Ensar Küçükaltan


O Eski Ramazanların Nerede Olduğunu Bulmuş Olabiliriz

03 Mayıs 2020 17:33

Ülkeler yakınlaştı, sınırlar ortadan kalktı, insan beynelmilel oldu. Son yıllarda gelen ve giden turist sayıları bunun açık bir göstergesi. Yaşadığımız gezegenin farklı renkleri, kültürleri ile ait oldukları yerlerde tanışmak büyük bir keyif oldu. Biz de bu keyfi yaklaşık on yıla yakın bir süredir tattık. Kimi zaman Kamboçya’da bir eve konuk olup taze rambutanla oruç açtık, kimi zaman yalnızca bir şişe su bulabildik, kimi zaman mükellef sofralarda ağırlandık. Seyahat kısıtlaması ile gördük ki yaşanan bu güzel anılar özlenir olmuş.

En çok da Afrika özlendi. Kıtanın hangi bölgesine ve ülkesine gittiğinize göre değişmekle beraber, Afrika’da Ramazan daha samimi ve içten yaşanıyor. Sahurda derme çatma bir barakanın altında topluca yapılan sahur, en güzel sofralardan biri. Genellikle bölgesel tatların olduğu bu sahurlar midesi hassas kimseler için bazen sıkıntı olabiliyor ama biz yine de afiyetle yiyoruz. Sonradan anladım ki bu sofralardan aldığımız keyfin ana sebebi yediklerimiz değil, sofradaki muhabbet. Siyahla beyazın ayrımı gecenin loş ışığına karışıp kaybolup gidiyor bu sofralarda. Sabah namazı sonrasında bizler biraz uykuya dalıyoruz ama sofrayı paylaştığımız kardeşlerimizin çoğu işlerine doğru yola çıkmak zorunda. Hınca hınç dolu toplu taşıma araçlarının muavinleri bağırıyor kapılardan sarkarak. Kilitlenen trafikte duran arabaları fırsat bilen satıcılar gazete, kontör, şarj aleti satıyor. Burada sabah bizden erken oluyor, bu bir geçek. Hayat meşgalesi yuvalardan dışarı çıkıp işlerine koşan karıncalar misali erken ve hızlı başlıyor. Kısa uykudan uyanıp işlerimizi halletmek için biz de yola koyuluyoruz. Şehrin dışına, kırsala doğru olan yolculukta etraf artık daha sakin. Yalnızca arabamızın girdiği çukurların sesleri ve radyodaki yöresel şarkıların tınıları var kulaklarda. Güneşin tepemizde olduğu bir vakitte küçük bir köy mescidinden duyduğumuz ses, sessizliği bozuyor ve hamdediyoruz. Rabbimizin bir vakit daha bizi huzuruna kabul edeceğini müjdeleyen ezanla beraber durup abdest almaya başlıyoruz. Küçük bir su deposundan maşrapalar ile aldığımız su, sıcaktan yanan kafamıza gelen rüzgârı fark etmemize vesile oluyor. Omuzların birbirine değdiği bir namazda alnımız terle birlikte secdedeki kumlara bulanıyor. Kısa bir hasbihal ediyoruz yol üzerinde gördüğümüz ve belki de dünyalık hayatta bir daha görüşemeyeceğimiz kardeşlerimizle. Ahiret için sözleşiyoruz umutla. Tekrar yola koyuluyoruz. İşlerimizi tamamlamak için ulaştığımız köyde araçtan inerken meraklı gözler süzüyor bizi. “Muzunguların burada ne işi var?” diyor iç sesler. Selamla kelam ısıtıyor birbirimize içlerimizi. İşlerimizi tamamlıyoruz. İftar vaktine az bir süre kaldı. Bu köyden iftar etmeden çıkma gibi bir şansımız yok. Misafirlik onlar için en kıymetli şeylerden biri. Meydandaki iftar sofrasında bağdaş kurup yerimizi alıyoruz. Açlığın da etkisiyle, gelen her yemek kokusu iştah kabartıcı. Köyün eski mescidinden ezan sesi duyuluyor ve oruçlar dualar eşliğinde açılıyor. İlk kısım hafif yiyeceklerden sonra namazı kılıyoruz. Namazdan sonra yöresel lezzetlerin devamı var. Baharat zengini yemeklerini paylaştığımız insanların gözlerinde sevinci ve mutluluğu görüp aynı hale bürünüyoruz. Ülkemizdeki sevdiklerimiz geliyor aklımıza, orada iftara daha var. Özlem duygusunu köyün ışıkları, köylünün kahkahaları ve yemeğin sonunda da insanlığın tek çıkış yolu olan kitabın ayetleri ile bastırıyoruz. Muhabbet devam ederken bol şekerli çay ve kahveler geliyor. Öyle geçmiş ki vakit yatsının okunduğunu anca ezanda fark ediyoruz. Teravihte çocukların arka saftan gelen sesleri ve şakalaşmaları ile günü noktalıyoruz. Gün köy için noktalandı. Biz ise şehre gitmek için araca geçiyoruz içten musafaha ve kucaklaşmalarla. Zifiri karanlık bir yolda tek tük geçen motosikletlerin ışıklarını görüyoruz. Yolda başlayan uyku sonrası şehirde birkaç saatimiz biraz dinlenmek için. Sahurda kapımız çalacak ve yine berekete davet edileceğiz.

Sizlere kıtanın herhangi bir ülkesinde geçirdiğimiz basit bir Ramazan günümüzden bahsetmek istedim. Gidemediğimiz için olsa gerek, özlem bize bu yazıyı yazdırmış oldu. İğne deliğinden Hindistan’ı seyredenler var, biliyoruz. Bizim gibiler gitmeden seyredemez ne yapalım. Madem eski Ramazanların yerini de biliyoruz artık, dua edelim.

Bu salgının bir an evvel bitmesi ve gezegenin dört bir yanındaki kardeşlerimizle tekrar buluşmak duasıyla.