İsmail Mansur Özdemir


Korona Sonrası Küresel Sosyolojiyi Yeniden Düşünmek: ‘İmkan ve İnşanın Dili Olarak Kavli Leyyin’

16 Haziran 2020 21:37

İnsanlık tarihinin bu en özel günlerinde kendimizden başlayarak tüm insanlığın davranış biçimlerini anlamaya çalışıyoruz. Mayıs ayında ‘Materyalist Kehanetin Yıkılışı ve İlahi Mesaj’ isimli yazımızda şu yaklaşımlarımızı kıymetli kardeşlerimizle paylaşmıştık. Tüm olay ve gelişmeler seküler bir nazariye etrafında ele alınmaktadır. İnsanoğlu metot olarak materyalist determinizm illeti ile insan yaşamına yönelik kestirimler ve kehanetler ortaya koymakta ve birbirinin ikizi ideolojiler arasında insanlığı seküler bir hegemonyanın içine doğru çekmektedir. Her olay bu determinist bünye içinde telakki edilmektedir. Eğer kâinatta bir şey oluyorsa bu ancak insan kudreti altında olmalıdır. Materyalist determinizm her olayın izah edilebilirliği, edilemiyorsa da kolayca reddedilebileceği tezi üzerinden küresel kehanetlerle insan zihnini bulandırmıştır.

Bir taraftan hakim paradigma Korona sürecini materyalist bir algıya hapsetmeye çalışırken diğer taraftan da tüm dünya insanlığı, yaşadığı travma ve korku nedeniyle ilahi, mistik alana doğruda yönelmiş durumdadır. Tüm Dünya’da sistematik bir şekilde var edilmeye çalışılan materyalist propaganda dünya halklarının bu İlahi yönelimine karşı güçsüz ve aciz durumdadır. Rabbimiz Kuran’ında pek çok ayette insanoğlunun yaşadığı afet ve korkularında dini Allah’a halis kıldığını, rahata erdiğinde ise sözüne sadakatten imtina ettiğini ifade etmektedir. Allah Rum Suresi 33.ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır. ‘ İnsanların başına bir sıkıntı gelince yalnız Rablerine sığınarak O’na yalvarırlar; sonra onlara kendi katından bir nimet tattırdığında bakarsın ki bir kısmı kalkıp Rablerine ortak koşar.’ Rabbimiz Ankebut Suresi 65. ayetinde ise; ‘Onlar gemiye bindikleri (ve tehlikeye girdikleri) zaman, dini sadece Allah’a has kılarak (canı gönülden) yalvarıp yakarmaktadırlar. Ama onları karaya çıkarıp kurtarınca, hemen şirk koşmaktadırlar (ve nankörlük yapmaya başlamakta).’ şeklinde buyurmaktadır. Yaşadığı travma ve zorluklarda insanoğlunun Allaha yönelmesi; tabiatının mahiyeti yanında, İlahi hakikatin aslına vakıf olduğunun da bir delilidir. Tüm Dünya’da Korona virüsünün yarattığı korku ve travmanın da etkisi ile dünya halkları İlahi olana doğru iltifat etmişlerdir. İtalya, İspanya, ABD, İngiltere başta olmak üzere Dünya’daki pek çok ülkede farklı din mensupları bir araya gelerek birlikte af ve mağfiret için dua etmişlerdir. İslam’la rekabet ve mücadelenin İslamofobi olarak devlet politikası haline geldiği ve sistematik düşmanlığın beslendiği bir dönemde Müslümanlarında bu meclislere davet edilmesi dikkat çekicidir. Farklı din mensuplarının hazır bulunduğu meclislerde Kuran ayetleri ile Allaha yalvaran kitlelerin görüntüleri tüm dünyada dikkat çekici bir yayılım göstermiştir. Batı ülkelerinde yaşayan Müslüman azınlıkların bu hassas süreçte çok itinalı bir dil kullandıkları ortadadır. Yapılan toplu ayinlere iştirak ederek Kuran okumanın yanında gönüllü faaliyetler kapsamında Hristiyan komşularını ziyaret ederek ihtiyaçlarını görmüşler, ihtiyaç sahibi komşuları ile paylaşım içinde olmuşlardır. Bu durumun sosyal yakınlaşma yanında, İslam ve Müslümanların doğru algılanmasına yönelik olarak Batı halkları için bir fırsat olduğu ortadadır. Özellikle toplu ayinlerde okunan ayetlere yapılan tefsir ve dualara yüzbinlerin dikkat kesilerek icap etmeleri yabancılaştırma ve çatıştırmadan medet uman küresel ifsat projelerinin iflası olmuştur.

Batı halklarının İslam’ın değerlerine yönelik teveccühkâr tavrı anlamlı ve değerlidir. Bu insanoğlunun kendi başına var ettiği bir durum olmaktan ziyade Allah’ın insanlığa bir ihsan ve imkânı olarak ele alınmalıdır.

O halde İslam’ın değerlerine ve Kurana iltifatın devamlılığını sağlamaya yönelik olarak İslam dünyası nasıl bir vaziyet almalıdır?

Ya da Korona sürecinde oluşan ilginin küresel bir davet ve irşat diline dönüşmesinin dinamikleri nasıl olmalıdır?

Bu ilgi değerli bir ilgi ve insanlık için şerden bir hayrın çıkmasına yönelik muazzam bir fırsattır. Batı dünyasında kilise başta olmak üzere siyaset ve diğer kurumlar eliyle bir süreç yönetilmiştir. Batı toplumları esas ve ruhundan koparılmış bir beşeri din etrafında oyalanmaktadır. Derin tutarsızlıklar insanların içlerindeki açlığı bastırmaya yetmediğinden milyonlar seküler bataklığa doğru savrulmaktadır. İslam bu derin travmatik açlığı giderecek son ve tek ilahi nizamdır.

Allah (C.C) Kitabında müşriklerin Müslümanlara düşmanlıkta çok fena olduğunu, kin ve düşmanlığın ağızlarından dökülen sözlerden belli olduğunu, Müslümanların başına bir musibet gelse buna çokça sevineceklerini pek çok ayetinde açıkça ifade etmektedir. Rabbimiz Al-i İmran Suresi 119’da ise şöyle buyurmaktadır. ‘Ey İman Edenler siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz…..’. Siz onları seversiniz ayetini müfessirler, onların İslam olmasını istersiniz, iyiliklerini istersiniz şeklinde açıklamaktadır. Müşriklerin gözlerini düşmanlık bürümüş iken Müslümanlar insanlığı kurtuluş çağrısına davet ile mükelleftirler. Buradan çıkarılacak temel metodoloji bizlerin davet ve mücadeleyi bir bütün olarak ele almamızdır. Korona süreci İslam’ı bilmeyen Batı toplumlarının İslam gerçeği ile tanışması konusunda bir imkân olarak ele alınmalıdır. Zira küresel materyalizm, Batı kiliseleri ve Siyonizm öncelikle kendi toplumsal alanlarını ifsat etmektedir. Siyonizm’in ve küresel materyalizmin zulmü ile mücadele, aynı zamanda tüm dünyada bir davet hareketinin yaygınlaşmasıdır.

Zalimlerin zulmü ile şehadete yürüyen İslam davetçisinin şehadet anındaki şu sözleri de çok anlamlıdır. “ (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. (Yasin;26/27) İşte kendisine zulüm edilen bir İslam mücahidinin şehadet anında halkına ifade ettikleri.

O halde tüm bu ayetler ışığında İslam’ın anlaşılması ve yeryüzünde bir davet iklimin oluşturulması için oldukça uygun bir zemin oluşmuştur. Müslümanlar yeryüzündeki ıslah ile sorumlu oldukları için bu durumu bir hayra çevirmekle mükelleftirler. Bunun için dünyada sosyal yaşamı yeniden kuracak hacimde ve derinlikte bir küresel davet söylemi oluşturulmalıdır. Modern dönemlerde bir bilginin yayılma gücü bu sefer İslami söylemin yayılmasının bir fırsatına dönüşmelidir. Evlerinde mahsur bekleyen milyonlar, devletleri yanında kilise ve kendi sosyal imkânlarını, sınırlarını sorgulamaktadır. Modern dünya paradigması derin bir kaos içine girmiş, modern telakkiler ölümcül sorgulara muhatap olmaktadır.

Peki, bu davet dili nasıl olmalıdır? İnsanlık Korona virüsü ile gelen ölüm’ den oldukça korkmuş durumdadır. Fiziki ve psikolojik direnci çökmüş olan insanlığın önce rehabilite edilmesi, içine girdiği modern travmatik iklimden kurtulması için Kuran ile İslam ile buluşması sağlanmalıdır. Burada kullanılacak dil çok önemlidir.

Batı dünyasında sosyal çöküş ve yabancılaşma sebebiyle gönüllü sistemi işlevsel değildir. Modern Kapitalizm insanları ‘ İndivualist’ bireycileştirmiş ve ‘Egoist’ bencilleştirmiştir. Devlet kiliselere ayırdığı fonlar marifetiyle sosyal çalışmalarını ve gönüllü çalışmalarını idame ettirmektedir. Korona sebebiyle devletlerle birlikte hareket eden sivil kurumlarında bir operasyon fukaralığı yaşadığı görülmektedir. Ölüm korkusunun kiliseleri vurduğu da aşikârdır. Sağlık sistemi ile birlikte Batı dünyasında kilise sistemi de çökmüştür. Tüm Dünya’da başlatılacak küresel iyilik hareketinin odağı Müslümanlar olmalıdır. Batıda yaşayan azınlık Müslümanları bu konuda imtihanlarını başarı ile vermişler ve muazzam bir model olmuşlardır. Tüm dünya Müslümanların ülkelerinde üstlendikleri rolü konuşmaktadır. Bu günlerde küresel ifsat şebekesi bu olumlu algıyı ters çevirecek operasyonlar peşindedir.

Öncelikli olarak virüs temelinde ihsankâr bir yaklaşımın seçilmesi esastır. Ülkemiz kurumları vasıtasıyla yapılan uluslararası yardımların çok büyük bir memnuniyet yarattığı gözlemlenmiştir. Bu türden küresel bir yardım hareketini besleyecek davet dilinin de oldukça müşfik ve inşa edici bir rolde olması gerekir. Kavli Leyyin olarak tanımlanacak bu davet diline insanlık asla ilgisiz kalmayacaktır. İslam’ın şiddet yanlısı bir din olduğu yönündeki bühtan ve propagandaya muhatap olan halkların ihtiyacı Kavli Leyyin’dir. Allah (C.C) aşikâr zulmüne rağmen Firavunla ilgili olarak, peygamberleri Musa ve Harun’a (A.S) şöyle vahyetmiştir. Taha Suresi 43-44. ayetlerde “Firavuna gidin. Çünkü O, iyiden iyiye azdı. Ona Kavli Leyyin ‘Yumuşak Söz’ söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” Rabbimiz açık zulmüne rağmen Firavuna bile yumuşak söz ile hitap edilmesini emir buyurmuştur. Zalimler eliyle var edilen küresel yafta ve propaganda ile mücadele etmenin imkânı Korona imtihanı vesilesi ile oluşmuştur. Bunun ilk ve başarılı denemeleri Batı’daki Müslüman azınlıklar marifetiyle oluşturulmuştur. Batı kentlerinde, Romanın kalbinde Allah’ın ayetleri Roma sütunları arasında insanların kalplerine en etkili halleri ile çarpmıştır. Medeniyetleri çatıştıran batıl aklın, insanlığı huzura davet etmek gibi bir derdinin olmadığı ortadadır, kilise ve materyalist kurumlar eliyle ifsat edilmiş halklar, küresel siyaset eliyle oradan oraya savrulmaktadır. Bu savrulma ve ifsat ancak İslam ile nihayete erer.

Küresel bir davet hareketinin ‘Kavli Leyyin’ ile başlatılmasının ardından Allah Celle’nin bizlere müjdesi Nasr Suresinde şöyle ifade edilmiştir. ”Allah'ın yardımı ve fetih geldiğinde ve insanların bölük bölük Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde, Rabbine hamd ederek tespihte bulun ve O'ndan bağışlama dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.”