Mustafa Kaya


Nefes Alamayan George Floyd mu, Amerika mı?

01 Haziran 2020 18:38

Siyah Amerikalı George Floyd’un Minneapolis şehrinde gözaltına alınırken ölmesinin ardından, Amerika’da sokak protestoları her geçen gün artmaya devam ediyor. Yağmalar, polis merkezlerinin yakılmasına kadar varan olayların ne zaman ve nasıl duracağı da belli değil. Floyd’un izleyenleri kahreden “nefes alamıyorum” sözü ise, vicdan sahibi her zihnin derinliklerine kazınan bir çırpınış olarak tarihteki silinemez yerini almış oldu.

Koronavirüs salgınından dolayı bir taraftan iç çekişme ve tartışmalara zirve yaptıran, diğer taraftan Çin ile tansiyonu özellikle yükselten Trump, şimdi de Floyd’un ölümünün sebep olduğu sorunlarla uğraşıyor. Aslında ektiğini biçiyor. Göreve geldiği ilk günden beri Ortadoğu ülkelerine vize yasağı koymak, Meksika sınırına duvar örmek gibi uygulamaları hayata geçiren, ötekileştirmeyi özel strateji haline dönüştüren Trump’ın hesaplarını, salgın sonrası oluşan ekonomik sıkıntılar bozdu. Güle oynaya 3 Kasım 2020 seçimlerine giderken, Floyd’un ortalığı ayağa kaldıran ölümü ise diğer sorunların üzerine tuz biber ekti.

Aslında Amerikan tarihi siyahlara uygulanan birçok ırkçı baskı ve zulüm içeren uygulamalarla dolu. Mesela Rosa Parks’ın “Montgomery Otobüs Eylemi” hâlâ zihinlerdeki yerini koruyor. Çok değil 1950’li yıllarda, Amerika’da siyahların otobüslere aynı kapıdan binmesi bile yasaktı. İlk dört sıra “derisi beyaz” olan yolculara aitti. Bazı koltuklar ise değişkendi. Beyaz yolcu varsa öncelik onlarındı. Oysa otobüsleri kullananların çoğunluğu siyahlardı. Boş olsa da beyazlara ayrılan koltuklara oturmaları mümkün değildi. İşte Rosa Parks bir iş dönüşünde o değişken koltuklardan birisine oturmuş, şoförün uyarısına rağmen kalkmakta direnince gözaltına alınmış ve tutuklanmıştı. Bu olay önemli siyahî aktivist Martin Luther King’in öne çıktığı ilk gelişme oldu. Rosa Parks olayından sonra ayrımcılığa karşı kurulan organizasyonun başına getirildi ve boykot kararları alınmasını sağladı. Yani “Bir rüyam var” diye literatüre geçen o tarihi konuşmasının temelleri aslında Rosa Parks’ın yaşadığı o olay sonrasında atılmış oldu.

Aynı yıllarda bir başka siyahî kişiliğin, sonradan İslam’ı seçerek Müslüman olan Malcolm X’in mücadelesinin zirve yaptığı yıllardı. Malcolm X ilk başlarda salt beyaz karşıtıydı. O yıllarda Amerikalı seçilmiş(!) beyazların yaptıkları, bütün siyahların öfkesini beyazlara yöneltmesine sebep oluyordu. Bir hac ziyaretiyle dünyasında farklı pencereler açılan ve hacdaki renklerin harmonisini görünce olması gereken noktaya gelen Malik el Şahbaz bu zorlu, fikir çileleriyle geçen bir o kadar da onurlu mücadelesini şehitlikle taçlandırmıştı.

Amerika bütün bu olanlardan ders aldığını göstermek adına Barack Obama, Colin Powell, Condoleezza Rice gibi teni siyah insanları bir şartla, o da sisteme itaat etme koşuluyla çok önemli görevlere getirdi. Bunlara rağmen Floyd olayında olduğu gibi ölümlerle sonuçlanan olaylar hiç bitmedi. Bir de bu ölümlere sebep olan hiçbir emniyet yetkilisi veya sorumlu kişi olması gerektiği şekliyle cezalandırılmadı. Amerikan devleti onları hep korudu, gözetti. Bazen ceza veriyormuş gibi yaparak vaziyeti kurtarmayı denedi. Son olayda bile açığa alınan polis memuru, kamuoyu baskısı olmasa tutuklanmayacaktı. Bu baskıya ön ayak olan Twitter’ın Trump tarafından kapatılma tehdidi ise özgürlüklerin beşiği olduğunu iddia eden Amerika’nın evirildiği noktayı göstermesi açısından önemliydi.

Bunun yanında Trump artık Çin’den öğrenci kabul etmeyeceklerini açıkladı. Bu sadece Çin ile de sınırlı kalmayabilir. Çünkü Trump ülkesine eğitim için gelen gençleri istihbarat toplamakla suçluyor. Amerika kendisini besleyen, bugünlere getiren sistemi sert bir şekilde terk ediyor.

Şurası artık açık ki, Amerikan rüyası artık Amerikan kâbusuna dönüşüyor. Amerika her geçen gün daha fazla içine kapanıyor. Bu durumu ilânihaye sürdürebilmeleri mümkün değil.

Diğer taraftan Amerika ve Trump bir süre sonra bu geriye gidişi durdurmak için sonuçları kendileri dâhil herkes için ağır olacak, savaş gibi ölümcül kararları bile alabilirler. Bu da -Allah korusun- 1929 Krizi, Büyük Buhran sonrası yaşanan İkinci Dünya Savaşı gibi bir yıkımı da beraberinde getirebilir.

Yani işin özü, Amerika sadece siyahlardan değil artık gölgesinden bile korkuyor. Nefessiz kalan sadece Floyd değil, eğer yanlışta ısrar etmeye devam ederlerse bütün bir Amerika olacak gibi görünüyor.