Taha Kılınç


Ömer’in Serüveni

22 Kasım 2020 21:32

Hikâye, neresinden bakarsanız bakın, olağanüstü ayrıntılarla dolu:

Kahramanımız, 1982’de Somali’nin başkenti Mogadişu’da, orta sınıf Müslüman bir ailede dünyaya gelir. İtalyan yemeklerine tutkulu, kadınların eğitiminden yana, küçüklere söz hakkı veren “olgun” büyüklerin gözetiminde, mutlu bir şekilde çocukluğunu yaşamaya devam ederken, iç savaş patlak verir. 1991’de kahramanımız ve ailesi, uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından, önce Somali’nin liman şehri Kismayo’ya, oradan da Kenya’da Mombasa’nın hemen batısındaki Utange Mülteci Kampı’na ulaşır. İki yaşında annesini kaybettiğinden beri kendisine analık eden teyzesi, kampın kötü şartlarında sıtmadan hayatını kaybeder. Bu sırada 10 yaşında olan kahramanımız, hayatın en acı çehrelerinden biriyle böylece yüzleşmek durumunda kalır.

Mart 1995’te, mülteci kampında geçen dört zor yılın ardından, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin yaptığı bir seçimle, kahramanımız ve ailesi ABD’nin yolunu tutar. Önce New York, sonra da Arlington’da (Virginia) ikâmet eden aile, nihayet ABD’nin en kalabalık Somalili mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan Minneapolis’e yerleşir. 17 yaşında Amerikan vatandaşı olan kahramanımız, ertesi yıl kendisi gibi mülteci olan bir Somalili ile evlenir. Özel hayatının karmaşasını bir yana bırakarak, resmî profilini izlediğimizde karşımıza çıkanlar şunlar: 2011’de Kuzey Dakota Eyalet Üniversitesi’nde yüksek öğrenimini bitirdikten sonra, bir yandan da siyasete göz kırpmaya başlar. Minnesota Eyalet Meclisi seçimlerinde danışmanlık yaparken, eyalet eğitim biriminin de çalışanları arasındadır. Kahramanımızın bu kadarla yetinmeyeceği bellidir, nitekim yetinmemiştir. 2016’da, dişli rakipleri Phyllis Kahn ve Mahmud Nur’u alt ederek Minnesota Eyalet Meclisi’ne seçilir. 2018’de ise daha büyük bir sürpriz yaşanır: Temsilciler Meclisi’nin ilk Müslüman üyesi Keith Ellison, başsavcılık için görevini bırakacağından dolayı, koltuğunu kahramanımıza teklif eder. Aynı yılın sonunda, “Temsilciler Meclisi’nde ilk başörtülü vekil” başlıkları Amerikan basınını süslemeye başlamıştır bile.

Evet, ABD Başkanı Donald Trump’ın da zaman zaman Twitter hesabından direkt biçimde hedef aldığı ve bu şekilde bütün dünyada şöhrete kavuşturduğu İlhan Ömer’den (Ilhan Omar) söz ediyorum. Somali’de bir mülteci kampından Temsilciler Meclisi’ne tırmanışının baş döndürücü öyküsü ve hikâyesindeki birçok boşluk (Amerikan vatandaşlığını ediniş biçimi örneğin) üzerinden hâlâ yoğun biçimde tartışılan Ömer, ABD’de Müslümanlığın kamusal alandaki görünüşüne dair çok yönlü bir örnek.

Başındaki örtü Amerikan ve dünya basınında “hicab” olarak anılsa da, İlhan Ömer, örtüsünü klâsik İslâmî literatürdeki “hicab”dan epey farklı şekillerde yorumlamayı tercih ediyor. Ömer’in “hicab”ı bazen bir boneye dönüşüyor, bazen bir fulara, bazen de rengârenk bir türbana... Sıkıca örtündüğü sahneler de var, ancak onlar son yıllarda hızla geride kalıyor.

İsrail’le ilgili attığı bazı eski tweetleri nedeniyle özür dilemek zorunda bırakılan -ki bu çok şaşırtıcı değil- İlhan Ömer, ABD’de giderek yükselen bir trend haline gelen ve bütün dünyaya servis edilen “LGBT” çizgisinin de ön plandaki bir savunucusu. Geçtiğimiz yıl düzenlenen bir eşcinsel yürüyüşünde çılgınlar gibi dans eden Ömer’in meseleyi yalnızca “insan hakları” çerçevesinde ele almadığı anlaşılıyor. (Dünyayı “LGBT baskısı” altına alma yolunda hızla mesafe kat eden eşcinsel lobisi, ABD’nin yeni Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in de sıkı desteğine sahip. Demokratların iktidarında, bu mesele de dünyanın gündemine daha fazla ve hızlı sokulacak gibi görünüyor.)

İlhan Ömer, 2017’de BM Genel Kurul çalışmaları için New York’u ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edildiğinde, oldukça makul bir görüntü veriyordu. Zira o sırada yalnızca Minnesota Eyalet Meclisi’nde üyeydi. Temsilciler Meclisi’ne doğru yükseldikçe, Ömer de eli yükseltti. Yukarıda notunu düştüğüm ilginçlikler silsilesi, CV’sine sonradan eklendi. Ömer, ABD’deki genel havaya uyarak, Barış Pınarı Harekâtı sırasında “Türkiye’nin Suriye’de sivillere karşı kimyasal silah kullanıp kullanmadığının araştırılmasını” bile istedi mesela. Bu da onun “sisteme uyum sağlama” uğruna çizdiği zikzaklardan bir başkasıydı.

Türkiye’den dünyayı izleyenler, ABD siyasetinde Müslümanların görünür hale gelmesini genellikle sevinçle karşılıyor. Ancak sadece İlhan Ömer prototipi bile, “Müslümanca bir siyaset” adına bu yolun ne büyük zorluklarla ve engebelerle dolu olduğunu göstermeye yetiyor.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.