Mustafa Kaya


Amerikalılar Trump’a “Kovuldun” Diyecek mi?

03 Kasım 2020 18:55

Bugün 3 Kasım Salı ve Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) oy verme işlemlerinin son günü. Halk bu seçimlerde başkanı, 2 yılda bir seçilen 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamını ve 6 yılda bir seçilen 100 sandalyeli Senato’nun 35’ini belirlemek için iradesini ortaya koymuş olacak. Bilindiği gibi ABD başkanlık seçimleri 4 yılda bir yapılıyor. Seçimlerin tarihleri de net olarak belli. “Kasım ayının ilk Salı günü” olarak anayasada bu durum kayıt altına alınmış. Bu takvime göre Amerikalılar 4 yıllığına Beyaz Saray’da oturacak kişiyi bir kere daha belirlemiş olacaklar.

Diğer taraftan Amerika daha önce böyle bir seçim dönemi gördü mü, bilmiyorum. Bir tarafta Trump’ın son yılında olabildiğince alaya aldığı/alındığı, yaklaşık 250 bin kişinin hayatını kaybettiği Covid-19 salgınının etkisinde bir ekonomi var. Öte tarafta Trump’ın başından beri hem kurumsal hem de diplomatik teamülleri alt-üst eden söylemleri ve son dönemde kamplaşmayı, ayrıştırmayı, ötekileştirmeyi merkeze aldığı propaganda yöntemi var.

Bundan 4 yıl önce, 2016’da Donald Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’den adaylığı söz konusu olduğunda, birçok kimse bunun bir şaka olduğunu düşünmüştü. “Karikatür” gibi bir kişilik nasıl böyle bir şeye cüret edebilirdi? Bunun Trump’ın TV’de “The Apprentice / Çırak” programında olduğu gibi bir şov olduğunu düşünenler çoğunluktaydı. Herkes o programda Trump’ın “You’re Fired / Kovuldun” diye böbürlenerek kullandığı sözün şimdi kendisine büyük bir zevkle söyleneceğini düşünüyor ve haddinin bildirileceğine inanıyordu. Oysa kendisi şaşırdı mı bilinmez ama Trump’ın seçilmesiyle birlikte bütün dünya için bu sonuç uyanınca biteceği zannedilen korkulu bir rüyaya dönüştü. Azledildi, azledilecek derken Trump ilk dönemini bitirmeyi başardı. “Nasıl bir 4 yıl oldu?” sorusunun cevabı standart kriterler üzerinden cevaplanabilecek gibi değil. Çünkü bu dönemin tamamında, her şeyinde Trump var. Öne çıkardığı, kendisine inisiyatif alanı açtığı ikinci bir isim yok. Buna yardımcısı Mike Pence de dâhil. Başkan Trump ulusal güvenlik danışmanlarını defalarca değiştiren, kabinesine aldığı insanları sürekli itibarsızlaştıran, “ben varsam, sizler varsınız” mantığıyla hareket eden, “egosantrik” bir profil olarak geçen 4 yılı tamamlamış oldu.

Türkiye ile olan ilişkileri ise tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurduğu ikili ilişkiler üzerine oturdu. Bununla birlikte aslında bu bölgede “olmaz, yapılamaz, ABD bunu göze alamaz” denilen ne kadar iş varsa, Trump bütün bunları şahsi imzasıyla hayata geçirdi. İsrail elçiliğini Tel-Aviv’den Kudüs’e taşırken, Suriye’ye ait olan Golan Tepeleri’ni İsrail verirken(?), Körfez ülkelerini, Sırbistan’ı, Karadağ’ı İsrail ile masaya oturturken çok rahattı ve kibri zirve noktasındaydı. Türkiye’ye dönük “ekonominizi mahvederim” tweetleri atarken, yazdığı mektupta hakaret dilini özellikle tercih ederken de Trump aynı Trump’tı. “Suriye’den asker çekeceğim” dedikten sonra içeride gördüğü tepkiler(!) üzerine, daha fazla askeri bu bölgeye gönderen yine o oldu. Bölge barışını doğrudan ilgilendiren BM daimi üyeleri ve Almanya’nın İran ile yaptığı nükleer anlaşmadan gelir gelmez çekilen, Irak’ta suikastlar düzenleyen ve bunu böbürlenerek takdim eden de oydu. Tüccardı ama “basiretsizdi”. Ne değer tanıdı, ne teamülleri dikkate aldı, ne de kendisinden başka birisini düşündü. Tabi bütün bunların bizi, bölgemizi ve kısmen de dünyayı ilgilendiren konular olduğu söylenebilir. Sonuçta Trump’ın geleceğine Amerikan halkı karar verecek. Gelinen durum itibariyle bugün Amerika’nın şehirlerini yakıp yıkan George Floyd’un öldürülmesi protestolarını bile kendisi için artıya çevirmeyi başaran, “Amerika’da üretim” sloganı ile ekonomik açıdan kısmen eli güçlenmiş bir Trump gerçeği de kabul edilmeli. Rakibi Demokrat Joe Biden ise heyecanı olmayan, genç nüfusun ilgisini çekemeyen, arazide olmamasına rağmen dijital platformları bile doğru düzgün kullanamayan bir aday olarak kampanya sürecini öylesine geçirdi. Biden’ın fazla bağış toplamış olması ve anketlerde kazanacağına dair yorumlar çokça yapılıyor olmasına rağmen, hiç kimse Trump kesin gidecek diyemiyor. 2016’da Demokrat aday Hillary Clinton’dan 3 milyona yakın daha az oy almasına rağmen Amerikan seçim sisteminin sağladığı avantajla, delege sayıları hesabıyla “kaybettiği halde kazanan” bir aday olan Trump, bu seçimlerde de yine aynı sonucu elde edebilir. Malumunuz ABD’de halk doğrudan başkan adayına oy vermiyor ve başkan eyaletlerden seçilen toplamda 538 delegenin 270’inin, yani salt çoğunluğunun oyunu alarak başkan olabiliyor.

Sonuç olarak Amerikalılar Başkan Trump’a “kovuldun” diyecek mi bilmem ancak şunu söyleyebilirim. Şayet Trump bir 4 yıl daha başkan olarak kalırsa, bunu en başta “Beyaz Saray’ı emekliler lokali” gibi gören, böyle bir kampanya yürüten Biden’a borçlu olacak.