Taha Kılınç


Bender’in Mesajı

11 Ekim 2020 18:42

Suudi Arabistan kraliyet ailesinin en tanınmış üyelerinden Prens Bender bin Sultan, El Arabiya televizyonuna uzun bir mülakat verdi. Hafta içi üç bölüm halinde yayınlanan mülakatta dile getirilenler, uluslararası camiada ve medyada geniş yankı buldu. Söylediklerine geçmeden evvel, Prens Bender’in şahsından ve konumundan söz edelim; çünkü konuşan kişinin kimliği ve sözlerinin zamanlaması, en az mülakatın muhtevası kadar dikkat çekici.

Ülkenin kurucu kralı Abdulaziz’in torunu olan Prens Bender, 1949’da babası Sultan’ın Etiyopyalı cariyesi Hayzurâne’den dünyaya geldi. İngiltere ve ABD’de havacılık eğitimi alan Bender, 1970’lerin sonunda diplomasi sahasına intisap ederek Kral Fahd’ın en yakın danışmanlarından biri oldu. 1983’te Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği’ne atandı, bu görevde -2005’teki istifasına kadar- tam 22 yıl kaldı. ABD’de geçirdiği bu uzun süre boyunca, Bush ailesiyle öylesine yakınlaştı ki, “Bender Bush” lakabıyla anılmaya başladı. Büyükelçilik görevi sırasında Ortadoğu’daki iç çatışmalara, Birinci ve İkinci İntifada’ya, İran-Irak Savaşı’na, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline ve akabinde Sovyetler’in dağılmasına, İsrail’le Filistin arasındaki Oslo Görüşmeleri’ne, Usame bin Ladin ve El Kaide’nin doğuşuna, Cezayir ve Türkiye’deki ‘İslâmcı’ iktidarlara ve orduların gösterdiği reaksiyona, 11 Eylül saldırılarına, Afganistan ve Irak’ın işgallerine tanık oldu; tüm bu süreçlerde ülkesiyle Amerikan yönetimleri arasındaki derin ve kritik iletişimleri sağladı. 2005-2015 arası Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Konseyi’ne başkanlık etti, 2012-2014 arasında ülkesinin istihbarat şefiydi. Son yıllarda gözlerden uzak kalmış olsa da, aslında gücünü hiçbir zaman kaybetmedi. Kızı Rîmâ ve oğlu Hâlid, şu anda Suudi Arabistan’ın en önemli dış temsilciliklerinin başında: Rîmâ Washington, Hâlid de Londra Büyükelçisi. Prens Bender, “eş durumundan” da kraliyetle sıkı sıkıya bağlantılı: Karısı Hayfâ, maktul Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdulaziz’in kızı.

İşte böyle bir arka plana sahip olan Prens’in El Arabiya’ya verdiği röportajda, ana ekseni Filistin meselesi oluşturuyordu. Söylediklerini, şöylece özetlemek mümkün:

“Suudi Arabistan, en başından beri Filistin davasını ve Filistinlileri destekledi. Ancak Filistinli liderler, bu desteğin kıymetini bilemedi ve çözüm fırsatlarını defalarca teptiler. Ekonomik yardım ve tavsiye istediler; yardımı aldılar ama tavsiyelere burun kıvırdılar. Filistin davası haklı bir dava, ancak savunucuları başarısız. İsrail’in davası ise haksız, ancak savunucuları başarılı. Son 70-75 yılda bunu sürekli görüyoruz. Filistinliler, hep kaybeden tarafa oynadılar. 1930’larda Hacı Emîn el Huseynî, Almanya’ya gidip Nazilerle birlikte hareket etti. Sonra Yâser Arafat çıktı, Kuveyt işgal edildiğinde Saddam Hüseyin’i destekledi. Hamas ve Fetih’i barıştırdık, Mekke’deki toplantıdan çıkar çıkmaz yine kavga ettiler. Bugün de Filistinliler, Türkiye ve İran’ı bize tercih ediyorlar. Ankara ve Tahran, onların gözünde Riyad, Kuveyt, Abu Dabi, Manama, Maskat ve Kahire’den daha yukarı bir seviyede. Katar’ı saymıyorum; onu bahse konu etmeye değmez. Yine de, Filistinlilere yönelik iyi niyetimizi değiştirmeyeceğiz. Ancak bu Filistin liderliğine de güvenmek ve onlarla Filistin için bir şey yapmak çok zor. Suudi Arabistan olarak biz, millî menfaatlerimize odaklanmak zorundayız. Tüm bunları Suudi vatandaşları için, bizim kız-erkek genç evlatlarımız için anlatıyorum, ki neler yaşandığının farkında olsunlar. Ülkelerinin ve liderlerinin tarih boyunca aldığı siyasî pozisyonlarla gurur duysunlar. Tarih ve belgeler, olan-bitenin şahitliğiyle dolu. Ve ben şimdi bunları sizinle paylaştım.”

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler ve mevcut dengeler dikkate alındığında, Prens Bender’in, Veliaht Prens Muhammed bin Selman adına ve onun emriyle bu sözleri söylediğini, dolayısıyla “devletin resmî görüşü”nü dile getirdiğini tahmin etmek zor değil. Maksat da, önce Suudi kamuoyuna sonra da Arap dünyasına şu mesajı vermek: “Filistin ve Filistinliler için, elimizden gelen her şeyi yaptık, ancak sonuç ortada. Günün birinde İsrail’le biz de normalleşmeye girişirsek, Filistinliler yalnızca kendilerini suçlasın!”

İsrail basınında “Bizim hükümet sözcüleri bile böyle güzel konuşamazdı” övgüleri eşliğinde alkışlanan Prens Bender röportajı, Suudi yönetimi açısından aslında fuzuli bir “PR” çabası. Diledikleri adımı atabilmek noktasında ikna etmek zorunda oldukları bir halk, kendilerini sarsıp uyaracak bir ulemâ sınıfı veya öfkesinden çekinecekleri yekpare bir İslâm dünyası mevcut değil zira…

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.