Taha Kılınç


Virüsle Yaşamak

19 Mart 2020 00:08

Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur yakınlarındaki “Masjid Jamek Sri Petaling” isimli camide, 27 Şubat ilâ 1 Mart arasında, en az 16 bin kişinin katıldığı bir dinî etkinlik düzenlendi. Caminin iç ve dış mekânlarının lebâbep dolduğu etkinliğe katılanların yaklaşık 14 bini Malezya içinden, kalanı da dışındandı. Çoğunluğu Asya ülkelerinden olmak üzere, yabancı katılımcılar dünyanın çok çeşitli bölgelerinden gelmişti. Gece-gündüz devam eden merasim ve etkinlikler sırasında, hava sıcaklığı da gündüz 35-36, gece de 24-25 derecelerde seyretti. Tüm bu kalabalık, namazlarını cemaatle kıldı, yemeklerini iç içe yedi, caminin içinde ve dışında yan yana uyudu. Buluşma sona erdiğinde, Malezyalılar geldikleri şehirlere, diğerleri de ülkelerine dağıldılar.

Geçtiğimiz pazar günü (15 Mart), Malezya Sağlık Bakanlığı, ülkedeki koronavirüs vakalarının astronomik bir şekilde arttığını duyurdu. Son teşhislerle sayı 428’e tırmanmış, böylece Malezya, “Virüsün en çok görüldüğü Güneydoğu Asya ülkesi” oluvermişti. Bu rakamın 243’ünü ise, Masjid Jamek Sri Petaling’deki dinî etkinliğe katılanlar oluşturuyordu. Alarma geçen Malezyalı yetkililer, etkinliğe katıldığını tespit edebildiklerini (veya kendilerini bildirenleri) 14 günlük zorunlu karantinaya tabi tutarken, bir yandan da “O tarihlerde camide bulunanlar, lütfen bakanlığımıza veya ülkelerindeki sağlık kurumlarına başvursun” çağrısını tekrarlıyor.

Malezya’nın komşusu Brunei’de de, şimdiye kadar tespit edilen 50 vakanın 45’ini, Kuala Lumpur’daki etkinliğe katılanlar oluşturdu. Şimdi, farklı ülkelerdeki yetkililer, Malezya’dan gelenleri karantina altına almak için düğmeye basmış bulunuyor.

***

Koronavirüsün Ortadoğu ve Körfez’e yayılım ve dağıtım noktası olan İran’da, daha dikkat çekici bir manzara görülüyor:

Virüsünün ilk görüldüğü Kum şehrini giriş-çıkışlara kapatmamakta direnen İranlı yetkililer, karantina uygulanması yönündeki teklifleri de “Birinci Dünya Savaşı’ndan kalma yöntemler” diye küçümseyerek reddetti. Ardından, durumun ciddiyeti anlaşılınca, “Önümüzdeki hafta kontrol altına alırız” demekte beis görmediler. Nihayet, koskoca bir ülke, şu anda virüse teslim olmuş vaziyette.

Çeşitli kentlerdeki türbe ve ziyaretgâhların kapatılması noktasında da oldukça yavaş hareket eden İran yönetimi, on binlerce insanın kucak kucağa girip çıktığı dinî mekânlardan ikisini (Meşhed’deki İmam Rızâ Külliyesi ve Kum’daki Fâtıma Ma’sûme Türbesi) kapatmayı nihayet başardı. Ancak bu defa da din adamları ve halk kitleleri duruma tepki gösterdi. Türbelerin demir parmaklıklarını yalayan adamların videolarından sonra, kapılardaki engelleri yıkıp içeri dalan kalabalıkları da gördük. Hatta, “Virüs, Mehdi’nin gelişini hızlandıran bir gelişme”, “Virüse çare, türbelerde” vs. diyenler bile çıktı.

***

Fas Krallığı da, İslâm dünyasındaki birçok ülke (Türkiye, Libya, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri…) gibi camilerde vakit ve cuma namazlarının topluca kılınmasına yasak getirdi. Normalde namaz vakitleri dışında zaten kapalı tutulan Fas camilerinin kapısına, artık “uzunca bir süreliğine” tamamen kilit vuruldu.

Ancak Fas’ın çeşitli şehirlerinden gelen fotoğraflar, camilerde toplu namazın neden yasaklandığının anlaşılmadığını gösteriyordu. Camilerin kapı önlerinde, caddelerde, parklarda yine insanlar cemaat yaparak, namazlarını omuz omuza ve topluca eda ediyordu. Sosyal medyada yayılan görüntüler, haklı olarak tepkilere ve soru işaretlerine neden oldu.

(Filistinliler, namaz konusunda farklı bir içtihad sergiledi: Camileri kapatmak yerine, cemaatle namazda kişilerin ve safların arasına ikişer metre mesafe koydular. Böylece fiziksel temasta bulunmadan, namazlarını edaya başladılar. Tabi bunu uygulayabilmek için, namaza gelenlerin ciddi şekilde bilinçli ve sosyal yönden eğitimli olması gerekiyor. Dahası, birçok caminin fiziksel ortamı da, bu kadar yayılmaya müsait değil.)

***

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın almış olduğu “camilerde cemaatle namaza ara” kararı tartışılırken, bu kararın ne kadar hayatî olduğunu vurgulama adına, İslâm dünyasındaki farklı örneklerden birkaçını göz önüne getirmek istedim bu yazıda. Müslümanlar olarak, aklımıza-hayalimize gelmeyen durumlarla karşılaştığımız ve şaşkınlıklara düştüğümüz bir dönemden geçiyoruz. İslâm tarihi boyunca benzeri kriz dönemleri sıklıkla ümmeti yoklamış olsa da, tarih okumalarımız zayıf olduğundan, şaşkınlıklarımıza panik ve endişe de eşlik ediyor.

Yapılacak şey basit: Kişisel tedbirleri ve önlemleri en üst seviyeye çıkarmak, yetkililerin talimatlarına harfiyen uymak ve bunların sonucunda, ilahî takdire teslim olmak.

 (*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.