İsmail Mansur Özdemir


Cevdet Said ile Hikayemiz I - Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yol Haritası

06 Nisan 2022 12:16

Cevdet Said benim için her zaman özel bir anlam ifade etmiştir. Sadece yazdığı eserler değil, kendine has karakteri, Suriye topraklarında yaşayan bir Kafkasyalı olması yanında, cazibeli bir bilinirliği ya da şöhreti terk ederek keçi beslemek için dağlara çekilmesine kadar pek çok şey. Tercihlerine her baktığımda hayatının bütünü ile uyumlu kararlar aldığını ve doğru yerde durduğunu görmekte kendisi ile ilgili merakımı her zaman daha da derinleştirmiştir.

Değişim Sosyolojisi’nde Tevhidi Paradigma 

Genç bir sosyoloji öğrencisi olarak Weberyen ya da Marksist okulların toplumsal okumalarına isyan ederek İslami sosyolojinin temellerini aradığımız bir dönemde ilk defa karşılaştık Cevdet Said ile. Allah’ın yarattığı insanın varoluşsal boyutlarını anlatan İslam düşüncesinin sosyal olanı okumaya yönelik bir İslam sosyolojisi metodolojisine sahip olduğuna inandığımız ve arayışta olduğumuz bir dönemde. Değişim sosyolojisi dersinde Weberyen ve Marksist bir dikotomiye sıkıştırıldığımız ve kaynak olarak sadece Richard P. Appelbaum ve Emre Kongar Bey’in Değişim Sosyolojisi eserlerine mahkûm olduğumuz günlerde Cevdet Said’in Bireysel ve Toplumsal Değişimin Yasaları isimli eseri imdadımıza yetişti. Değişimi, tevhidi bir zemin içinde okuyan bu eser içeriği kadar var ettiği etki itibariyle de bizler için çok büyük bir özgüven kaynağı oldu. Özellikle Ra’d 11’in bir özgün tefsiri olarak insanlığın değişim öyküsünü anlama imkânı sağlarken bir taraftan güncel bir stratejik toplumsal hedef koyuyor gibiydi ve referansı Allah’tı. Biz bu özgün toplumsal okuma ve inşa modelini çok benimsedik ve pek tabi müellifi de.

İslami Mücadele’de Metodoloji Çalışmaları

Cevdet Said bu süreç içerisinde İslami Mücadele’de modeller üzerine çalışmasını sürdürdü. Bilgi, idrak ve eylemin çerçevesini çizerken aslında İslam dünyasını içine alan yeni küresel girdaba karşı bir hazırlık yaptığını bugün daha iyi anlıyoruz. Değişimin tevhidi esasının ardından, insanın idrak ve eylem modeli üzerine yönelmesi bir tedrici bütünlük içinde seyretti. Dönemsel olarak Siyonizm’in bir taraftan işgallerini sürdürürken diğer taraftan da İslam dünyasının imajını örselemeye yönelik tersten bir propaganda çabasının olduğu günlerde, Üstat Cevdet Said stratejik bir adım atarak İslami Mücadele’nin ne yapması gerektiğini anlatırken ne yapmaması gerektiğini de ortaya koyma çabasına girdi. Önceliklerden ve bütünlüğünden koparılmış bir şiddet söyleminin İslam’ın imajını örselemeye yönelik bir tehdit olduğunu ve Batı sisteminin buraya hücum edeceğini anlamış olacak ki dönemsel bir feraset içinde İslam dünyasını şiddet söyleminden uzak tutacak adımlar atmaya başladı. Özellikle bu şiddet rüzgârının İslam dünyasının içinde bir iç savaşı var edeceğine o kadar inanmış olmalı ki teorik bir zeminde ortaya koyduğu şiddet karşıtı söylemini Suriye olaylarının hemen başında bir güçlü aksiyon dalgasına dönüştürmeye çalıştı. Toplumdan uzaklaşma yolunu tercih eden Üstat Cevdet Said’in Arap Baharı sonrasında dış kaynaklı olarak dağılım gösteren şiddet dalgasına karşı bir karşı isyan başlattığını söyleyebiliriz. Özellikle İslam dünyasının içinde bir kasırga gibi esen iç savaşı ortadan kaldırmak amacıyla büyük bir mücadele içine girdiğini ifade edebiliriz. Özellikle Suriye’nin stratejik yapısı, çok kültürlü ve çeşitliliği olan ortamı sebebiyle Suriye’de çıkacak bir savaşın İslam Ümmeti için çok büyük maliyetler getireceğini ifade etmek için adeta kendini parçaladı. Hatırlanırsa o dönem belli tarafların savaşkan çabalar içine girdiği dönemlerdi ve savaş karşıtı her yaklaşımın ihanet ve konuyu anlamamak olarak ele alındığı dönemlerdi. Rahmetli Erbakan Hoca’nın bir Suriye iç savaşında veya işgalinde İran’ın ardından hedefin Türkiye olduğunu ifade ettiği ve bu konuda ihtiyatlı bir tutumu haykırdığı günler aynı günlerdi. Tam o günlerde Rahmetli Sezai Karakoç Üstadımızda benzer nitelikli bir açıklama yaparak İslam Ümmetini uyarmıştı. Bu açıklamalarının ardından savaşı bir tehdit olarak algılayan tüm irfan ehli dünya gerçeklerini anlamamakla itham edildi. Bir kısmı da küresel güçlerin propaganda söylemi ile dışlanma ya da incitilme sürecini yaşadılar.

Üstat Sezai Karakoç’un bu konudaki açıklaması konuyu ne kadar hassas bir şekilde ele aldıklarının en güzel ifadesi gibi. Üstat şöyle diyor: “ Şimdi Batı bize diyor ki, Suriye’de kötü yönetim var. Orada halk ile devlet arasında problem var, masum insanlar ölüyor. Bu işi siz halledin, siz çözün, insanların ölümünü seyir mi edeceksiniz? Şüphesiz Müslümanlar asla seyir etmez, ama bu meselenin çözümü silahla olmaz. O yönetimi uyaracak olan kılıç değil kalemdir. Çünkü kılıç ile girdiğiniz takdirde halk ile karşı karşıya gelecek ve siz yine masumları öldürmek zorunda kalacaksınız. Aynı o devletin yaptığını siz yapmış olacaksınız. İşte bu size kurulmuş bir tuzaktır.”

Üstat Cevdet Said, Erbakan Hocamız, Üstat Sezai Karakoç, Oğuzhan Asiltürk ağabeyimiz ve pek çok alim de, dine uygun şekilde tedrici yollar denenmesinde ortaya çıkan kontrolsüz şiddet yolunun doğru yol olmadığını ifade etmişlerdir.

Suriye Savaşı kendi yaşadığı bölgede olduğu için bu konuda Üstat Cevdet Said’in büyük bir gayret içinde, yayılmış bir savaş çıkmaması için mücadele ettiğini o dönemde birlikte görmüş olduk. Pek çok toplantıya katılarak şiddetin büyük zararlar getireceğini ve özellikle uzak durulması gerektiğini, makul yolların sonuna kadar denenmesi gerektiğini pek çok toplantıda ifade ettiğini biliyoruz. Üstadın gayretleri netice vermedi ve savaş onun yaşadığı bölgeye de ulaştı. Köyünün bombalanması neticesinde kardeşi ile beraber pek çok komşusunu da kaybederek Şam’ı terk etmek zorunda kaldı. Türkiye’deki Çerkes toplumunun daveti ile ailesini de alarak Türkiye’ye gelen Cevdet Said ömrünün kalan kısmını ülkemizde geçirdi. Ülkemizde de özelde Suriye savaşı genelde kontrolsüz şiddet karşıtı bir söylemi İslami ve sosyal referanslar içerisinde sürdürdü. Her gittiği yerde şiddetin İslam toplumu için bir maliyet oluşturduğunu hatta bu kontrolsüz şiddet biçiminin İslami Mücadele’nin en büyük sorun alanını oluşturduğunu İslami Mücadelede sistem ve metodoloji temelinde ifade etti. Bu süreç içerisinde ortaya çıkan IŞİD vb. yapıların var ettikleri maliyetler ve zararlar, üstatlarımızı ve büyüklerimizi haklı çıkardı.

Tabii burada bir noktayı ifade etmek istiyorum. Her ne kadar ikinci yazımda içeriğe girmeyi planlamış olsam da son dönemde Üstat Cevdet Said’in “Arap Ghandi” şeklinde betimlenerek şiddet meselesini “cihatsızlık” olarak lanse etmeye yönelik çabalarında ortaya çıktığını ifade etmek gerekiyor. Üstadımız Cevdet Said’in kendi yaşanmışlıkları olmakla birlikte; bir öneri listesi ve uygulamada yaşananlara bir eleştiri getiriyor olsa da temelde; İslam düşünce sisteminin öncelikleri, metodoloji ve süreci içine alan bir İslami modeli mevcut hatalı uygulamaları da bizzat yaşayarak tanımlama çabası içinde hareket ettiği söylenmelidir. Cevdet Said’e göre Cihat kıyamete kadar gereklidir. Ancak ilahi emirlerin ne zaman uygulamaya geçirileceğinin iyi tespit edilmesi lazımdır. (Said,1995:35)

Burada kendimin yaşadığı bir anıyı hatırlatmak isterim. Savaşın ilk yıllarında aynı zamanda yukarıda saydığım dört isimle de görüşme imkânı buldum ve hepsine de Suriye’de ortaya çıkacak savaşın anlamını sorma imkânım ve uzun uzun mülakat yapma imkânım oldu. Üstat Cevdet Said, Üstat Sezai Karakoç, Liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve YİK Başkanımız Sn. Oğuzhan Asiltürk Bey’ler. Bu dört büyüğümüze Suriye’deki savaş üzerine sorduğumuz sualler yaklaşık olarak aynı şekilde cevaplandı, tam da Sezai Bey’in yukarıda ifade ettiği gibi. YTB Başkan Yardımcılığımız döneminde Ankara’da düzenlediğimiz Orta Doğu Düşünce Kuruluşları Toplantısı’na davet ettiğimiz Üstat Cevdet Said tam olarak Üstat Sezai Karakoç’un ifadeleri ile konuyu anlattılar. Hepsine Rabbimiz rahmetler etsin.

Üstat Cevdet Said ömrünün kalan kısmını İstanbul’da Çerkes toplumunun misafiri olarak geçirdi. Bu süreçte iki ismi anmadan geçmek eksiklik olur doğrusu. Bu isimlerden ilki meslektaşım ve dostum Prof. Dr. Fethi Güngör, diğeri ise Prof. Dr. Mehmet Görmez hocalarımdır. Üstat Cevdet Said’in Türkiye’de bulunduğu dönemde lojistik ve ilmi çalışmalarında Fethi Hoca’nın çok büyük gayretleri olmuş ve ahir ömrünü kendisinin yanında geçirmiştir. Bugün Üstad’ın Türkiye’de bir külliyatı varsa bu Fethi Güngör Hoca’nın büyük gayreti ile olmuştur. Belli toplantılara katılması, söyleşi ve röportajlar vermesi hocanın gayreti ile olmuş ve ülkemizde bulunduğu dönemde de Üstat Cevdet Said ciddi eserler vermeye devam etmiştir. Bu süreçte Pınar Yayınları’nın gayretleri de asla yabana atılmamalıdır. Üstat Cevdet Said’in Türkiye’de huzur içinde yaşaması ve ahir ömründe üretimine devam etmesi hususunda gayret sarf eden herkese teşekkür ediyoruz.

Üstat Cevdet Said’in Vefatı

Üstadımız 30 Ocak 2022 tarihinde İstanbul’da dünya sürgününü tamamlamıştır. Sakin bir iklim içinde geçirdiği ömrünün son demlerinde de ürün vermeye devam etmiş ve eserlerinin büyük bir kısmı da Türkçeye çevrilmiştir. Vefatı Prof. Dr. Fethi Güngör Hoca tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Vefatı ile birlikte defin işlemleri Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen Bey tarafından takip edilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmesi planlanmıştır. Bu süreçte Üstat Cevdet Said’in defninin bir hazireye yapılması konusundaki istişarelerimiz neticesinde bir gayret ortaya konmuştur. Zira Cevdet Said gibi önemli bir Kafkasya mahreçli Suriyeli alimin bir hazireye alınmasında büyük faydalar oluşacağı ve özellikle Kafkas diasporasına önemli bir değer olarak yansıyacağı düşünülmüştür. Kafkasya’da başlayan, Mısır üzerinden Suriye’ye oradan da Türkiye’ye uzanan Cevdet Said; sınırlar aşan çok önemli bir mütefekkir ve alimdir. Bu nitelikte geniş Osmanlı coğrafyasında etki oluşturan alimlerden ahir ömründe ülkemizde yaşayan ve vefat edenlerin hazirelerde medfun olması bugün ve gelecek için önemli anlamlar taşıyacaktır. Bu konudaki gayretimiz vefat sonrasında kısa zaman aralığında sürdürülmüş olup, Üstadımızı bekletmenin uygun olmayacağı ve ailenin de bu konudaki haklı talebiyle bugünkü istirahatgâhı olan yine Tarihi Karacaahmet Mezarlığı’na defni gerçekleşmiştir.

Üstat Cevdet Said İslam dünyasının çok önemli mütefekkir ve alimlerindendir. Yaşamı ve tecrübeleri yanında kaleme aldığı eserleri de çok değerlidir. Henüz kendisinin ürettiği eserler ve derinlikli perspektifi yeterince anlaşılabilmiş değildir. Politik bakış yanında, İslam dünyasının kendi içerisinde düştüğü derin buhran bunun ana sebebi olmakla birlikte ülkemizde çevrilen eserlerinin güçlü bir çeviri ve bütüncül bir bakışla yeniden ele alınması gereklidir. Yakın zamanda buna başlangıç oluşturması amacıyla ve vefatının ardından anmak arzusu ile İstanbul’da 26 Mart 2022 tarihinde koordinasyonumuzda “Cevdet Said’in Fikri Mirası” isimli bir panel ve sergi düzenlenmiştir. İnşallah ikinci yazımızda bu panel sürecini, içeriğini ve Cevdet Said üstadımızın fikirlerine yönelik yaklaşımlarımı kaleme alacağım.

Rabbimden kendisine rahmet ve mağfiret diliyorum.

Kaynakça

Said Cevdet, İslami Mücadelede Şiddet Sorunu, İstanbul Pınar Yayınları,1995