Taha Kılınç


Dua Günü

16 Mayıs 2020 18:37

İki gün önce (14 Mayıs Perşembe), Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilginç bir dua seansına sahne oldu. BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zâyed’in (MBZ) yakın danışmanlarından Dr. Faruk Hamda ve ekibinin organize ettiği “koronavirüse karşı insanlığın selâmeti için” temalı seansa, dünyanın her yerinden ve her dinden insanlar katıldı. Internet ortamında, MBZ’nin görevlendirdiği Süleyman Câsim’in moderatörlüğünü yaptığı dua öncesinde, BAE Hoşgörü Bakanı Şeyh Nahyan bin Mubârek Nahyan da söz aldı. Seansın konsepti gereği her din mensubu kendi inancının usulleri çerçevesinde duasını gerçekleştirirken, Müslümanlardan Yahudilere, Katoliklerden Hindulara epey kalabalık bir ekip, dua için ekran başındaydı.

Resmî adıyla “Koronavirüse Karşı Evrensel Dua Günü”, Katolik dünyasının ruhanî lideri Papa Francis’in geçtiğimiz yıl 3-5 Şubat tarihleri arasında BAE’yi ziyareti sonrasında oluşturulan “İnsanlığın Kardeşliği Yüksek Komitesi”nin bir icadıydı. Komitenin MBZ tarafından atanan başkanı Muhammed Abdusselâm, ay başında bütün dünyaya çağrıda bulunarak, koronavirüse karşı ortak dua önermiş, katılım için de bir Internet sitesi kurulmuştu. (“İnsanlığın Kardeşliği Yüksek Komitesi”, tanıtım bültenlerinde yer aldığı kadarıyla şu gayeler için çalışıyor: Barış, birlikte var olma, dünya vatandaşlığı ve insanlığın kardeşliği.)

Bölgemiz ve BAE’nin izlediği yıkıcı politikalar hakkında hiçbir şey bilmeksizin manzaraya baktığınızda, “Ne var ki bunda? Ne güzel işte” demek mümkün. Ama gelin görün ki, “insanlığın selâmeti için bütün dünyayı aynı çatı altında dua etmeye” çağıran BAE, aynı zamanda Yemen’den Libya’ya, Suriye’den Somali’ye bir yandan da her ülkenin altını üstüne getirmeye çalışan bir siyaset takip ediyorsa, o zaman “dua seansları”nın hem dünyanın gözünü boyama girişimi hem de yeni bir “din dizaynı çabası” olduğunu söylemek gerekiyor. Öbür türlüsü, Ortadoğu coğrafyasının yakıcı gerçeklerine hiç münasip düşmeyecek bir saflık olur.

BAE’nin sponsorluk yaptığı “dünya dinlerinin kardeşliği” projesi, İslâm âleminin yeni karşılaştığı bir durum değil. Bizdeki FETÖ tecrübesinde olduğu gibi, amaç, İslâm’ın ve Müslümanların “uluslararası sistem”e herhangi bir alternatif getirmek gücünden mahrum bırakılması için elden gelen her şeyin yapılması. Bu projede, dinler sözde “kardeş” olurken, kendinden veren, geri adım atan, iddialarından vazgeçen ve elindeki yitirenler her zaman Müslümanlar. Çünkü hedef tam da bu. “Kardeş” olunan dinlerin Hıristiyan, Yahudi, Hindu vs. mensupları mevzi kazanmayı sürdürürken, alttan almak zorunda kalan, özür diler pozisyona sürüklenen, görüşlerini ve yorumlarını revize etmek durumunda bulunanlar hep Müslümanlar. Çünkü, her şey “İslâm’ı budamak” için.

BAE’nin Arap dünyasında soyunduğu, yedeğine Mısır ve Suudi Arabistan’ı da alarak gerçekleştirmeye çalıştığı, yeni yetişen genç nesilleri güdülediği bu hedef, bölgede yürüttüğü mücadelenin de ana motivasyonlarından birini oluşturuyor. “Siyasal İslâm” adı verilen heyulayla savaşmak için, uluslararası sisteme alternatif getiren her türlü Müslümanca siyaset yorumunu “terör”le ilişkilendiren bu bakış, İslâm’ı camiye, duaya ve gözyaşına hapsederek, kitlelerin “din ihtiyacı”nı duygusal ve hamasî yöntemlerle tatmin etmeye odaklanıyor. Biz, buna da aşinayız.

(BAE’nin sözde “Siyasal İslâm’la mücadele” adı altında başlattığı vahşi dış politikanın kurbanlarından Katar, başkent Doha’dan yayın yapan El Cezire televizyonu üzerinden geçtiğimiz günlerde paylaştığı animasyonda, tümüyle İran’a yaklaştığının çarpıcı bir işaretini verdi. Kâsım Süleymânî’nin “mücahit” olarak övüldüğü animasyonda kullanılan görüntülerin, İranlı generalin harabeye dönmüş Halep’in yıkıntıları arasında gezinirken çekilen fotoğraflarından kopyalanması dikkat çekti. BAE’nin başını çektiği Katar karşıtı cephe, Doha’yı “İran’a yardım” ile suçlarken, BAE’nin bizzat kendisi Şam’daki büyükelçiliğini yıllar sonra yeniden açtı. Katar, normalde daha dengeli bir politika takip edebilecekken, böylece İran’ın kucağına savruluyor, BAE ise kendisi İran ve Suriye’yle de ilişkileri derinleştiriyordu.)

BAE ve şürekâsının uyguladığı politikaların sonuçları, önümüzdeki on yıllar boyunca bölgemizde derinlemesine hissedilecek. Siyasî, askerî, dinî ve sosyal her alanda. Söz konusu agresif politikaların dinî ayağını garantiye almak için BAE tarafından kurulan ve yukarıda sözünü ettiğim “din dizaynı”nı kurumsal hale getiren “Meclis-i Hukemâi’l-Muslimîn” (Müslüman Hakîmler Meclisi) ise, müstakil bir yazının konusu olacak kadar önemli.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.