Taha Kılınç


Cinnet Toplumu

28 Mart 2021 12:55

İsrail’de son iki yıl içinde düzenlenen dördüncü genel seçimde ortaya net bir tablo çıkmadığı gibi, politika sahnesi eskisinden daha karmaşık bir hal aldı. Katılım oranının yüzde 66,7’de kaldığı -2009’dan bu yana en düşük seviye- seçimlerin sonucunda, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi 30 milletvekiliyle birinci oldu. Netanyahu ve müttefikleri, 120 sandalyeli İsrail Parlamentosu’nda (Knesset) toplam 52 üyeye ulaşabildiler. Netanyahu’nun karşısına blok halinde çıkan kamp ise 57 milletvekili elde etti. Hükümet kurabilmek için 60+1 sayısını garantilemek gerektiğinden, Netanyahu cephesi de muhalifleri de şu anda Knesset’ten onay alabilecek bir koalisyon oluşturamıyor. Her iki cepheye de katılmayan iki parti var: Netanyahu’nun eski savunma bakanı Naftali Bennett’in Yamina’sı (7 vekil) ve Mansûr Abbâs’ın başkanlığındaki İslâmcı-Arap Ra’am (4).

Yüzde 3,25’lik barajı aşarak Knesset’e giren toplam 13 siyasî partinin çoğu, istikrarlı bir koalisyon hükümetinde barınamayacak şekilde birbiriyle kanlı-bıçaklı. Netanyahu karşıtı cephe, azılı Siyonistlerden solcu Araplara, büyükçe bir aşure tabağını andırıyor. Netanyahu cephesinin hükümet kurabilmesi için ise Naftali Bennett’in tam desteği yetmiyor -ki vereceği de kesin değil-, ancak hem Bennett hem de Netanyahu’nun aşırı dinci Yahudi müttefikleri “Mansûr Abbâs’la asla!” çizgisindeler. İsrail ve dünya basınında günlerdir yayınlanan analizlere bakılırsa, iki yıl içindeki beşinci seçim yolda.

Burada, İsrail siyasetinin en dikkat çekici figürlerinden birine dönüşen Mansûr Abbâs için bir parantez açalım:

46 yaşında bir diş hekimi olan Abbâs, İsrail’in kuzeyinde Dürzî ve Hristiyanların çoğunluğu teşkil ettiği Meğâr kasabasında doğdu. Gençlik yıllarından itibaren siyasî aktivizm içinde yer aldı; Kudüs İbrani Üniversitesi’nde diş tabipliği okurken Arap Öğrenci Konseyi’nin başkanlığını yaptı. Hayfa Üniversitesi’nde siyaset bilimi eğitimi de alan Abbâs, 2007’den itibaren İsrail siyaset sahnesinde boy göstermeye başladı. Arap politikacıların genelinin aksine, Netanyahu’ya “yatkın” bir çizgi izleyen Abbâs, “Netanyahu’nun üstünü tamamen çizmek derdinde değilim. Onun fikirlerini, Filistinlilerin lehine değiştirmek istiyorum” düşüncesinde. Ne var ki, ittifak kurduğu herkesi aldatarak ve sürekli saf değiştirerek, İsrail politik arenasının son 30 yılında canlı kalmayı başarmış nadir isimlerden biri olan Netanyahu, Abbâs’ın “tuzağına” düşecek kadar toy değil.

Benyamin Netanyahu’nun karşıtları onun yolsuzluklarını ve hâlen çok sayıda suiistimal sebebiyle yargılanmakta oluşunu öne çıkarıyor. Netanyahu’yu “devleti yönetmek ve ülkeyi selamete çıkarmak için en güvenilmez aday” şeklinde tanımlayanların oranı oldukça yüksek. Hatta bizzat kendisi karısı Sara bile Netanyahu’yla ilgili derin bir güven bunalımı yaşıyor olmalı ki, evlenirken yaptıkları yazılı sözleşmeye, “Benim olmadığım yerde gece kalmayacaksın” şeklinde bir madde ekletmek ihtiyacını duymuştu. (Netanyahu’nun en az siyasî yaşamı kadar skandallarla dolu özel yaşamını ayrı bir yazının konusu yapmaya değer.)

Netanyahu muhaliflerinin şimdiki en acil hedefi, Knesset’ten “yargılanmakta olan biri hükümet kurmakla görevlendirilemez” içerikli yeni bir kanun çıkararak, Netanyahu’nun önünü fiilen kesmek. 5 Nisan’da hâkim karşısına çıkacak olan Netanyahu’nun engellenmesi ise, yine İsrail iç siyasetindeki derin çatlaklar yüzünden, kâğıt üzerindeki gibi kolay değil.

İsrail seçimleri, Benyamin Netanyahu’nun takip ettiği politikalar için bir referandum olarak değerlendiriliyordu. Netanyahu ise özellikle iki konudaki iddialarıyla kendinden çok emindi: 1) Koronavirüs salgınını iyi yöneterek aşılama çalışmalarını hızlıca tamamlamak, 2) Bazı Arap ülkeleriyle imzalanan barış anlaşmaları sayesinde, İsrail’i daha güvenli hale getirmek. Oysa sonuçlara bakıldığında (ve katılım oranı da akla getirildiğinde), İsrail halkının düşünce dünyasının paramparça olduğu ve siyasetçilerin lehte-aleyhte vaatlerine fazlaca kulak asmadığı görülüyor.

Ta 1948’den beri sürekli olarak iç çatışmalarla, boğuşmalarla ve ayrışmalarla şekillenen İsrail’deki sosyal kırılmaların derinliği, artık gizlenemeyecek boyutlara ulaşmış bulunuyor. Arap dünyasının göbeğinde, meçhul bir istikbale doğru sürüklenen bir cinnet toplumu vücuda geldi. Gelecekte bugünlerin tarihi yazılırken, Netanyahu, “kendi politik emelleri için İsrail’i zayıflatan bir muhteris” olarak kayıtlara geçecek. Hatta şimdiden, böyle söylenmeye başladı bile.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.