlu kılsa. Ukrayna’da ortaya çıkan insani travma gibi Suriye ve Yemen’de ki yaşanan krizlerin maliyetleri içinde insanlık ızdırap çekse. Aslında niyetim işgal ve savaş kıyası yapmak değil, zira bunu çok ahlaki bulmuyorum. Ukrayna halkının zulme karşı teennî, organize ve vicdani direnişini çok önemsiyorum. Hiçbir durum ile kıyaslama düşüncesine yönelmeden halkın mazlum halini görüyor ve büyük hüzün duyuyorum. Bir Müslüman olarak ve insan olarak ortaya çıkan bu hain işgal ve ABD, NATO sabotajını görüyorum. Ve tekrar olarak ifade ediyorum ki, Ukrayna ABD, NATO kışkırtması ve yalnız bırakılması ile RUS yayılmacılığı ve saldırganlığının kurbanı olmuştur. Bu savaşın bugün ve gelecekte analiz edilirken ABD ve NATO’nun müsebbip olduğu, Rusya’nın Korkunç İvan’dan itibaren strateji olarak benimsediği dehşetli ve yıkıcı saldırı stratejisinin bir sonucu olarak değerlendirileceğini düşünüyorum.

İslam Dünyası’nın Ukrayna Savaşı’na Bakışı

“Bu savaşta İslam Dünyası nasıl konumlandı?” Aslında ortak bir tutum olduğunu söylemek zor. Her ülke kendi öncelikleri çerçevesinde bir vaziyet almış gibi görünüyor. İktisadi, siyasi ilişkiler temelinde ya da müzahir bağlar temelinde konuya bakıldığını gözlemliyoruz. Ülkeler ve topluluklar içinde benzer bir şey söylemek mümkün, kendisini Doğu Blokuna yakın hissedenler için işgalci Batı, kendisini Batı Blokuna yakın sayanlar için ise Rusya işgalci. Hâlbuki konu oldukça net.

 

Yanlış Bir Savaşın Yanlış Savaşçıları Çeçenler

Bu savaşta propaganda da bütün enstrümanları ile etkin olarak kullanılıyor. Ülkemizde ve tüm dünyada en çok konuşulan durumlardan bir tanesinin Rus ordusunda bulunan Çeçenler olduğunu söylemek lazım. Günlerdir dünya kamuoyuna Çeçen askerler takdim ediliyor. Rus ordusunun bir ünitesi gibi takdim edilen Çeçenler ordunun en ön saflarında ve aktif bir görünüm içindeler. Verdikleri görüntülerde oldukça istekli oldukları gözlenen Çeçenlerin kendi topraklarını da işgal eden ve tarihi düşmanları olan Rusya ile birlikte hareket etmeleri İslam dünyasında ve özellikle ülkemizde haklı bir öfke ve hüzne sebep oldu. Putin tarafından uzun zamandır desteklenen, finanse edilen, ulusal ve uluslararası savaşlarda paralı askerler olarak kullanılan Çeçenlerin seçilmesi bir boyutu ile iyi kurgulanmış bir Putin savaş ve propaganda stratejisi. Rus medyası tarafından tüm dünyaya takdim edilen, sosyal medyaya sızdırılan görüntülerde Grozny’de yemin ve tekbirlerle Putin’e ve Rusya’ya biat ettikleri anlar paylaşılıyor. Toplu namaz görüntüleri yanında, hazırlıklı ve istekli görünen Çeçen gençler her fırsatta tekbir getirmeyi de ihmal etmiyorlar. Tüm bu senaryo Putin tarafından hazırlanmış bir senaryo. Peki, “Putin ne umuyor bu propaganda ile?” Birincisi; askeri kabiliyetlerinin oldukça iyi olduğu bilinen Çeçenleri ön birliklerde kullanmış oluyor ve en tehlikeli şehir içi savaşlara sürüyor. İkincisi; iki kadim toplum arasında bölgesel bir düşmanlık var etmiş oluyor. Üçüncüsü; İslam dünyasının bu savaştaki algı ve duruşunu Çeçenler üzerinden kendi lehine çekmiş oluyor. Dördüncüsü; Çeçen yönetimi ve Kadirov üzerindeki etki ve kudretinin ayrıca patronajının güçlenmesini sağlıyor.

Peki, “Çeçenler ne yaptıklarının farkında mı ve bu sürecin maliyetini hesap ediyorlar mı?” Bence değiller, zira Çeçenistan Savaşı’ndan itibaren Rus istihbaratının da desteği ile Kadirov bir süreç yönetti ve Çeçenistan’da büyük bir değişim yarattı. Çeçenistan eski günlerinden çoookkk uzakta. Hatta derin bir Stockholm sendromunun tam ortasında.

Kısa Bir Kafkasya Mücadele Tarihi…

Kafkas Halkları; tarihi olarak her zaman Rusya ile savaş içinde olmuştur. Osmanlı’nın Doğu yakasında dağlık arazide yaşayan Kafkas halkları Osmanlı’nın Doğu bölgesinin serhat boyunun doğal muhafızlarıdır. Osmanlı’ya derin bir bağlılık ve biat içinde olan Kafkas halklarının Osmanlı Devletinden yeterince destek ve himaye gördüğünü söylemek eksik olur. Aslına bakılırsa Doğu ve Kuzey hattında bir büyük tehdit görmediği için Osmanlının o bölgeye özel bir yatırım yapmadığı da söylenebilir. Burada muhakkak Osmanlı’nın Batı’ya dönük fetih politikasının da etkili olduğunu söylemek icap eder. Rusya Korkunç İvan dönemi de dahil Osmanlı ile olan ilişkilerinde muhteris ve saldırgan bir görünüm içinde hareket etmemiştir. Dağınık Rusya toplulukları da zaten 3. İvan dönemine kadar siyasi bir güç oluşturmuş değillerdir. Osmanlı Eflak ve Boğdan bölgesinde kurduğu mevzi ile Kuzey’den Asya’nın içine kadar bir etki oluşturmuş olduğu için bugünkü Kafkasya’da ayrıca bir kuvvet var etmemiştir. Gürcü, Ermeni, Alban topluluklarının da kendisini Osmanlı toplumunda ifade etmesi sebebiyle bölgede 12-16. yüzyıllar arasında büyük çatışmalar olmamıştır.

Fakat Rusya’nın sinsi hamleleri ve devletleşme sürecine bağlı olarak zamanla etki yarattığı bazı İslam beldeleri olmuştur. Bunlar büyüklük ve sırasıyla Kazan, Türkistan, Kırım ve Kafkasya’dır. Kafkasya halkları Gürcü, Ermeni destekli bu Rus saldırganlığına hızla cevap vermiştir. Uçermak ile başlayan bu cihadi direnişin Osmanlı Devleti tarafından desteklenmemiş ve ciddiye alınmamış olması Rusya’nın bölgede etkili bir şekilde vaziyet almasına imkân sağlamıştır. Bölgedeki cihada Anadolu’dan ve özellikle Bilad-ı Ekrad bölgesinden destek olunduğu bilinmelidir. Kafkasya’da aktif cihadı başlatan Uçermak Şeyh Mansur döneminden başlayarak Şeyh Şamil döneminde de cihada aktif destek Güney Doğu’nun önemli bir dergâhı olan Nehri Dergâhı’ndan gelmiştir. Bugün İran ve Irak sınırlarında bulunan Kürt topluluklarının Osmanlı-Rus Harbinde Osmanlı yanında saf tutması bu dergâh mensuplarının üstün gayretinin bir sonucudur. Anadolu’da yaşayan Müslümanların ortak kaderinin bir tecellisi olarak zorluk dönemlerindeki bütünleşmeler ümmet ruhunun tecelli etmesi açısından çok anlamlıdır. Türk, Kürt, Avar, Çeçen, Kumuk, Zaza ve diğer tüm Müslüman toplulukların ortak bir mücadelede vahdet içinde bulunmaları dikkatle anlaşılması gereken ve bugün içinde yol gösterici bir durumdur. Özellikle Nehri dergâhının İran sınırında üstlendiği rol yanında Rus harbinde Kafkasya’ya destek amaçlı olarak mensuplarını cihada göndermesi, Kafkas İslam ordusuna verdiği destek bu dergâhı ve mensuplarını tarihimizde müstesna bir yere oturtmaktadır.

Osmanlı’nın güç kaybı ve Dünya Savaşları döneminde, özellikle Bolşevik Devrimi ile birlikte güçlü bir devlet ideolojisi odaklı Rusya; tüm İslam bölgelerini işgal ve istila etmiştir. Sosyalist ideoloji çerçevesinde sert bir endoktrinasyon yanında, endoktrinasyona direnecek bölgelerde katliamlara girişmiştir. Müslüman ve mücadeleci Kafkasya için mücadele, savaş, ölüm ve göç dönemi başlamıştır. İnsanlık tarihinin göreceği en büyük zulümler Kafkasya halklarına yapılmış, binlerce insan katledilmiş ya da sürgüne gönderilmiştir. Ülkemize de bu dönemde pek çok Kafkasyalı kardeşimiz ağır göç yollarından geçerek gelmiş, binlercesi de yollarda şehit olmuştur.

1991 sonrasında Rusya’nın yıkılması ile birlikte bölgede bir bağımsızlaşma süreci ortaya çıkmışsa da ancak bir otonomi oluşabilmiştir. Bağımsızlık konusundaki ısrar özellikle Çeçenistan merkezli bir savaşın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu iki savaş Kafkasya halklarından biri olan Çeçenistan’ın ve Çeçen halkının öne çıkmasına ve bilinirliğine vesile olmuştur. Onlarca millete rağmen Kafkasya deyince kahraman ve savaşçı Çeçen halkı akla gelir hale gelmiştir. Yaşam tarzları, özgürlük yanlısı tutumları ve özellikle savaşçı tabiatları ile İslam Dünyasında ve tüm dünyada hatırı sayılır bir üne sahiptirler. Sovyet sisteminde de tam olarak sistem içine dahil olmayan Çeçenler daha çok mafyavari, “bandit” işlerle ve ticaret ile meşgul olmuşlardır. Bunun yanında savaşçı tabiatları ile Rus ordusunun muharip birimlerinde görev almışlardır. Tabiatları ve Rus muhalifi geçmişleri sebebiyle ordu içinde kurmay kadrolara getirilmemişlerdir. Neredeyse türünün tek örneği olan Dudayev Rus ordusunun bir kurmayı iken Bağımsızlık ve Cihat ateşini yakan kişi olmuştur. İki büyük savaş Rusya için tam bir itibar kaybı olmakla birlikte Çeçen halkı içinde çok zor olmuştur. Nitelikli ve geleceği inşa edecek namuslu ve cesur insan kaynağını bu iki savaşta kaybetmiş olan Çeçenler sürecin sonunda Rus ajanı Ahmet Kadirov’un oğlu Ramazan Kadirov’un eline kalmışlardır. Uzun savaşların ardından yorulan Çeçen halkı düşmanları Rusya’ya müzahir bir yapının elinde adım adım başkalaşmıştır. Rusya’dan aldığı destek ile Kadirov ülke içinde ve dışında kendisine, dolayısıyla Rusya’ya tehdit olacak bazı Mücahit komutanları şehit etmiştir. Savaş sonrası ülke dışına çıkan Çeçen, İnguş ve Dağıstan’lı insanlar dünyanın farklı bölgelerine dağılmışlardır. Rusya’nın ve Kadirov’un suikast timlerinden korunmak için çoğu kendini farklı ülkelerde kamufle etmiştir. Büyük bir kısmı Türkiye’de kendini gizlerken, savaşta etkileşim içinde oldukları Araplar eliyle Arap ülkelere gidenlerin sayısı da oldukça fazladır. Gittiğim Arap ülkelerinde gördüğüm kadarı ile evlilik yoluyla Araplaşan Kafkasyalılar için geri dönme ümidi nerede ise kalmamıştır. Araplar ile evlenen Kafkasyalı gençler konforlu hayatlarına alışmış ve öz kültürlerinden çok uzağa düşmüşlerdir. Haliç bölgesine her gittiğimde beni oldukça üzen bir meseledir ve bununla ilgili uluslararası Kafkas Diasporası hızla bir tedbir almak zorundadır. Bunun dışında muhalif bazı isimlerin Suriye ve Irak’ta İŞİD ve El-Kaide saflarında oldukları açık kaynaklardan rahatlıkla tespit edilebilmektedir.

Kadirov bu dönüşüm sürecinin etkin bir aktörüdür. Çeçenistan tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar Rus etkisindedir. Sufi ağırlıklı dindarlık tipi, folklorik bir öğe olarak cihadi bir arka plana sahip olmadığı sürece bizzat Putin tarafından desteklenmektedir. Geçmiş dönemde savaş zarureti kaynaklı, talim etkisi de yaratan ayakta zikir formu bazı zamanlarda kültürel bir şova dönmektedir. İçkili ve kadınlı ortamlarda bulunmaktan rahatsızlık duymayan, Putin ile kucak kucağa görüntüler veren Kadirov’da bölgesel ve uluslararası imajını bu folklorik zikir görüntüleri üzerinden servis yapmaktadır. Kadirov için en büyük korku Uçermak eliyle başlayan, Şeyh Şamil ile sürdürülen; Dudayev, Mashadov, Yandarbiyev, Şamil Basayev vd. eliyle modern çağa taşınan cihadi anlayışın geri dönmesidir. Bunun için her türlü çabayı ortaya koyarken Putin Rusya’sına sığınmaktan başka çaresi yok gibidir. Bu sığınma ilişkisi ve varlığını yaslama durumu Kadirov’un Rusya’nın bir politik aktörüne dönüşmesine sebep olmuştur. Ara ara ülkemize yönelik abartılı çıkışları ile Rusya’ya sadakat nümayişleri de yapmayı ihmal etmemektedir. Çeçen tarihinin önemli kahramanları adına Türkiye’de yapılan her etkinlik korkularını depreştirmekte ve bu sebeple Rusya’dan aldığı sufle ile bazı çılgınlıklar yapabilmektedir. En son Abdullah Öcalan ve Gülen heykelini yapma konusundaki tavrı, ülkemizi tehdit etmeye yönelik cüretkâr tavrı sahibini memnun etme arzusundan başka bir şey değildir.

Üzülerek izlediğimiz Çeçenistan’ın Ukrayna savaşındaki görünümü ise tarihsel müktesebatı ile uyumlu olmayan çok kötü bir izlenim oluşturmuştur. İslam dünyasını ve özellikle milletimizi rahatsız eden görüntülerde adeta Rusya’nın işgaline bir imaj desteği, gayreti kendini hissettirmektedir. Yemin ve biat törenleri, toplu namazlar ve tekbir görüntüleri islam dünyasına heyecan vermekten uzak olup bir münafığın ucuz şovları olarak karşılık bulmaktadır. Putin imaj oyununu kaslı, paralı Çeçen askerleri üzerinden sürdürürken, güçlü Ukrayna direnişi kısa bir zaman içinde Rusya ile Çeçen imajını da hırpalamıştır. Kadirov’a bağlı Rusya tarafından eğitilmiş ve donatılmış özel OMON (Özel Amaçlı Mobil Birim) ya da FSB (Rusya Federal Güvenlik Servisi) birliğinin yok edilmesi ile yeni bir durum ortaya çıkmıştır.

Bu savaş ABD ve NATO’nun kışkırtması ile Rusya’nın işgali arasında kalmış masum Ukrayna halkının milli mücadelesidir. Çeçenler bu savaşa ait değillerdir. Kadirov bir Rus unsuru olarak Çeçen halkının dününü, bugününü ve geleceğini helak etmektedir. Kraldan çok kralcılık oynayan Çeçen gençler yüzyıllardır sürdürdükleri bir Hak savaşı Batıl bir savaşla takas etmişlerdir. Şeyh Şamil ve Uçermak’ın askeri iken ve hülyalarına Gazi Muhammed’i koyarken, şimdi İvan’ı, Putin’i koymaktadırlar. Dün şehit olurken bugün hiç olmaktadırlar. Dün tüm İslam dünyasının kahramanı iken bugün kendilerine ait olmayan bir savaşın naylondan askerleridirler.

Biz Çeçen halkı ile kardeşiz ve en çok biz üzülüyoruz, kabullenmekte güçlük çekiyoruz. Konuşmak, paylaşmak ve yazmaktan bile utanıyoruz.

Ey Çeçenler bu zülden uzaklaşın; kibri, fıskı, ihaneti kaldırıp yere çarpın.

İzzet, Müslüman’a yakışan en güzel süstür.

“….Zalimler, yakında nasıl bir inkılapla devrileceklerini görecekler….” (Şuara, 227)