İsmail Mansur Özdemir


Tebessümlerde Büyüyen Zafer: “Üçüncü İntifada”

20 Mayıs 2021 11:24

Mayıs ayı içinde her gün uyandığımızda bir savaşa uyanıyoruz. Ve bu savaş 5700 yıldır devam eden çağlar aşan bir savaş. Allah’ın Kuran’da pek çok ayette tanımladığı gibi Siyonist Yahudi toplumu insanlığı bir şiddet sağanağının içinde tutmaya devam ediyor. Patolojik bir saldırma eğilimi içinde tüm dünyayı karşısına alma pahasına şiddeti artırarak ve daha geniş bir alana yayarak devam ediyor.

Bu şiddetin mekanı sadece Filistin değil, dünyadaki tüm kaos ve çatışmaların içine dikkatle bakıldığında, yakın dönemin büyük ve kitlesel savaşlarına bakıldığında içinden mutlaka Siyonist Yahudi varlığının çıktığı açıkça görülecektir. Tüm kritik konuların, tüm ihtilafların, tüm sabotaj, kaos ve toplumsal kuralsızlıkların, bozgunculuk ve infiallerin içinden sadece ve sadece Siyonist Yahudi aklı çıkacaktır. Bu saldırgan patolojik yapıya karşı mücadele edecek herkesi baştan antisemittik olmakla suçlayan bir organize suç şebekesi gibi adeta.

Bir Patoloji Olarak Siyonist Şiddet

Savaş içindeki Siyonist Yahudilerin tipolojik yapılarına dikkatle baktığımda iki şey dikkatimi çekiyor. Birincisi olgunlaşmamış ergen davranışlı bireyler, ikincisi şiddet arzusu içinde gözleri kan çanağı olmuş hasta insanlar. İlişkisel örüntü, birey ve toplum hikâyesinde şiddet yönelimi olan bir birey ve toplum modeli. Aslında bir yapısal hastalıktan bahsediyoruz, zira tüm dünya bu vahşi ergen davranış biçimi ile mücadele edip duruyor. Ama kayıtlar bu lanet patolojiyi değil, bu patoloji ile mücadele etmek zorunda kalan insanları kayıt altına alıyor. Tüm dünyada bu patolojik yapı ile mücadele eden insan, toplum ve devletler damgalayıcı olarak antisemittik olmakla suçlanıyor. Bu boyutuyla Siyonizm tüm dünyayı hasta eden, idrak ve aklı kontrol dışına çıkaran bir psikososyal illettir.

Üçüncü İntifadanın Kendine Has Karakteri

Nisan ayının başından itibaren başlayan sistematik süreç bugün bir savaşa dönmüş durumda. İsrail’in Filistin seçimlerine itirazı ile başlattığı süreç, seçim yaklaştıkça İsrail süreci manipüle etmeye yönelik gayretini farklı boyutlara taşıyabilir, terör ve istihbari ağırlıklı operasyonlarda yaptığı düşünüldüğünde daha da dikkat edilmelidir diye ifade etmiştik ki, İsrail bütün alanlarda sistematik olarak saldırıya geçti. Tam seçime yakın, hiçbir sebep yok iken bir Gazze saldırısı tamda İsrail’e yakışır nitelikte bir iş olacaktır demiştik o da oldu. Sistematik bir şekilde önce Mescid-i Aksa’da namaz kılan gençlerin üzerine saldırdı. Arkasından Müslüman ahaliyi rahatsız edecek tacizlere girişildi, mülkiyetlerinde ki evleri işgal edildi, Müslümanların tarım arazileri, yüz yıllık zeytin ağaçları işgalciler eliyle yakıldı ve nihayetinde zalim en iyi bildiği işi yaptı ve Ramazan günü Gazze’yi bombaladı. Pagan ayinleri ve Mescidi Aksa’ ya yönelik saldırılar ile bayram arifesinde konu başka bir boyut kazanmış oldu. Anlaşıldı ki, seçim süreci bir tarafa Mescidi Aksa’nın işgali ve mescidin bir kısmının Siyonistler eliyle işgalinin hesapları yapılıyor. Hesap ve çağrı Mescidi Aksa’nın işgal edilmesi ve sinagog haline getirilmesi. İsrail tarafında cüretkârca yapılan çağrı ve hazırlıkların şekli bu konuda Siyonistlerin oldukça ciddi olduklarını göstermiş oldu. Aslında tam burada şöyle bir gerçekle yüzleşiyoruz. Filistin’deki işgal sürecinde ana nokta Mescidi Aksa ve civarının işgalidir. Anlaşıldı ki, bugün o işgal günüdür. İşte bugün bu kadar güçlü direnişin ortaya çıkmasının sebebi tam burada gizlidir. Filistinli Müslümanlar ve hatta Hristiyanlar bu işgalin diğerlerinden farklı olarak rahatsız etme, huzursuz etme amacı taşımadığını, İsrail askerlerinin himayesinde net bir işgal girişimi olacağını ve ele geçirilen kısmın sinagog yapılacağı gerçeğini anlamış oldular.

Zulmü Tahfif ve Tezyif Eden Tebessüm

Bayram hazırlıklarını bir kenara bırakan Müslümanlar hızla Mescidi Aksa’nın müdafaası için bölgede hazırlığa geçtiler. Teravih namazının kılındığı bir zamanda başlayan saldırılara karşı tarihte çok az görülecek muazzam bir direniş başladı. Bu direniş özellikle İsrail’in işgali altındaki bölgedeki kardeşlerimizin ortaya koyduğu bir direniş olması açısından çok önemli. Günlere yayılan direniş her geçen gün daha da güçlenirken, gençlerin direnişte aldıkları rol ve direnişin tüm dünyada var ettiği doğal imajı Siyonistlerin ayağına dolandı. Filistinli gençlerin direnişteki gayretleri yanında, tutuklamalar esnasındaki hukuksuzluklar, orantısız müdahalelere karşı, tahfif ve tezyif eden tebessümleri ile Filistinli gençler İsrail’i hiçleştirerek itibarsızlaştıran bir küresel ve doğal propaganda dilini de başlatmış oldular. Filistin gençliğinin Mescidi Aksa içinde başlattığı bu eylemlerin zaman içinde oldukça geniş bir taban bularak İsrail’in diğer şehirlerinde aktif direnişe dönüşmesi İsrail’in hiç beklemediği bir durum oldu. Dikkatini İslami Hareket’in cevabına veren İsrail’in şehirlerinde başlayan direniş dengesini bozmuştur. Hayfa, Akka, Kudüs ve tüm şehirlerde ortaya çıkan sokak gösterileri ve Müslüman Gettolarda başlayan direniş ateşi İsrail’i derin bir kaos’un içine sokarken aynı zamanda İsrail’in derin bir açığını ve açmazını da ortaya koymuştur. Sosyal, ekonomik sorunlarla yüzleşen ve İsrail şehirlerinde gettolara mahkûm edilen halkın topyekûn bir direniş ortaya koyduğunda İsrail’in nasıl paniklediği ve kontrolü kaybettiği görülmüş oldu. Zaten korku üzerine kurduğu sisteminin ve askeri, politik despotizminin gençler karşısında çaresiz kaldığını tüm dünya görmüş oldu. Bu mücadelenin bundan önceki mücadelelerden çok temel bir farkı var. Filistinli gençlerin bireysel olarak ürettikleri yaşanmışlıklara bizzat canlı yayında tüm insanlığın şehadet etmesi. Siyonizm’in orta koyduğu zulmü setretme ve gizleme gücünün tamamen ortadan kalkması ile tüm dünya bu açık zulmü canlı canlı izlemiştir. İsrail kendisi ile mücadele eden yapıları radikal bir imaj üzerinden resmetmekte idi bu savaşa kadar. Adeta tüm savaşın yükünü İslami Cihad ve Hamasa’a bırakıyordu. Yarattığı olumsuz imaj ve yalan propaganda bu süreçte yerle yeksan oldu. Zira başı açık ya da kapalı, keman veya viyolensel kullanan, kotlu gençler yüzlerinde alaycı bir tebessüm ile tüm dünyaya mesaj sunmuş oldular ve bizzat bu savaşın bir tarafı olduklarını haykırdılar. Istırap ve huzursuzluk hali, mutluluk ve mücadelenin tebessümü ile yer değiştirdi. Mescidi Aksa’nın bahçesinde gençler yaygın ve hiçbir Filistinli gencin kayıtsız kalamayacağı bir direnişi ortaya koyarken, korku duvarlarını kolayca aştılar. Sadece kendileri aşmadı, aynı zamanda tüm dünyaya en güçlü mesajı verdiler. Aslında Mütebessim İntifada’nın ateşini bu güzel yüzlü, arslan yürekli gençler yaktılar. Daha ilk andan itibaren üçüncü intifadanın ateşinin yakıldığı belli idi. Yaptıkları canlı yayınlarla, perdesiz bir şekilde bu intifada ateşi tüm dünyada eş zamanlı olarak yakılmış oldu.

İsrail’in Yumuşak Karnı: Korku ve Kaos

Hayfa, Akka, Kudüs ve tüm şehirlerde başlayan mücadele, derin korku ve politik savrulmalar içinde yaşayan İsrail’i panikletti. Devlet otoritesinin (zaten olmayan) kaybolduğu derin kaotik ortam İsrail’in kendi toplumsal sisteminin ne kadar zayıf olduğunu, toplumsal yapının dağılmaya ne kadar müsait olduğunu, devletin güvenlik konusundaki acziyetini, kaos yönetme kudretinin zafiyetini ve İsrail’i kaos süreçlerinin nasıl da hırpalayacağını ortaya koymuş oldu. Görüldü ki, demir kubbe ile kendisini Hamas, İslami Cihat ve Hizbullah’ın füzelerinden korumaya yoğunlaşmış olan İsrail’in kendi içinde kaos ve direnişe yönelik mukavemeti çok zayıf. Birde buna dünyanın dört bir tarafında işgal edilmiş topraklara çağırılmış patolojik Yahudi topluluklar eklenince derin zafiyeti görmüş olduk. Filistin gençliğinin muazzam direnişi devam ederken bu direnişe kayıtsız kalmayacak olan İslami Hareket’in İsrail’e yönelik ihtarı da süreci çok değerli bir noktaya taşımış oldu. İsrail’in Mescidi Aksa’dan çekilmemesi halinde Cihadı başlatacağını ilan eden Hamas çok doğru bir zamanlama ile şehirlerde devam eden direnişi beslemiş ve en güçlü şekliyle sahiplenmiştir.

İnşallah diğer yazılarımda bu güçlü mukavemetin karakterini, Müslümanlarca ele geçen propaganda gücünü, dünya halklarının rolünü ve İsrail’i yıpratmaya yönelik sürecin devamlılığı konusundaki kanaatlerimi paylaşmaya devam edeceğim. Savaşlar; üzerine yazılan yazılar, analizler, akademik ürünler ve hatta belgesel ve sinemalar ile insanlığın hafızasına kazınırlar. Bu muazzam mücadeleyi bir canlı film sahnesi olarak tüketmeyerek, yeniden üreterek insanlığın zihnine kazımak zorundayız. Temel anlamda zaten derin bir meşruiyet krizi içinde olan İsrail’in Filistin seçimlerinden itibaren ortaya koyduğu tavır, kendi iç politik tutarsızlıklarının da etkisi ile tamamen akıl dışı ve kontrolsüzdür. Derin bir meşruiyet krizi içinde olan İsrail itibar ve kontrol zafiyeti içine girmiştir. Politik metinler, bilgi notları ve küresel enformasyon ile bu derin kriz yaygınlaştırılmalı ve bilgi tüm sektörlerde inşa edilmeli ve yaygın küresel propaganda güçlü metin ve söylemler üzerinden inşa edilmelidir. Bu sebeple her birey farklı ihtisas aygıtlarını kullanmalıdır. Savaşın var olduğu tüm alanlarda üretim ortaya konulması değerlidir. Burada sıcak savaşı besleyecek en güçlü enstrümanlardan biri savaş metnini genişleterek Filistin Müslümanlarının lehine ve İsrail aleyhine üretim yapmak ve yaygın genel olanı noktasal hale getirmektir. İsrail kötüdür ve işgalcidir yaklaşımı yetmez, tüm ortaya koyduğu günahlar bir çetele olarak tutulmalı, her türlü hukuksuzluk, her dilden dünya insanlığının önüne konmalıdır. Zira Siyonizm’in tüm dünyayı ateşe atacak bir batıl, pagan ideoloji olduğu bilinmeli ve Filistin’de yaşananlardan tüm dünya haberdar edilmelidir.  Netanyahu bir taraftan Gazze’ye bomba yağdırırken diğer taraftan sosyal medya üzerinden propaganda yapmaya çalışıyor. Geçen hafta yaptığı paylaşımda Bosna devletine de bühtan ederek 25 ülkenin kendi zulmüne destek verdiğini ilan etti. Fakat bu propaganda ancak bir cahil ebleh tarafından yapılacak bir propaganda tarzı. Zira dünyada 208 ülke olduğu düşünülürse 184 ülke İsrail karşıtı bir noktadadır. Bu durum tüm dünyanın iyi bir etkileşim ile İsrail karşısında konumlanabileceğini bize göstermiş oluyor.

Bu bağlamda üçüncü intifada sürecinin farklı disiplinlerce analiz edilmesi ve düşmanın zafiyetleri üzerinden örselenmesi çok önemlidir. Üçüncü İntifada üzerinden başlayan bu küresel boyutlu yeni savaşımızda düşmanın tüm alanlarda zarar görmesi için gayret ortaya koymamız gerekiyor.

(*) Başlıkta geçen tebessüm ifadesi Mescidi Aksa’da direnen gençlerin İsrail zulmünü tezyif ve hafife alan tebessümleri yanında Gazze şehitlerimizin Rablerine kavuşurken yüzlerinde oluşan tebessüm’den hareketle kullanılmıştır.