İsmail Mansur Özdemir


Cami ve Çocuk İlişkisinde İkinci Evre - Sosyalleşme, Rehberlik, Bilinçlendirme, Yönlendirme, Eğitim, Öğretim ve Denetim -

23 Nisan 2022 16:20

Ramazan ihsan ve ikram kapılarının sonuna kadar açıldığı çok özel bir ay. Oruç, namaz ve dua ile beslendiğinde insanın maddi ve manevi arınma süreci için muazzam bir imkân. Ramazan ibadetlerinin, bireysel boyutu ve derinliği kadar sosyal boyutları da var muhakkak. İçsel bir tefekkür ve derinleşme yanında, birlikte yapılan ibadetlerle içsel inşa yanında toplumsal gövdeyi de inşa edip güçlendiriyor. Bu seneki Ramazan ayı tüm zenginliği ile devam ediyor hamd olsun, son on gün girdiği için bir taraftan Kadir gecesine diğer taraftan bitiyor olmasına konsantre tüm gönüller. Bu hassas günlerde kendimizi politik sertlikten ve gerilimlerden bir parça çekelim desek te İsrail’in her yıl var ettiği travma bu yılda Müslüman gönülleri incitmeye devam ediyor. Bu Ramazan’da da Suriye, Yemen, Libya iç savaşları devam ediyor. Mısır, Keşmir ve Doğu Türkistan Müslümanları sıkıntıları göğüslemek zorunda kalıyor. Avrupa uygarlığının iflası da sayılacak Ukrayna Savaşı da tüm sertliği ile devam ediyor.

Aslında bugün dış politika yazmak için oturmadım bilgisayarımın karşısına. Niyetim bu yıl ramazan günlerinde sıkça konuştuğumuz bir konuyu kaleme almak. Teravih Namazları başta olmak üzere camilerdeki çocuk manzaraları konusunu biraz tartışmak ve sürece yapıcı bir katkı sunmak istiyorum.

Haydi, Çocuklar Camiye

Hatırlanacağı üzere ülkemizdeki deizm tartışmaları, dindar gençlik vurguları sebebiyle Diyanet İşleri Başkanlığı eliyle bir kampanya başlatıldı. “Haydi Çocuklar Cami’ye” mottosu ile başlayan bu kampanyaya pek çok STK ve cemaat de destek verdi. Aslına bakılırsa oldukça yerinde olan bu kampanya çerçevesinde, her yaş grubundan çocuk için camiyi sevdirmeye yönelik gayretler ortaya çıktı. Hatta biraz daha ileri gidilerek camilerin namazda kılınan ana kısımlarına parklar bile yapıldı. Birkaç yıldır bu çalışmalar neticesinde camilere aileler çocukları ile birlikte gelmeye başladılar ve camilerde hatırı sayılır miktarda çocuk sayısında bir artış oldu. Milletimizin ve vatanımızın geleceği olan yavrularımızın camiye geliyor olması çok büyük bir bahtiyarlık ve çok derin anlamlar taşıyor. Fakat bu Ramazan’da ilk teravih namazından itibaren benim de fark ettiğim bir manzara ile karşı karşıyayız. Azzam camiler olarak tanımlayacağımız büyük camiler başta olmak üzere gittiğim camilerde bazen yüzlerce her yaş grubundan çocuk oluyor. Sınırsızca koşup oynayan ve camiinin her tarafında bağırarak koşturan, her şeye sınırsızca dokunma yetkisine haiz olan bazısı 9-13 yaş grubuna ait olan bu çocukların camideki bulunma amaçları ve biçimleri ile alakalı bir sınır aşımının olduğunu düşünmeye ve ufak ufak dillendirmeye başlamıştım ki, meslektaşım sosyolog ve yazar Fatma Barbarosoğlu’nun bir twiiti ve yazısı ile karşılaştım. Paylaşımında çocukların camide olmasının değerli olduğunu ama bunun belli ölçülerle olması gerektiğini bazı örneklerde vererek anlatıyordu. Çocukların caminin ve Ramazan ibadetlerinin ahengini zedeleyen kuralsız ve sınırsız davranışlarını ve ebeveynlerin sorumsuz davranışlarını anlattığı paylaşımları sabah olmadan oldukça sert ve örseleyici bir muhalefet ile karşılaşırken hatırı sayılır bir kitlede kendisine destek verdi. Bu manzara karşısında yaptığım paylaşımlarımın altına yazılanları da görünce artık bir yazı yazarak kendisine destek vermem gerektiğinden emin oldum. Yazma aşamasına geçmeden gözlemin yeterli olmayacağından hareketle camilerde ebeveynler dahil pek çok insanla da kısa mülakatlar yaptım ve konunun tüm boyutlarını görme imkanım oldu.

Bu bağlamda kanaat ve önerilerimi yazmayı mesleki ve insani bir sorumluluk olarak görüyorum.

Yavrularımızın din ve milli kimlik temelinde bir eğitim ve sosyalleşme sürecinden geçmesini hayati bir mesele olarak algılıyorum. Geçmiş dönemde hiç de pedagojik ve vicdani olmayan üsluplarla (özellikle yaşlı amcaların tahammülsüzlüğü sebebiyle) çocukların camilerde bir parça hırpalandığı günlere bakarak bugün çocukları bir muhatap kitle olarak camiye davetin çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bir başka tabir ile çocuğun camiye çok yakıştığını ifade etmek istiyorum. Tam buradan başlayarak çocuğun fiili olarak varlığının camide olmasına odaklanmış bu yaklaşımın; işin anlam, maksat, yöntem ve içerik kısmı ile de alakalı ve özellikle ebeveyni ve çocuğu birlikte odaklayan bir yaklaşıma yönelmesinin işin ana noktası olduğunu düşünüyorum. Çağrı yaptığımız çocukların zihnindeki cami olgusuna doğru katkı yaparken, onların camilere davet ederken nasıl bir davranış ve idrak inşa edilmesi gerektiğine odaklanılması gerektiğini düşünüyorum. Eğer işin ana noktasını atlarsak her kaotik durum gibi idraklerde bir boşluk ve noksanlık var edebiliriz. Toplumsal hiçbir mesele kendi doğasına bırakılamaz, mutlaka onu çerçevelendirecek ve kurumsal bir forma sokacak bir norm, kural yada kararın olması beklenir.

Sınırların, değer ve içeriğin tanımlanmadığı her durum kendi içeriğini var eder. Cami, Müslümanlar için en anlamlı mekânlardan biri muhakkak. Burada kastım asla fazladan kutsayarak erişilemez, ulaşılamaz bir kutsiyet mekânı haline getirmek değil. Bilakis cami yan fonksiyonları ile bir bütün. Rasülullah’ın bir mabet olması yanında sosyal anlamlar yüklediği; merasimler yaptığı, devlet yönettiği cami, fonksiyonlarının bütünlüğü ile anlam ifade eder. Fakat unutulmaması gereken temel nokta caminin önce bir mabet olduğu ve diğer tüm fonksiyonların mekân ve zaman odaklı bir şekilde bu ana fonksiyon etrafında dizayn edilebileceği gerçeği. Bu sebeple mensup olduğumuz Türk İslam medeniyeti çoklu fonksiyonlara sahip Külliye geleneğinin başlatıcısı olmuştur. Sıbyan Mektebinden, hamama, medreselerden aşhanelere kadar muazzam Külliyeler bu çoklu fonksiyonun en müstesna örnekleridir. Devasa bahçelerinde ok ve yarışmalar yapılan muazzam Osmanlı camileri ile Hz. Peygamberi bu konuda ne kadar da iyi anladığımız gösteren bir sosyal sermayeye sahip olduğumuz gerçeği de burada hatırlatılmalıdır.

Bunun yanında biz Türkiyeli Müslümanlar dinsel mekânlar konusunda farklı İslam toplumlarına göre biraz daha hassas ve titiz bir tabiata sahibizdir. Camiler, kabirler, tekke, medrese ve tüm dini mekânların temizlik ve düzeni konusunda oldukça hassasız ve bu güzel bir mirastır. Bu hassasiyetlerle birlikte insan unsuruna dokunmayı bir bütünlük içinde yapma konusunda oldukça güçlü bir toplumsal sermayeye sahip olduğumuz gibi, dini mekânların değerli kılınması konusunda da bir nezahete sahip olduğumuzu düşünüyorum. Cami içinde yatmayı, dünyevi meseleleri sınırsızca konuşmayan, kontrolsüz haller içinde olmayı hatta abdestsiz bulunmayı edepsizlik sayan müstesna bir geleneğe ve toplumsal pratiklere sahibiz. Bunun mütemmim bir resmi olarak babalarının ve annelerinin elinden tutarak bir sosyalleşme ve öğrenme biçimi olarak toplu ibadet ve insanlarla temas etmek için en güzel kıyafetleri ile camiye gelen çocukların ve bu aile fotoğrafının tarihi, sosyal sermayenin bir tezahürü olduğunu yada böyle algılanması gerektiğini düşünüyorum. Yani cami çocuklar için oldukça doğru bir sosyalleşme mekânı ve bir mekteptir. Bir mektep olarak caminin çocukların zihninde saygı ve dingin bir mekân olarak yer etmesi onu tahfif edilmiş bir park ve oyun mekânı algısı ile telakki etmesinden çok daha iyidir. Bu boyutları ile konu ilahiyat, pedagoji, sosyoloji ve özellikle dini psikolojinin bir konusu haline gelmiş oluyor. Şu haliyle bir kampanya meselesi olarak sürdürdüğümüz bu sürecin ilim insanlarının gündemine gelmesinde ve tartışılarak bir model oluşturulmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Ülkenin en önemli kurumlarınca dert edilen gençliğin dindarlığı meselesinin şekil esasları ve niteliği konusu da özenle ele alınmak zorundadır.

Özellikle bu Ramazan ayı içindeki gözlemlerim çocuklara yönelik davet ve çağrının karşılık bulduğunu fakat bir şeyin çocuk ve ebeveyn tarafından yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Geçmişin naif algılarından oldukça uzakta bazen camiye hiç de uygun olmayan kıyafetlerle, hallerle, alelade ve değersizlik algısı yaratacak bir şekilde bulunduklarını görüyorum. Namaz esnasında bağıran, çağıran, oradan oraya koşturan, sağa sola tırmanan, şarkılar söyleyen çocuklar tüm camilerde sınırsızlık duygusu ile hareket ediyorlar. Örneğin birkaç gün önce bir azzam camide yaşları 10-13 yaşlarında olan çocukların cemaatin hemen arkasında çift kale maç yaptığını şahit oldum. Tüm safların arasında gezen, cemaatten istediği yetişkinlerin yüzlerine, bedenlerine dokunan, saf aralarında yakalamaca oynayan, camlara tırmanan, arkada biraz da galiz sözlerle aralarında bağrışan ve büyük bir gürültü ve karmaşa içinde koşturan çocukların ve ebeveynlerin Haydi Çocuklar Cami’ye çağrısını doğru algıladığını düşünmüyorum. Zira cami sadece bir mekânı değil bir anlam ve idraki ifade ediyor. Bu anlam ve idrake, pedagojik standartlara uygun; güzel ve özenli bir hazırlığın herhalde en çok yakışacağı, sınırlılık duygusunun en münasip olacağı mekânlar Allah’ın huzurudur ve çocuklar bu duyguyu edinmelidir. Son dönemde artan sınırsızlık ve kuralsızlık duygusu; otorite ve değerin işlevsiz kılındığı yeni toplumsal idrak anomali gösterir. Otorite ve sınır insan için değerlidir, anarşist bir idrak ve insan tipi değilse arayışımız kural önemlidir ve kural ilahi temelli olduğu için Rab sıfatını taşıyan Rabbimizin her insan için koyduğu ölçülerle değerlidir. Kontrol altında tutulabiliyorsa, (1-6) yaş için gözlem amaçlı getirmeler, namaz ve ibadete ısındırma süreçleri başlamalıdır, bu yaş grubunun ebeveyn kontrolünde bir kenarda sessizce vakit geçirmesi makul olandır. 7 yaşı ise önemli bir sınır olup artık çocuğa namaz emredileceğinden davranışları zaten makul ölçülerle sınırlandırılır. 10 yaş üstü kız ve erkek çocukların pedagojik ve sosyal sebeplerle belli davranış kalıplarını benimseyerek toplumsal rollerin gereğini yapması beklenir ki bazı had ve sınırlamaların olacağı aşama bu aşamadır. Tam burada yakın zamanda bulunduğum Fransa ile ilgili bir örnek vermek istiyorum. % 65 gibi devasa seküler bir toplumsal ağırlığa sahip olduğu, skolastik ile kavgalı bir süreç yaşadığı, demokrasi devrimlerinin merkezi olduğu halde Fransız halkının nerede ise tamamı çocuklarının eğitimi için kilise okullarını tercih etmekte ve bunun için büyük bir çaba göstermektedir. Çünkü dini ölçüler ve din temelli kurallar etrafında oldukça disiplinli bir eğitim yöntemi tercih edilmektedir. Öğretmenlerinin tümü rahip ve rahibelerden müteşekkil olan okullar henüz davranışların şekillendiği, sınır ve ahlaki normların öğretildiği ilk dönem için vazgeçilmezdir Fransız toplumu için bile.

Camilerde son dönemde gözlemlenen bu kuralsız sürecin adım adım bir kuralsızlık algısını da inşa etme potansiyeli de oluşturabileceğinden hareketle, Diyanet İşleri Başkanlığının meselenin ikinci boyutu olarak ele alınabilecek aşamaya geçmesi gerektiğini düşünüyorum. “Haydi, Çocuklar Cami’ye” mottosu ile devasa bir ulusal kampanya yürüten ve büyük bir başarı sağlayan Diyanet’in MEB desteği ile ikinci aşamada yapması gereken rehberlik, bilinçlendirme, yönlendirme, eğitim ve öğretimdir. Çocuk ve cami ilişkisi sadece bugünün meselesi değildir muhakkak. Rasülullah Efendimizin uygulamalarına bakılarak çocuklarımız için en uygun ve İslami model bulunmalıdır. Hz. Ömer (R. A) efendimizin bu konudaki uygulamaları bellidir. Camide çocukların hallerinden ebeveynlerini sorumlu tutma ve çocuğun terbiyesini aileden beklemek bir hukuk şiarı haline gelmiş olup İslam düşüncesinin de tercihidir.

Bu süreç tüm aktörlerin işbirliği ile olmalıdır. Diyanet, MEB, cami ve aile bütünlüğü içerisinde camiyi benimsemiş olarak gelen çocuklar yönlendirilmelidir. MEB, okullarda müfredata mutlaka cami adabı, davranışı ve çocuklarda ibadet gibi bahisleri koymalıdır. Bu konuda oluşan sempati ve ilgiyi sürdürecek bir pedagojik dil tercih edilmeli ve Talim Terbiye Kurulu gerekirse çocuk ve ailelerle yapacağı mülakatlarla sevimli ve pozitif dili içerikte de var etmelidir

Bu süreçte kurumsal yapının (cami, okul vb.) alacağı rol yanında asıl rol ebeveynlere düşmektedir. Camiye gelen çocuğun yaşının uygunluğu, camide niçin bulunduğu ve nasıl davranması gerektiği konusunda ebeveynlerin dikkatinin çekilmesinin zarurettir. Bazı ebeveynler doğrunun ne olduğunu bilse bile ortada çılgınlar gibi koşan, çift kale maç yapan çocukların varlığı ile kontrolsüzlüğe ve kuralsızlığa yönelmekteler ki kontrolsüzlük ve kuralsızlık çok hızla yaygınlaşmaktadır. Çocukların bu sınırsızlığına müdahale konusunda hiç kimse kendisinde bir güç ve cesaret bulamamaktadır. Cami içinde açık kusurlara müdahale bile tartışma konusu yapılmaktadır. Cami görevlilerinin çocuklarla iletişimi konusunda Diyanet MEB bünyesindeki RAM’lar  (Rehberlik Araştırma Merkezleri) ile işbirliği yapmalıdır. Din adamlarının eğitim ve sertifika programları ile çocuklarla iletişim becerileri geliştirilebilecek, doğru temas imkânı sağlanmış olacak ve böylece standartlar tüm boyutları ile yükseltilebilecektir.

Yukarıda anlatmaya çalıştığımız kontrolsüzlüğe işaret edenler, sosyal medya ve ortamlarda gaddarlıkla ve çocuk psikolojisini anlamamakla itham edilmektedirler. Bu konu toplumu bölmeyecek kadar net sınırları olan bir konudur ve hümanizm temeline taşımak konuyu bağlamından uzaklaştırır. Çocukların camilerde bulunmasının –sınırsızca- her ne şekilde olursa olsun olması gerektiğini savunanlar için en sık başvurulan örnek Rasülullah Efendimiz ve torunları arasındaki namaz esnasındaki ilişkidir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (R.A) efendilerimizin namaz esnasında Peygamberimizin sırtına çıktıkları ve Peygamberimizin de onları tolere ettiği yönündeki fiili uygulamasıdır. Bu ölçü peygamberin merhameti, evlat sevgisi ile açıklanacak muazzam bir örnek olmakla birlikte yukarıda uzun uzun anlattığımız mesele için uygun bir örnek değildir. Zira konu ebeveyn çocuk ilişkisi olarak özel alan ilişkisi değil, güçlü bir değer transferi ve toplumsal davranış ve rollerin öğretildiği bir özel kamu alanındaki sınırsızlığın çocukların dinsel ve davranışsal gelişimlerine olan etkisidir.

Sonuç Yerine…

Çocuklar için camilerde kuralsızlık ve sınırsızlık faydalı değildir. İbadet esnasında ortaya çıkan bu durum caminin ana fonksiyonu yanında ibadet nezahetini de zora sokmakta ve başka insanların hukukunu incitmektedir. Çocuklar camiye davet edilirken onların camideki süreçleri pedagojik olarak planlanmalı ve sınırsız, kontrolsüz davranışlardan vazgeçirilmeleri ebeveynler eliyle sağlanmalıdır. İbadet dışı zamanlarda çocuğun dünyasında, camiinin anlam evrenini geliştirecek özgün ve makul etkinlikler yapılabilir. Camilere çocuk kreşi, bakım ünitesi, spor ve etkinlik alanı gibi eklentiler düşünülebilir. İbadet esnasında çocukların bakımı konusunda profesyonel görevlilerin eğer ihtiyaç ise istihdamı düşünülmeli, buradaki etkileşim ve etkinlik muhtevası caminin ve dinin anlam dünyası ile bir bütün olarak tasarlanmalıdır. Toplumun tartışma konusu yaptığı, çocukların ibadet esnasındaki aşırı halleri konusunda ebeveynler bilgilendirilmeli, korkutmadan ve şu an var olan ilgiyi örselemeyecek şekilde yönlendirici ve rehberlik yapıcı bir kampanya ve çalışma tasarlanmalıdır. Bir duruma kulak kesilmişken diğerine sağır olma etkisi yaratmayacak nitelikte irfani ve hikmetli bir yaklaşım benimsenerek adımlar atılmalı ve bu konu geciktirilmemelidir.

Camilerimiz çocuklarımızla çok daha güzeldir. Çocuklarımız milletimizin geleceği ve umududur. Ahlak ve maneviyat ile yoğrulmuş bir gelecek çok daha güçlü bir gelecektir. Çocuklarımız başta olmak üzere aziz milletimizin Ramazan-ı Şerifleri ve Bayramları mübarek olsun.