Taha Kılınç


İlhak Hükümeti

22 Nisan 2020 23:05

Bir yıl içinde peş peşe düzenlenen üç genel seçimin ardından, İsrail’de hükümet nihayet kurulabildi. Beklendiği gibi, Likud Partisi lideri Başbakan Benyamin Netanyahu ile Mavi-Beyaz İttifakı’nın lideri Benny Gantz, pazartesi günü (20 Nisan) attıkları imzayla birlikte, “acil durum koalisyon hükümeti”ni oluşturduklarını kamuoyuna resmen ilân ettiler. Böylece ülkenin içine yuvarlandığı siyasî kaos ve belirsizlik hali de sona erdi. En azından, bir süreliğine.

Haftalar süren uzun ve ateşli pazarlıklar sonucu üzerinde mutabık kalınan 14 sayfalık koalisyon protokolü, -İsrail basınına yansıdığı kadarıyla- ilginç ayrıntıları barındırıyor:

Her şeyden önce, ilk altı ay boyunca, İsrail Parlamentosu Knesset’in gündemine koronavirüsle mücadeleyle alakası olmayan hiçbir kanun teklifinin veya müzakere önerisinin getirilmemesi öngörülüyor. Netanyahu’nun karşı karşıya bulunduğu rüşvet, yetki gaspı ve görevi kötüye kullanma gibi somut suçlama ve davalar düşünüldüğünde, bu önlemin, koronavirüsle herhangi bir ilgisinin bulunmadığı kolaylıkla anlaşılıyor.

Mutabakata göre, kaolisyon hükümetinin ilk 18 ayında, Benyamin Netanyahu’nun başbakanlığı devam edecek. 13 yıllık başbakanlık süresiyle, -David Ben Gurion’u da geride bırakarak- “en uzun süre koltukta kalan lider” sıfatını kazanıp İsrail tarihine geçen Netanyahu, bu sayede başbakanlık konforunu sürdürecek. Üstelik, resmî konutun kullanım hakkı, başbakanlığı bıraktıktan sonra da kendisinde kalacak. Buna en çok, devlet bütçesini özel sadist keyifleri için harcamasıyla ünlenen karısı Sara’nın sevineceği kesin.

İmzalanan anlaşma, Netanyahu erken seçim için koalisyonu bozma yoluna giderse, yeni hükümet kurulana kadar Gantz’ın otomatikman başbakanlığa geçmesiyle ilgili bir maddeyi de içeriyor. İsrail’de hükümetler kolayca kurulamadığından, bu durumda Gantz’ın aylar boyunca başbakanlık yapabileceği hesaplanıyor. Öte yandan, Netanyahu’nun 18 aylık süre dolmadan istifa ederek yerini erkenden Gantz’a bırakma hakkı da bulunuyor. Ancak bu sefer, Gantz’tan sonra, kalan süreyi tamamlamak için yeniden başbakan olabilecek ve ülkeyi seçime götürebilecek; Gantz hakkını kullanmış olduğundan, Netanyahu yeni hükümet kurulana kadar başbakanlığa devam edecek. Bir şey daha: Eğer İsrail Yüksek Mahkemesi, Netanyahu’nun başbakanlık için uygun olmadığına karar verirse, protokole göre, Gantz da Netanyahu’yla birlikte istifasını sunacak. Böyle bir durumda yeniden siyasî kriz patlak vereceğinden, bu nokta, Netanyahu’nun mahkemeye yaptığı bir nanik anlamına geliyor.

Kabinedeki bakanlıkların (yardımcılarla birlikte, toplam 28) Likud ve Mavi-Beyaz arasında sayıca eşit olarak paylaştırıldığı anlaşmada, oldukça dikkatli bir dengenin gözetildiği görülüyor. Gantz, 18 aylık başbakan yardımcılığı döneminde savunma bakanlığını da üstlenirken, dışişleri bakanlığı da Mavi-Beyaz’da kaldı. Likud ise adalet, iletişim ve kültür gibi üç kritik bakanlığı elinde tuttu. Hakim ve savcı atamalarından rakiplerin izlenmesine, ırkçı Siyonist politikaların sürdürülmesinden sol akımlarla kıyasıya mücadeleye, bu üç bakanlık, Netanyahu ve partisi için hayatî önemde.

Koalisyon protokolü, Netanyahu ve Gantz’ın birbirine duyduğu kin ve öfkeyi satır aralarında bütün çıplaklığıyla yansıtırken, ikilinin ihtilafsız biçimde mutabık kaldığı tek bir konu var: Batı Şeria’nın ilhakı. Netanyahu da Gantz da bu meseleyi “seçim vaadi” olarak seçmenlerine sunmuştu. Halktan oy isterken ve alırken, “Batı Şeria’yı ilhak edeceğiz” diyerek açıkça taahhütte bulundular. Hem İsrail’in hem de İslâm dünyasının içinde bulunduğu mevcut manzaraya bakınca, bu sözlerini tutmalarına engel olacak herhangi bir durum görünmüyor. Nitekim, İsrail’de yeni hükümeti kim kurarsa kursun, bu yönde bir adım atılacağı neredeyse kesin olduğundan, Filistinliler gelişmeleri endişe ve kayıtsızlığın birbirine karıştığı bir ruh haliyle takip ediyor. Râmallah merkezli Filistin hükümetinin başbakanı Muhammed İştiyye, yeni İsrail kabinesini “ilhak hükümeti” olarak tanımlarken, sonuna kadar haklı. Ama parlak tanımlamaların, mevcut gidişatı düzeltmeye yetmeyeceğini de herkes biliyor.

Batı Şeria’nın ilhakı meselesi, aslında, İsrail içindeki ihtilaf ve düşmanlıkların ne kadar derinleştiğini göstermesi bakımından da dikkate değer. İçerideki çürüme ve dağılmayı gizlemek için, bakışları dışardaki düşmana yöneltmek… İsrail hükümetlerinin yıllardır sürdürdüğü bayat bir numara bu. Filistin cephesi toparlanabilse ve kendi içinde yekvücut olabilse, bu tür numaraların yatsıya kadar bile ömrü yok. Ama gelin görün ki…

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.