Mustafa Kaya


Rusya, Ukrayna ve Davulun Uzaktan Gelen Sesi

06 Mart 2022 15:52

Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan süreçte on günden fazla zaman geçti. Ukrayna’nın hava sahasını kapatan, nükleer santraller dâhil stratejik noktaları kontrol altına almaya çalışan Rusya, giderek daha da sertleşmeye başladı. Ukrayna’da ise çok da beklenmeyen bir direniş atmosferi oluştu. Devlet Başkanı Zelenskiy 16 bin yabancı savaşçının destek vermek için Ukrayna’da olduğunu açıkladı. Bu direnişte bu dışarıdan gelenlerin bir etkisi var mı henüz ortaya net veriler çıkmadı. Ancak sivil halka dağıtılan silahların varlığı Ukrayna resmî makamları tarafından da özellikle öne çıkarılıyor.

Bununla birlikte geçtiğimiz günlerde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Genelkurmay Başkanı Valery Gerasimov’u görevden aldığına dair iddialar ortaya atıldı. Muhtemelen bu iddiaların arkasında Rusya’daki rahatsızlıklar var. Ukrayna’nın fiili ve siyasi işgali bir türlü gerçekleşmeyince bu durum Rusya’da Putin’in sorgulanmasına neden oldu. 20’den fazla ülkenin hava sahasını Rusya’ya kapatması, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ekonomik yaptırım kararları alması, buna başta Almanya ve diğer AB ülkelerinin de dâhil olması Rusya’nın ABD’yi yalnızlaştırma hedefine darbe vurdu. Putin’in planı AB ile ABD arasındaki rekabetten faydalanmak, çıkarları konusunda onları ayrıştırmak, böylece işgali aynen Kırım’da olduğu gibi zaman içinde zihinlere yerleştirmeye çalışmaktı. Putin belki de NATO’nun olası bir asker desteğine karşı nükleer silah kullanımından bahsetmişti. 3. Dünya Savaşı’nın çıkacağına dair söylemlerin arkasında da yine ABD’nin Ukrayna’ya fiili destek vermesi ihtimaline karşı özellikle dile getirildiği belliydi. Yine Putin’in NATO’nun Rusya’dan güçlü olduğunu ama kendilerinin de nükleer silahlarını kullanabileceklerine dair açıklama yapması caydırıcılıktan çok çaresizlik gibi anlaşıldı. Bu arada Rusya ve Ukrayna heyetleri bir araya gelerek müzakerelerde bulunuyorlar. Bu görüşmelerden bir sonuç alınamayacağına dair genel bir kanaat var ama yine de bu toplantılar sonrası yapılan açıklamalardan savaşın seyri ile ilgili çıkarımlar yapılabiliyor.

Diğer taraftan geçtiğimiz hafta BM Genel Kurulu’nda Rusya’nın kınama kararı 5’e karşı 141 oyla kabul edildi. Rusya’nın kınanmasına “hayır” oyu veren ülkeler Rusya, Belarus, Eritre, Suriye ve Kuzey Kore oldu. Bu sonuç bile Rusya’nın ne denli yalnız kaldığının delili olarak yetti. Çekimser kalan ülkelerin içinde Çin, İran, Pakistan, Hindistan, Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkelerin olması da ilginçti. Bu noktada bu ülkelerin çekimser kararlarının gerekçesinin kınamaya karşı olduğu düşünülebilir ama neden Rusya’nın lehine hayır diyemediklerinin de üzerinde düşünülmesi gerekir.

Ayrıca Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Donbass’da tanıdıkları bölgelerle KKTC’yi aynı statüde takdim etti. KKTC’nin tek taraflı olarak ilan edildiğini söyledi ama daha önce yaptığı gibi önüne “sözde” ifadesini koymadı. KKTC’nin tek taraflı ilanına rağmen diyalog konusunda muhatap alındıklarını dile getirdi. Bu açıklama Kuzey Kıbrıs’ta olumlu karşılanırken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ta Lavrov’a çok sert tepkiler gösterildi. Tabii olarak bu açıklama Kuzey Kıbrıs’ın Rusya tarafından tanındığı anlamına gelmiyor ancak önemlidir. Lavrov’un bu yaklaşımı bugünün sıkışmışlığını aşmak için Türkiye’ye uzatılan bir eldir. Bugün bir faydası olmaz ama gelecekte bu açıklama Rusya’ya muhakkak hatırlatılacaktır.

Bölgemiz oldukça sıcak. Davulun sesi ABD’ye uzaktan hoş geliyor. Hep böyle oldu zaten. Irak’ta da Suriye’de de böyleydi. ABD tansiyon yükseldikçe silah satışından hem de önemli kazançlar sağlıyor. Aynı zamanda ülkelerin silahlanma yarışına girmesini tetikleyerek gelecekte de bunun devamını hedefliyor.

Sonuç olarak tam da bu durumda Rusya’ya düşen en önemli görev öncelikle bu işgale son vermesidir. Rusya işgalde ısrarlı olmaya devam ederse maddi ve manevi çok önemli kayıpları olacaktır. Ukrayna da bu kısa sürede yaşadığı fiili yalnızlığı doğru okumalı, kimsenin dolduruşuna gelmeden, kendi ayakları üzerinde durmanın yol ve yöntemlerini kendi içinde bulmalıdır. Türkiye ise her iki ülkeyle konuşma çabasına bundan önce olduğu gibi bundan sonra da devam etmeli, mümkünse yanına etkili olabilecek diğer ülkeleri de almaya çalışmalıdır. Bu savaş bir an önce durdurulmalı, sivil kayıpların önüne derhal geçilmelidir.