Taha Kılınç


Ortak Payda

27 Haziran 2020 19:03

Salahaddîn Eyyûbî, 1187’de Kudüs’ü Haçlı işgalinden kurtardıktan sonra, şehirde bir takım demografik düzenlemeler yapmış, maiyetinde bulunan çeşitli milletlerden Müslümanları Kudüs’ün farklı noktalarına iskân etmişti. Mescid-i Aksâ’nın batı tarafında Mağribli Müslümanlarca oluşturulan “Meğâribe Mahallesi” bunlardan biriydi. (Burası, 1967’deki İsrail işgalinin hemen akabinde, buldozerlerle yıkılarak yok edilmiştir.) Salahaddîn, sur dışını da ihmal etmemiş, adeta istikbali görerek, buralarda da küçük “Müslüman kolonileri” teşkil ettirmişti. Bu çerçevede, kendisinin özel doktoru olan Şeyh Husâmuddîn el-Cerrâh’a, Kudüs surlarının kuzey kesiminde bir mıntıka bağışlamış, aynı zamanda tasavvufî yönü de olan Şeyh Cerrâh, ailesi ve dostlarıyla birlikte burayı mesken tutmuştu. Şeyh’in vefatından sonra kendisi adına yapılan cami ve türbeyle birlikte, burası günümüzde de Şeyh Cerrâh Mahallesi olarak bilinir.

1800’lü yılların son çeyreğinden itibaren, Şeyh Cerrâh, Kudüs’ün Müslüman elitlerinin tercih ettiği bir semt haline geldi. Huseynîler, Naşâşîbîler, Mescid-i Aksâ’yı korumakla görevli vakfın yöneticileri, ulemâ sınıfı ve tüccarlar… İşgal öncesi Kudüs’ünde, Şeyh Cerrâh Mahallesi, tabir-i câizse Kudüs’ün kaymak tabakasını kendisine çeken bir mıknatıs gibiydi. Kudüs surlarının en gösterişli girişi olan Şam Kapısı’na yakın konumu da, mahallenin tercih edilmesinin önemli sebeplerinden biriydi.

İsrail’in kuruluşuna giden süreçte, Yahudilerin yoğunlukta yaşadığı Batı Kudüs’e sınır oluşundan dolayı, Şeyh Cerrâh Mahallesi bu defa çatışmaların ve gerilimlerin merkezine oturdu. 1948-1967 arasında Kudüs’ü ikiye ayıran duvara ev sahipliği yapan mahalle, işgalle birlikte Siyonistlerin fiilî saldırılarıyla yüzleşti. 1990’larda ve nihayet 2000’li yılların başında, Şeyh Cerrâh’ta yaşayan bazı Filistinli ailelerin evlerine işgalciler yerleşmeye bile kalkıştı. İsrail Yüksek Mahkemesi’ni de arkalarına alan yerleşimciler, 2009’da Şeyh Cerrâh’ın köklü sakinlerinden Hanûn ve Ğâvî ailelerini evlerinden uzaklaştırdı, Kurd ailesinin de evinin yarısını ele geçirip içine taşındı. Filistinlilerin ta Osmanlı döneminden kalma resmî belgeleri ise, İsrail mahkemeleri tarafından güvenilir bulunmadı.

Tüm bu gerilimli süreçlerin en yakın şahitlerinden biri, Rifka el Kurd (daha yaygın bilinen ismiyle: Ümmü Nebîl), geçtiğimiz hafta 103 yaşında dünyaya gözlerini yumdu. 1917’de Filistin’in sahil şehirlerinden Yâfâ’da doğan Ümmü Nebîl, 1948’de bölgenin Siyonistler tarafından işgalinden sonra, ailesiyle birlikte Kudüs’e taşınarak Şeyh Cerrâh’a yerleşmişti. Burada da sürekli Siyonist tacizleriyle yaşamak durumunda kalan Ümmü Nebîl, 2009’da evinin Yahudi yerleşimciler tarafından işgal edilmesinin ardından, kurduğu çadırı bir direniş noktası haline getirmişti. Yerli-yabancı işgal karşıtları çadırda haftalar boyunca toplanmış, burada yapılan basın açıklamalarıyla Şeyh Cerrâh’taki nazik durum dünyaya duyurulmaya çalışılmıştı. İlginç olansa, İsrail’in işgal politikalarına karşı çıkan yüzlerce Yahudi’nin de bu protestolarda Filistinlilerle birlikte saf tutmasıydı. İsrailli bazı işgal karşıtı organizasyonlar, önceki yıllarda yine Şeyh Cerrâh’ta direnişler düzenlemişler, hatta İsrail buldozerlerine karşı bilfiil mücadele vermişlerdi. Sayıları çok olmasa da, duruşlarının sembolik önemi büyüktü.

***

Ümmü Nebîl’den yalnızca dört gün sonra, 21 Haziran’da Kudüs’ten bir ölüm haberi daha geldi: İbrani Üniversitesi’nin tanınmış öğretim üyelerinden, İsrailli tarihçi ve siyaset bilimci Prof. Dr. Zeev Sternhell, 85 yaşında hayatını kaybetmişti. Akademik camiada faşizmle ilgili yaptığı çalışmalarla ün kazanan Sternhell, aynı zamanda İsrail’in Filistin topraklarındaki işgal politikalarını ve Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini sert biçimde eleştirmesiyle şöhret bulmuştu. Sternhell’in eleştirileri Siyonist cephede öylesine rahatsızlık uyandırmıştı ki, 25 Eylül 2008 günü, ABD doğumlu Jack Teitel isimli bir Siyonist, kendisine bombalı saldırı girişiminde bulunmuştu. Ayağından yaralanan Sternhell, hastanede verdiği röportajlarda da işgali eleştirmeyi sürdürmüştü.

***

Yıllardır savunduğum bir şey var:

Filistin cephesine tanınmış siyasî aktörler üzerinden yaklaşmak ve yalnızca buraya odaklanmak, Ümmü Nebîl ve Zeev Sternhell gibi örnekleri görmeyi engelliyor. Keşke, Kudüs ve Filistin çalışmalarımıza, “İsrail işgaline muhalefet ortak paydasında buluşan farklı şahsiyetler ve bunlarla ortaklaşa yapılabilecek işler” gibi başlıklar da eklesek… Belki, bazı alanlarda hareket kabiliyetimiz biraz artar.

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.