Taha Kılınç


Hangi Filistin?

29 Haziran 2021 15:29

Geçtiğimiz çarşambayı perşembeye bağlayan gece, sabaha karşı saat 03.30 sularında, Filistinli aktivist Nizâr Benât’ın El Halil’deki evi silahlı bir grup tarafından basıldı. Ailesinin ifadesine göre, kapısı kırılmak suretiyle girilen evde uykusundan dövülerek uyandırılan Benât, ardından sorgulanmak üzere bilinmeyen bir mekâna götürüldü. Birkaç saat sonra El Halil Valisi Cibrîn Bekrî’nin yaptığı resmî açıklama, Benât’ın trajik akıbetine işaret ediyordu: “Güvenlik kuvvetleri kendisini tutuklamak üzere evine gelmişlerdir. Sorgulama sırasında sağlığı kötüleşince hastaneye kaldırılmış, hastanede hayatını kaybetmiştir.”

Açıklamadaki “sorgulama sırasında sağlığı kötüleşince…” ifadesini bir tür itiraf olarak yorumlayan Filistinli gençler, hadisenin duyulmasından sonra sokaklara dökülerek tepkilerini dile getirdi. Bazı göstericiler Filistin yönetimine bağlı polis güçleriyle çatışırken, ciddi şekilde yaralananlar da oldu. Yaşananların “kanunlara ve geleneklere aykırı” olduğunu belirten Filistin Başbakanı Muhammed İştiyye, olayın gerçekleşme biçimiyle ilgili çok yönlü soruşturma başlatıldığını duyururken, Hamas’tan yapılan açıklamada Benât’ın karşılaştığı kötü muamele kınandı.

Râmallah merkezli Filistin yönetimine ve Mahmud Abbas’a yönelik sert eleştirileriyle tanınan Nizâr Benât, sosyal medyayı etkin kullanması sayesinde hatırı sayılır bir takipçi kitlesine de hitap ediyordu. 1993’te İsrail’le varılan Oslo Anlaşması’nı müteakiben kurulan Filistin yönetiminin Filistinlilerin lehine çalışmadığını savunan Benât, Râmallah ve Tel Aviv arasındaki güvenlik temelli işbirliğini de sıklıkla gündeme getiriyordu. Daha önce sekiz defa tutuklanan ve her seferinde işkence gören Benât ayrıca Filistin’de düzenlenecek parlamento seçimlerine katılmaya hazırlanıyor, böylece siyaset sahnesinde daha aktif bir rol oynamayı planlıyordu.

Çok sayıda benzeri bulunan bu son örneğin de gösterdiği üzere, Filistin içindeki çatışma ve ayrışmalar, İsrail işgaliyle aynı hızda ilerliyor. Geçmişte de, 1990’ların ikinci yarısından itibaren Yâser Arafat adına Gazze’nin fiilî yönetimini elinde bulunduran Muhammed Dahlan, yönetim muhaliflerine yaptırdığı ağır işkencelerle adını duyurmuş, Dahlan’ın özellikle Hamas’a uyguladığı baskı Gazze’de küçük çaplı bir iç savaşa yol açmıştı. “Karanlıklar prensi” unvanıyla anılan Dahlan, Arafat’ın ölümünden sonraki süreçte Mahmud Abbas yönetimiyle ters düşünce, Birleşik Arap Emirlikleri’ne iltica ederek, Filistin’de kazandığı “tecrübeleri” Abu Dabi rejiminin kullanımına sunmuştu.

***

“Filistin” derken, tam olarak nereyi kastediyoruz? Bu soru çok önemli. Zira bugün Filistin pratikte dört parçaya ayrılmış durumda: 1) Doğu Kudüs, 2) Batı Şeria, 3) Gazze, 4) İsrail sınırları içindeki Filistinli nüfus. Dışarıdan bakanların belki ilk anda göremediği ve hesaba katmadığı bu ayrışma, Filistin’in hem bugününü hem de yarınını tehdit ediyor.

İsrail işgal yönetimi, bu dört Filistin’in bir araya gelmemesi, aynı vücudun azaları gibi hareket edememesi ve aralarında organik bir bağın kurulamaması için on yıllardır sistematik bir siyaset izliyor. Doğu Kudüs’te işgalin bütün ağırlığı hissedilirken, Batı Şeria yaklaşık 700 kilometrelik bir duvarla izole edilmeye çalışılıyor. Gazze’yi 15 yıldır boğmaya devam eden abluka zaten malum. İsrail içindeki Filistinli nüfus ise, dünyaya verilen “ne kadar demokratik bir ülkeyiz” mesajının sosuna dönüştürülmelerine rağmen, gerçekte sürekli mobbingle karşı karşıya.

Dört Filistin yalnızca fiziksel bölünmelerle malul değil üstelik. İşgalin dayattığı olağan dışı şartlar sebebiyle, dört parçaya ayrılan Filistinlilerin siyasî, sosyal ve hatta kültürel öncelikleri de ayrışmaya başladı. Öyle ki, aynı halkın evlatları parçalanmış bir coğrafyada yaşaya yaşaya, süreç içinde birbirine de yabancılaşıyor. Bu garip denkleme bir de yukarıdaki türden dâhilî çekişme ve düşmanlıklar eklendiğinde, manzara tamamen tatsızlaşıyor.

İstikbalde bir gün “Filistin devleti”nin kurulmasına sıra gelirse, bu devleti yekvücut biçimde ayakta tutmaya yarayacak temel harç “Filistinlilik” olacak. Oysa şimdiden, bu harcın malzemeleri hızla eksilmeye başladı bile. Ortadoğu’da Suriye, Irak, Lübnan gibi sürekli sosyal ve siyasî depremlerle sarsılan ülkeleri aklımıza getirdiğimizde, müstakbel “Filistin devleti”nin de bu örneklere benzeyeceğine dair -maalesef- çok ciddi emareler belirmiş bulunuyor.

***

“Özgür Filistin” herkesin rüyası. Ancak şu soru cevaplanmak şartıyla: Hangi Filistin?

(*) Taha Kılınç'ın bu yazısı Yeni Şafak Gazetesi'nden alıntılanmıştır.