İsmail Mansur Özdemir


Yabancılaşma “Hakikat ile Yalan Arasındaki Derin Uçurum”

02 Temmuz 2020 16:31

Bazı kavramlar, olgusal değerlerinin yanında paradigmatik bir arka planla da var oluyorlar. İdeoloji, modernlik, kültür gibi yabancılaşma kavramı bunu bir anlam düzeni içinde kullanan kullanıcının ellerinde bir şekle giriyor.

Temeli itibariyle Batı felsefi düşüncesi içinde yabancılaşma kavramı kuralsızlık, anomi, anlam yitimi, kaos, kontrolsüz değişim, dönüşüm, değersizleşme gibi geniş bir anlam bandı üzerinde karşılık bulabiliyor.

Karl Marks’ın kullandığı ve felsefi tasarımının odağına oturttuğu ‘alienation/yabancılaşma’ kavramı Marks tarafından iki düzlemde kullanılıyor. İlk olarak doğadan kopuş anlamındaki yabancılaşma. İnsan, doğadan koparak kültürel-toplumsal alanda yeni bir doğa inşa eder ve sonucunda insan doğaya yabancılaşır şeklinde tanımlıyor. Bir diğerinde ise, bizzat kapitalist pazarın ve sistemin yarattığı yabancılaşmayı tanımlıyor. Kapitalizmin var ettiği hırpani ilişkiyi ifade etmek için kullanıyor.

Marks kendi yaşam pratiğinden hareketle ortaya koyduğu yabancılaşma olgusunu daha uzun bir yaşama sahip olsaydı yeni pratiklerle de sürdürerek çeşitlendirebilirdi belki de. Bizzat iman ettiği, var ettiği diyalektik materyalizmin ve sosyalizmin insanın doğasını nasılda hiçleştirdiğini görseydi muhtemelen yeni tip yabancılaşma modelleri ortaya koyması mümkün olabilirdi. Bugün yaşamadığına göre yüksek müsaadesiyle onun kavramı üzerinden insanın neye ve nasıl yabancılaştığını biz tanımlayalım.

Rabbimiz insanoğlunu kendisine kulluk etsin diye halk etmiştir. İnsanoğlu yaradılış gerçeğinin bu yüksek manasını anlamaktan imtina ettiği için ilk yabancılaşması bu ilahi gerçeğe olmuştur. Yaradılış gerçeğine yabancılaşma olarak tanımlanabilecek bu süreç Hak’tan yüz çevirerek batıla iltifatla olmuştur.

Rabbimiz insanoğluna yol ve iz bulacağı bir şeriat ihsan etmiştir. İkinci yabancılaşma ise bu şeriata muğayyir ve muhalif yollar seçilmesi ile ortaya çıkar. İnsanoğluna ikram ve ihsan edilen nimetler yanında, zararları sebebiyle mesafe konulan başkaca yaratılmışlar da vardır. İnsanoğlunun bir diğer yabancılaşması da zararından emin olması gerektiği halde yöneldiği batılın onun bünyesinde var ettiği başkalaşım marifetiyle ortaya çıkan öz doğası ile yabancılaşmasıdır. Her insan İslam fıtratı üzerinde doğmuştur, fakat yaşam pratikleri insanı fıtrat gövdesinden ayırarak fıtratı ile yabancılaştırır. Kâinatın doğasındaki Tevhit, insanoğluna bildirilmişse de, bu tevhidi bozmaya yönelik gayreti de insanoğlunun öz gerçekliği ile kopuşunun yegâne sebebi olmuştur. Öz varlığı ile kavgalı hale gelen insanın mutluluk, huzur ve sekinet düzeninin bozulacağı da ortadadır.

İnsanoğlunun tabiatla olan ilişkisi de, hayvanatla olan ilişkisi de yaradılış nezahetinden uzaklaştıkça bozulmaktadır. Tabiat huzur ve sekinet kaynağı olmaktan çıkıp, korku ve vehmin odağı haline gelmektedir. Tabiat insan için mücadele edilmesi gereken bir mücadele nesnesidir ve bir hükümranlık savaşı başlar. Kâinat içindeki tüm varlıklarla, insanoğlu hırpani bir ilişki oluşturmaktadır. İnsanın sınırsız ihtiyaç ve arzularının karşılanması hatta sadece haz ihtiyacını karşılasın ya da yüksek Pazar ihtiyaçlarını karşılasın diye katledilen hayvan sürüleri, yok edilen tabiat insanoğlunun kendi dışındaki varlık âlemine yabancılaştığının bir göstergesidir.

Kur’an bize kâinata ilk akan kandan haber verir. İlk katliam aslında insanın insan bedenine, kardeşliğe ilk ihanet ve yabancılaşmasıdır. İnsanoğlunun kendi varlığına, kendi nevisine ilk taarruzu olarak Kabil’in Habil’i katletmesi ilk katliam ve ilk yabancılaşmadır. Öze yabancılaşmak bedeni ötekinin bedeninde katletmektir. Katliam insan bedenine ve yaradılış kanununa yabancılaşmaktır. İman ve inkâr arasındaki derin uçurumun bir başka adı da yabancılaşma olmalıdır. Öz ile yalan arasındaki derin uçurum, hakikat ile yalan arasındaki; gerçeklikle, illüzyon arasındaki kopuş yabancılaşmadır.

İnsanoğlunun yabancılaşma serüveni devam etmektedir. Öz ile bağın her keskin kopuşu yabancılaşmadır. Allah kâinat nizamı tesis olunsun diye kâinatını Nebi ve Resulleri ile nimetlendirmiştir. Her biri şeriatın ölçüsünü, halklarına takdim etmişlerdir. Özüne yabancılaşmış her toplum önce peygamberine savaş açar. Kimi peygamberini katlederken, kimi de yalanlayarak ya da örseleyerek muamele etmiştir. Kendi hakikati ile ters düşmüş her toplum bu hakikati ihya ile vazifeli peygamberi ile de yabancılaşmıştır. Peygamberleri ile yabancılaşmış toplumlar için azap ve süflilik hak edilmiş bir sonuçtur. Yabancılaşma, öz ile hakikatle bağı kopmuş ve peygamberini yalanlamış toplumların, azgınlıkta ölçü tanımayanların ahvalini tasvir için kullanılacak en uygun ifadedir. Her azgınlık, her ölçüsüz günahkârlık insanın yaradılış özüne yabancılaşmasıdır.

Kâinatta ilahi nizam ve ölçülerin ortadan kalkması, insanoğlunun hırs ve azgınlık güdüsü ile kâinatı fesada gark etmesi, insanın insan ile savaşı, fıtrata uymayan günah ve haz arzusu etrafında bitmeyen savaşlar bu derin yabancılaşmanın bir sonucudur. Sorduğunuzda herkes kâinata bir düzen bahşetmek istemektedir.

Kendi tuğyanlıkları üzerinden yeryüzüne yapılmak istenen büyük iyilik gayreti!!!.

İşgalciler eliyle coğrafyalara iyilik murat edilmektedir, zorla getirilen iyilik!!!. Ölümler ve işkencelerle takdim edilen iyilik!!!. Organize her kötülük, bahşedilmiş bir iyilik operasyonudur!!!.

Kötülük, taammüden bir organize iyilik operasyonu olarak tezahür ettirilmektedir. Derin yabancılaşma, kavramların içini boşaltmış ve kötülük kendi imajını iyilik makyajının içine gömerek tezahür etmektedir. Her ölüm, ölüm sahibinin iyiliği için müjdelenmiştir, her işgal mutluluk ve huzurun mutlak şartı olarak takdim edilmektedir. Kitlesel ölümlerle insanlık yaşam yükünden kurtarılmaktadır.

Öz ile yabancılaşma bir zaman sonra yabancılaşan açısından var oluş noktasının belirsiz hale gelmesi ile bir kopuş ve sürüklenmeyi de getirecektir. Ben neyim? Kimim? Ne yapmak istiyorum? Soruları cevabını kaybedecektir. Var oluş gerçeği ile bağı kopan insan’ ın kendini konumlandırma krizi, nelik ve nitelik sorunu derin boşlukta savrulmasına ve kendi sahte tanrılığına odaklanmasına sebep olacaktır. Derin itminan sorununda son, kaos ve intihardır.

Ancak Müslümanlar eliyle kâinatta düzen, sulh ve iyilik ikame olunursa o vakit öz ve fıtrat ile bağ yeniden birey, toplum ve nizam bağlamında tesis edilmiş olur. İlahi adaletin tecellisi ile kâinat içinde ahenkli düzen tesis edilmiş olur. Yabancılaşmaya karşı yapılacak mücadele öz ve fıtrata uygunluğu esas almaktadır. Fıtrata uygun olan her durum denge ve huzurun teminatıdır.