Mustafa Kaya


Hukuk, Eğitim, Koronavirüs ve Korkular

10 Haziran 2020 15:04

Her kriz kendi içinde fırsatları da barındırır diye klasik bir yaklaşım vardır. Bu anlayış aslında doğrudur. İnsanlık her böylesine önemli kriz dönemlerinde yandık, bittik, mahvolduk diyerek mücadeleden vazgeçmiş olsaydı, ne bir gelişme sağlanır, ne yaralar sarılabilir, ne de bugünlere gelebilirdik. Bu salgın dönemi de ama öyle ama böyle geçecek. Bu süreci kendileri için kullanmak isteyenler de tabi ki olacak. Nasıl ki Arap Baharı halkların haklı taleplerinin istismar edilmesi ile kışa çevrildiyse, koronavirüs dönemi de birilerine doymak bilmeyen hırslarını tatmin için müdahaleye açık alan oluşturabilir. Tam da bu noktada korkunun ve tedirginliğin doğru bir zeminde yönetilmesine ihtiyaç vardır. Korkular bir insanı nasıl ki panik atak rahatsızlığı ile karşı karşıya bırakırsa, toplumlar da bu tür zamanlarda korkularının esiri olabilir, büyük travmalarla yüzleşmek zorunda kalabilirler. En zor zamanlarda bile hayatın devam ettiği gerçeğini bilerek psikolojileri buna göre ayarlamak, krizleri daha doğru bir şekilde yönetilebilir kılar. Bu da bir anlamda sistemli problem çözme tekniğidir. Bunlar işin psikolojik boyutlarıdır.

Bir de konunun sosyolojik boyutları vardır. Sosyolojik açıdan sorunları çözebilmenin ilk adımı iğneyi başkasına çuvaldızı kendine batırmaktır. Yani önce ötekini masaya yatırmak değil, aynaya bakmak, kendinizle yüzleşmek sağlıklı olan yaklaşımdır. İşte bu adımı atabilme cesareti gösterenler ancak krizleri fırsata çevirebilirler.

Özellikle Türkiye açısından bu dönemden çıkarılması gereken iki önemli ders vardır. Bu dersler hukuk ve eğitim alanlarına odaklanmaktır. Bunlar sosyal hayatı düzene koyan ve ülkelerin geleceğini şekillendiren olmazsa olmazlardır. Mahkemeleri bağımsız karar veremeyen ülkelerin sorunlarının üstesinden gelebilmeleri mümkün değildir. Ekonomiden, sosyal hayata bu böyledir ve bu herkesin altına imza atacağı bir gerçektir. Adalet demek, güven ve aidiyet demektir. Kişiye, kuruma, partiye, adamına göre adalet olmaz. Kesilen parmağı acıtmayan şey, güven duyulan adalet mekanizmasıdır.

Diğer alan ise yukarıda ifade ettiğimiz gibi eğitimdir. İnsana yapılan yatırım en doğru yatırımdır sözü herkesin konuşmalarını süsler. Ancak söz ve eylem çoğu zaman birbiriyle uyuşmaz. Eğitim günlük politik çekişmelerin dışında tutulmak zorundadır. Bir üniversite öğrencisinin, eğitime başladığı yıl ile birlikte 8-10 yıl içinde ekonomiye, hayata değer katmaya başladığı düşünülürse, neden seçimlerle sınırlı olmayan bir süreçten bahsettiğimiz daha iyi anlaşılabilir.

Eğitim politikalarını günlük kaygılar değil, uzun soluklu projeksiyonlar belirlemelidir. Yap-boz tahtasına çevrilen eğitim sistemleriyle ülkelerin gelecekleri belirsizlikler içinde kaybolur gider.

Sonuç olarak, koronavirüs gibi etkileri daha tam olarak ortaya çıkmamış, kalıcı tortular bırakması büyük ihtimal olan bir süreci cesurca değerlendirmek şarttır. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak sözünün muhatabı sadece dışımızdaki dünya değildir. Bu salgın krizini fırsata çevirmek için başta hukuk ve eğitim alanlarıyla ilgili, günlük polemiklerden bağımsız çalışmalar yapılmalıdır. Yıllar çok çabuk geçip gidiyor. Seneler sonra aynı şeyleri konuşmak, aynı kısır tartışma gündemlerinde kaybolmak istemiyorsak, hukuk ve eğitim alanlarında gerekenler yapılmalı, eksiklikler, yanlışlıklar ortadan kaldırılmalıdır. Bu iki alan rayına oturursa, hani çocuğun dünya haritasını düzeltmek için işe insanı düzeltmekle başlaması gibi diğer sorunlar da kendiliğinden düzelecektir.