Türkiye

Uygur ve Suriyeli Mülteciler Türkiye'de Birlikte Yuva Kuruyor

05 Mart 2021 18:06

Müslüman Uygurlar ilk olarak 1990'larda Doğu Türkistan’da ki Çin zulümden kaçarak Türkiye'ye gelmeye başladılar. Kayseri’nin Türkistan Mahallesi olarak adlandırılan bölgesinde, Suriye’den gelen mültecilere yardımcı olan Müslüman Uygurlar, Türkiye’de birlikte yuva kuruyorlar.

Muslim Port Haber Merkezi | Yunus Emre Kaynak

Tarihi Orta Anadolu şehri Kayseri'nin bir mahallesinin sakin sokaklarında, bir grup çocuk futbol oynuyor. Uygurlar ve Suriyeliler.

On üç yaşındaki Muaz, aralarında en büyüğü. Altı yıl önce Suriye'nin Humus kentinden ailesiyle birlikte kaçan 55 yaşındaki Muhammed Tevfik'in beş çocuğundan biri. Oğullarından ikisi büyüdü ve evden uzaklaştı. Küçük olan üç çocuğu - Muaz ve iki kız kardeşi - Kayseri'de ebeveynleriyle birlikte yaşamaya devam ediyor.

Bir zamanlar Suriye'de bir hazır giyim fabrikası işleten iş adamı olan Tevfik, artık bir hurda satıcısı ve 1990'larda buraya yaşamaya gelen Uygurların adını taşıyan Kayseri'nin “Türkistan Mahallesi” adındaki bölgesinde iki odalı bir evde ailesiyle birlikte yaşamına devam ediyor. Topluluk hala çoğunlukla Doğu Türkistan’da ki Çin zulmünden kaçan Uygur Müslümanlarından oluşuyor. Ancak son birkaç yılda çok sayıda Suriyeli aile bu bölgeye geldi. Hem kendi ülkelerinde ki şiddetten kaçan Uygurlar hem de Suriyeliler mahallede birbirlerine ve küçük topluluklara sığınarak yaşamaya devam ediyor.

Topluluğu Birbirine Bağlayan Çocuklar

Tevfik'in evinin etrafındaki boşluk, eski mobilyalar, demir, inşaat malzemeleri gibi topladığı hurdalarla dolu. Tevfik burada gerçek bir ev yaptığını ve ailesinin huzur içinde olacağı bir yer bulduğunu söylüyor. Onların yaşadığı ev mahalledeki en eski evlerden biri ve aile soğuğu savuşturmak için paslı, eski bir şömineyle birlikte tek odada toplanarak uyumaya çalışıyor.

Kayseri'de sıcaklıklar kışın eksi 25 dereceye kadar düşebilirken, Aralık ayında genellikle sıfırın altında seyrediyor.

Parlak kış günlerinde öğleden sonra futbol oynayan Muaz, diğer tüm çocukları ailesinin evine davet ediyor. Çay içmek için toplanırken, Tevfik'in topladığı kırık mobilya parçalarından oluşan derme çatma sandalyelerde güneşin altında oturan yaşlılar gelmeye başlıyor.

Yerel okulda Türkçe öğrenen çocuklar, büyükleri ortak bir dili paylaşmadıkları için çevirmenlik yapıyorlar. Suriyeli aileler Arapça, Uygurlar ise Uygur dilini konuşuyor. Uygur yetişkinlerinin çoğu, kendi dillerine yakın olduğu için Türkçeye hakim. Ancak Suriyelilerin çoğu sadece birkaç kelime biliyor. Muaz'ın 15 yaşındaki ablası Takva ise küçük çocuklara Türkçe öğrettiğini söylüyor.

'Hikayelerini Duyduğumda Kendi Acımı Unutuyorum'

Tam adını vermek istemeyen 45 yaşındaki Müslüman Uygur Abu Kasım ve Taufeeq birlikte ikindi namazını kılıyor. Abu Kasım'ın ailesi aynı sokakta yaşıyor ve üç oğlu Muaz ile arkadaş. İki aile birbirini üç yıldır tanıyor. “Önce insanlıkla bağlandık. Sonra dinimiz ile ve daha sonra paylaştığımız acıyla” diyor Uygurca ve Türkçe konuşan Abu Kasım.

Sincan bölgesindeki Kaşgar şehrinin yerlisi olan Abu Kasım, birden fazla çocuğu olduğu için Çinli yetkililer tarafından zulüm ve işkenceye maruz kaldıktan sonra kaçtığını söylüyor. Ailesinin Çin'de yaşadıkları hakkında daha fazla konuşmak istemiyor çünkü konuştuktan sonra sınır dışı edilen insanları duymuş ve annesi ve kardeşleri hala orada.

"Türkiye bizim ikinci evimiz" diyor. 2015 yılında eşi ve çocukları ile Sincan'dan ayrılan Kasım, sınırı yürüyerek geçtiğini ve ardından birkaç Orta Asya ülkesinden Türkiye'ye geçtiğini belirtiyor. Aile, ayrılmalarına yardımcı olması için bir seyahat acentesine 5.000 dolar ödeme yaptığını belirtiyor.

"Buraya ulaşmamız altı ayımızı aldı" diyen Kasım, “Sınırları yürüyerek geçtik. Temsilcilere binlerce dolar ödedik ve kendimizi daha güvende hissedeceğimiz bir yere ulaşacağımızın garantisine sahip değildik.”

Tevfik'in ve ailesinin hikayesi de benzer. O ve ailesi, sürekli bombalama ve bombardımandan kaçmak için 2015 yılında savaşın yıktığı Suriye'den kaçtığını söylüyor. “Çocuklarımın gidecek okulu ve geleceği yoktu” diyor.

“Kendi evimin enkaza döndüğünü gördüm. O anda, bir daha ailemle bir evde oturacağımı hiç düşünmemiştim. Allah'a hamdolsun, öldürülme korkusunun olmadığı Türkiye’de olmaktan mutluyum” diye ekliyor.

Aile önce Kayseri'ye ve ardından bu mahalleye taşınmadan önce geçici oturma izni aldıkları Hatay'da yaşıyordu.

Tevfik, Uygur arkadaşlarının ona başka hiçbir topluluğun sağlayamayacağı türde bir destek sağladığını söylüyor. “Onlar [Uygurlar] son ​​derece medeni ve bizden daha kötüsünü gördüler. Oğlum bana Uygur arkadaşlarından öğrendiği zulüm hikayelerini anlattığında, kendi acımı unutuyorum.”

90’lı Yıllardan Bu Yana Müslüman Uygurlar Bölgede Yaşıyor

Uygurlar gelip burada evlerini inşa etmeye başlamadan önce burası boş bir alandı. 1997'de buraya gelen Syed Ridvan Kadir, “Bu toplum, çoğumuz [Uygurlar] evimizden kaçıp Türkiye bizi mülteci olarak kabul ettiğinde ortaya çıktı. Bu günlerde 90 yaşındaki Kadir, zamanını bahçeyle geçiriyor. O zamandan beri, bu mahalle genişliyor. Ve şimdi başka Uygur göçmenlerimiz de var.” diyor.

Hem Uygurlar hem de Suriyeliler mülteci oldukları için Türk makamlarından yardım alıyorlar. Syed Rıdvan Kadir'in oğlu Abdül Kadir Doğu Türkistan kültür ve danışma derneği merkezi başkanı olarak görev yapıyor ve çeşitli Türk STK'larının da yiyecek, malzeme ve para bağışladığını söylüyor.

“Devletin yanı sıra gelip bana kurbanlık et, kıyafet, kışlık stok veya malzeme teslim eden yerli halktan Türkler var. Burada yaşayan tüm ailelere eşit olarak dağıtıyorum” diye açıklıyor.