Mustafa Kaya


Pompeo’nun Patrikhaneyi Ziyaret Kararı Bana Neyi Hatırlattı?

18 Kasım 2020 00:27

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun içinde Türkiye’nin de olduğu 7 ülkeyi ziyaret turu geçtiğimiz Cuma günü başladı. Bu program 10 gün sürecek. Pompeo sırasıyla Fransa, Türkiye, Gürcistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan’ı ziyaret kapsamına aldı. Buraya kadar tamam. Yalnız ABD Dışişleri Bakanlığı bu ülkelerde kimlerle görüşüleceğine dair detaylı bilgilendirmesinde Pompeo’nun Türkiye’de sadece Fener Rum Patriği Bartholomeos ile bir araya geleceğini açıkladı. Bu açıklamadan sonra herkes “nasıl yani” sorusunu sordu. “Pompeo görüşme programına Türkiye’den herhangi bir yetkiliyi neden almamış olabilir” diye tartışmalar öne çıktı. Bu yazı tamamlanana kadar Türkiye’nin, ABD ile Pompeo’nun Türkiye’de yetkililerle görüşme yapması konusunda irtibata geçtiği söyleniyordu ancak yazıyı gazeteye gönderene kadar henüz bir sonuç da alınamamıştı.

Bu ziyaretler, özellikle de Fener Rum Patriği ile yapılacak görüşme her ne kadar yerli basında pek yer bulamazken, Yunanistan’ın önde gelen basın-yayın organlarında sıkça görüldü. Ortodoks Kilisesi’nin farklı ülke ve dillerdeki internet sitelerinde de ziyarete özellikle vurgu yapıldı. Diğer taraftan ABD, Fener Rum Patrikhanesi ile görüşmeyi “tüm dünya genelinde dini özgürlükler konusundaki güçlü duruşu vurgulama” olarak açıkladı. Rum ve Yunan basınının yanı sıra kilisenin de benzer bir tavırla dini özgürlükler konusunda rahatsız olduğu şeklinde yapılan yorumlar dikkat çekicidir. Zaten aynı şekilde Katolik Kilisesi de Ortadoğu’daki çatışmalarda gözle görülür bir biçimde dini ayrımcılık yaparak bölgede yaşayan herkesin değil sadece Hıristiyan nüfusun güvenliğinden endişelenmişti.

Bunun yanında bir dışişleri bakanının ziyaret edeceği yabancı bir ülkede görüşeceği yetkililer diplomasi geleneklerine göre aşağı yukarı bellidir. Pompeo’nun Türkiye dışında yapacağı ülke ziyaretleri ve kimlerle görüşüleceğine dair detaylar ayrı bir yazı konusu olabilir. Seçilen ülkeler Donald Trump yönetiminin Ortadoğu ve bölgeye bakışını ortaya koyan önemli izler taşıyor. Yüzyılın Anlaşması, İsrail ile normalleşme adımları, Fransa ile ABD’nin birbiriyle örtüşen politikaları bu ziyaret programından net olarak anlaşılıyor. Ayrıca bu, resmi bir ziyaret olmayıp bakanın gayr-i resmi olarak Türkiye veya İstanbul’a turistik bir gezisi olsaydı şehirdeki müze veya tarihi anıtların yanı sıra Hıristiyanlar için önemli kabul edilen bir makamı da görmek ve mümkünse oranın ruhani lideri ile görüşmek istemesini yadırgamazdık. Zaten böyle bir görüşmenin de daha çok özel ve belki de dini içerikli bir görüşme olduğunu var sayardık. Herhangi bir resmi sıfat taşımayan birisinin özel görüşmeleri de ülke güvenliğini tehlikeye atma ihtimali olmadıkça bizi de çok ilgilendirmezdi. Fakat ülkedeki mevkidaşı da dâhil olmak üzere başka bir yetkili ile görüşülmemesi tam anlamıyla sorgulanması gereken bir durumdur.

Peki, Pompeo’nun bu ziyareti bana neyi hatırlatmış olabilir? İfade etmeye çalışayım.

ABD Çalışma, İnsan Hakları ve Demokrasi Bürosu 26 Ekim 2009'da Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu yayınlamıştı. Raporun sonunda ABD İstanbul Başkonsolosluğu tarafından dini azınlıklara güvenlik eğitimi verildiğinden bahsediliyordu. Raporda geçen orijinal ifade, "Genel güvenlik stratejileri çerçevesinde İstanbul Başkonsolosluğu dini azınlıklara güvenlik eğitimi vermiştir" şeklindeydi. Tabi bu raporu ilk gördüğümde şaşkınlığımı gizleyememiş, böyle bir şeyin mutlaka bir hata sonucu yazılmış olabileceğini düşünmüştüm. ‘Dini, dili, ırkı, mezhebi ne olursa olsun bütün vatandaşların mal, can, ırz, namus güvenlikleri Türkiye Cumhuriyeti’ne emanet değil mi’ diye hayretler içinde kalmıştım. Nasıl olurdu da bir başka ülkenin hem de başkonsolosluğu böyle bir şeyi yapmakta bir beis görmemiş, herhangi bir engel ile karşılaşmamıştı? Hatırlayanlar mutlaka vardır; o dönemde bunu gündeme Milli Gazete getirmiş ama maalesef kimse “dini azınlıklara eğitim” meselesinin peşine düşme cesareti gösterememişti. O haberin içeriğinde ise İstanbul Valiliği’nin “bizim böyle bir eğitimden haberimiz yok” diye sorulan soruya resmi cevabı ve ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nun ise, “2003 yılı Levent HSBC terör saldırılarından beri silahsız bir şekilde bu eğitimi verdiklerini” kabul ettikleri açıklamaları vardı. Yani yıl 2003 ve raporun yayınlandığı yıl ise 2009. Arada 6 yıl var. Bu kadar yıl boyunca başkonsolosluk İstanbul’daki dini azınlıklar için eğitim kararı almış ve uygulamıştı. Kimseye danışma veya bilgi verme ihtiyacı da hissetmemişti.

İşte Pompeo’nun bu Türkiye ziyaretinde sadece Fener Rum Patriği ile görüşeceği söylenince zihnim bana doğrudan yukarıdaki hadiseyi hatırlattı. Bunun yanında yine ABD o yıl yayınlanan raporda “devletin Rum Ortodoks Patriği’nin ekümenik statüsünü tanımadığına” vurgu yapıyordu. İşin özü şuydu; ABD aslında doğrudan hem de başkonsolosluğu aracılığıyla kendi vatandaşları üzerinden Türkiye’nin iç işlerine müdahale etmişti. Bununla da kalmamış ekümeniklik tartışması üzerinden bu müdahalesine siyasi bir boyut da kazandırmıştı.

Bütün bunlardan sonra insan şu soruyu sormadan edemiyor; sahi ABD Dışişleri Bakanı Pompeo Türkiye’de kimilerinin seçimi kaybettiği için yas tuttuğu, ah vah ettiği, “hiç olmadık kadar yakın olduğumuz” Başkan Trump’ın Bakanı değil mi?