Mustafa Kaya


Dehşet veya Dayanışma Dengesi

23 Nisan 2020 17:34

Koronavirüs sonrası totaliter rejimler mi öne çıkacak?

Yönetimler sertlik yanlılarının ellerine mi geçecek?

Güvenlikçi politikalar belirleyici mi olacak?

Salgın korkusuyla ülkeler içlerine mi kapanacak?

İnsanlar bu zorlu sürecin ardından özgürlük taleplerinden geri adım mı atacak?

Şimdi herkes bu soruların cevaplarını merak ediyor. Koronavirüs sonrası nasıl bir dünyaya uyanacağız? Malumunuz dünya son yıllarda zaten bıçak sırtı bir gidişat içinde yaşıyordu. Çatışma riskleri her geçen gün korkutucu boyutlarda son hızla artış gösteriyordu.

Peki, salgın bu manzarada bir değişiklik meydana getirecek mi? Haritada bile yeri zor bulunacak bir şehirde, öyle veya böyle ortaya çıkan bir virüs sınırları ne kadar kapatırsanız kapatın gelip sizi bulabildiğine göre, neler yapılırsa tehlikeler herkes için minimize edilebilir?

Bunun yanında güvenlikçi politikalar öne çıkar ve gerçekten bir daha böyle bir salgın olursa ülkeler kendilerini koruyabilirler mi? Aslını isterseniz, bunun artık çok mümkün olmadığını söyleyebiliriz. Ülkeler dünyayla irtibatı kopuk, tamamen baskıcı bir yönetim olarak kendilerini konumlandırarak başlarını kuma gömerlerse, sözde bir korumayı, o da belki sağlayabilirler. Böyle bir şey, bu saatten sonra çok da mümkün olamayacağına göre, o zaman uluslararası ilişkilerde işbirliği alanlarının oluşturulması kaçınılmaz bir gerçek olarak orta yerde durmuyor mu, ne dersiniz?

Buradan ülkemize geçiş yaparsak, Türkiye’nin bu süreçten çıkarması gereken birçok ders var. Geliniz kısaca onlara da değinmeye çalışalım.

Ülke olarak bugün ekonomik açıdan karşı karşıya kaldığımız zorlukları bir daha yaşamamak adına Türkiye, öncelikle finans kapitalizminin boyunduruğundan bir an önce kurtulmanın yollarını inşa etmelidir. Planlı ve yaygın üretim seferberliği hemen hayata geçirilmelidir.

En başta temel gıda maddelerinde dışa bağımlı olma durumu ivedilikle sonlandırılmalıdır.

İç göç problemine milli güvenlik açısından bakılmalı ve asgariye indirecek adımlar atılmalıdır.

Orta öğretimde meslek ve teknik liselere özel itina gösterilmeli, bu yapılarak da orta sınıfın güçlenmesi sağlanmalıdır.

Üniversiteler siyasi çekişmelerin unsurları olmaktan çıkarılmalı, AR-GE çalışmalarına kaynak aktarımında gelişmiş ülkeler seviyesinde cömert davranılmalıdır.

Siyaset ve rekabet arasında sağlıklı bir denge kurulmalı, asgari müştereklere zarar gelmesi önlenmelidir.

Sonuç olarak koronavirüs sonrası tüm dünya çok önemli bir karar verecek. Ülkeler, insanlık ya dehşet dengesinde cambazlık yapmaya, birbirlerine karşı savaş tamtamlarını çalmaya, tabiata zarar vererek kendi bindikleri dalı kesmeye devam edecekler, ya da dayanışma dengesi kurarak, sorunları birlikte çözmek yönünde bir irade ortaya koyacaklar.

Eski tas eski hamam tabirinde olduğu gibi bütün bu işler salgın öncesi olduğu gibi devam edecekse, bir de salgının ilave edeceği yüklerle insanlık daha da zor bir sürece girecek demektir ki, bunun kimseye bir getirisi olmayacaktır. Yok, böyle değil de dayanışmayla birlikte ortak sorunlara, ortak çözümler noktasında bir karar değişikliğine gidilecekse, işte o zaman geleceğe daha güvenle bakabiliriz demektir.